Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KALDIRIN ŞU AYRICALIKLARI, HUKUK DEVLETİNE DÖNÜN O ZAMAN HERŞEY RAYINA OTURACAK…

Kıb-Tek’te sendika bir sivil itaatsizlik yapıyor.

Yetkisi olmadığı halde, yasayı uygulama yetkisi kullanmaya çalışıyor.

“Yasa şu şartlarda elektrik kesilir dediğine göre, kesilmelidir, kimseye ayrıcalık tanınmamalıdır” diyor.

Şüphesiz devlet gereğini yapar, kesilse de yine bağlatır.

Ama bu, bir eylem çeşidi.

Kamunun, yani Maliye’nin borcu konusu yıllardır tartışmalı.

Hep bir mahsuplaşmadan bahsedilir, bu eylemler defalarca yapılır, ama o mahsuplaşma nedense hiç gerçekleşmez.

Sadece hükümetler değil, sendika da peşini bıraktığı için.

Şu elektrik borcu konusu bile, KKTC’de sistemin yanlış olduğunu göstermeye yeten

harika bir örnek.

Neresinden tutacaksın?

Kamuyu bir tarafa bırak, ya belediyeler?

İki yüz küsur milyon.

Kes şimdi elektriğini, ne olacak?

Nereden bulup da ödeyecek?

Çalışanını ödeyecek durumu yok.

Kısaca yerel yönetimler, batakta. Onların elektrik borcu da dahil, yeni düzenlemelere ihtiyacı var.

Peki, dünyanın teşviğini, desteğini, vergi muafiyetini tepe tepe kullanan otellere, üniversitelere ne demeli? Var mı böyle bir hakları?

Neden bu borç bu kadar birikir?

Neden sade vatandaşın gördüğü muameleye tabi değildirler?

Ne ayrıcalıkları var?

Devletten zenginler.

Dünyada örneği görülmemiş bir şekilde, üniversite sahipleri zenginler listesine girebiliyor.

En azından aldığı hizmetin bedelini ödese… Ondan da kaçan var… Ödeyen, enayi.

Tüccar, sanayici, yurt işletmecisi, şu, bu; niye göz yumuluyor?

Bedava üretilmiyor bu beytambal.

Sürekli zam yapmak zorunda kalıyor, halkın cebine el atma pahasına… Yatırım yapamıyor, borçlanıyor, bu beyefendilere hala bir yaptırım yok.

Hani adalet, hani eşitlik, hani görevler, hani iyi yönetim?

Anlaşılan hepsi, kafalarına göre ek muafiyetler yaratmışlar. Bir çeşit korunma zırhı.

Bu Kıb-Tek’e borç değildir.

Ben olaya böyle bakmam.

Ödenmemesi kanunsuzluktur…

Tahsil edilmemesi ise, kamuya karşı suç.

Ve gelmiş geçmiş tüm yönetimler bu suça ortak.

Ben maaşımı bağlatmışım Kıb-Tek’e, otomatik ödüyorum. Kullandığım elektrikle sadece temel ihtiyacımı karşılıyorum. Üretim yapıp, milyonlar da kazanmıyorum. Ama herşeyden kısarak, o ödemeyi yapıyorum.

O fatura, yazın en sıcak, kışın en soğuk aylarında bin liranın üstünde geliyor. Gıkımı çıkartmadan ödüyorum. Çünkü ben enayiyim, onlar arkalı, onlar uyanık.

Oldu mu size KKTC’nin yönetim tablosu…

Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Onurhan kararlı görünüyor. “Tahsilatın hızlandırılması için gerekli önlemler alınmaya devam edilecektir. Bu kadar büyük bir alacak tablosunun tasfiyesi kolay olmayacaktır ama gayretimiz bu yönde olacaktır” diyor.

Maliye’nin devletin alacakları konusunda yaptığı seferberliği Kıb-Tek de, yerel yönetimler de  başlatmalı.

Aynı şeyi burada da yazalım.

Zor değil… Tek şartı var, yeter ki siyaset, yasaların uygulanmasının önünü kesmesin. Bu iş “yapılandırırız, iş dünyasına zarar vermeyiz” gibi yuvarlak laflarla, geçiştirilecek bir iş değil. Zaten bunca yıl bu kadar borç, böyle birikti.

Kaldırın ona buna ayrıcalık tanımayı, korumacılık yapmayı.

Herkes yasalar önünde eşit olsun.

Bakın bakalım o zaman sendika da sivil itaatsizlik yapacak mı…

 

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

MARAŞ’A YAZIK ETMİŞİZ:

Gazeteciler dün kontrollü bir şekilde Maraş’ı gezdi. 45 yıllık harabe… Binlerce harap olmuş ev, 3 binden fazla otel, 27 banka ve yine binlerce eğlence yerinden geriye sadece yıkıntılar kalmış. Tam bir hayalet şehir. Dün, “Rum malıdır” diye talan edilen Maraş, bugün “vakıf malıdır” diye korunmak isteniyor. İnsan, keşke diğer bölgeler gibi burası da 74 sonrası iskana açılsaydı da bu hale gelmeseydi diyor. Bu saatten sonra orasının eski haline dönmesi için yıllar gerekecek…

 

PARAYI NEREDEN BULACAKSINIZ?:

Hükümet Maraş’ın Türk idaresinde açılacağını ve isteyen hak sahiplerinin geri dönebileceğini söylüyor sürekli. Maraş’ı açtığınızı düşünelim. Mal sahipleri de bizim yönetimimizde geri döndüler varsayalım. Milyar dolarlarla ifade edilen alt yapı için parayı kim verecek? Kendi yollarını yenilemekten aciz bir hükümet bu sorunu nasıl çözecek? Kusura bakmasınlar ama, ben Maraş’ın bu şartlarda iskana açılacağına inanmıyorum…

 

HAYDİ ŞİMDİ PAŞA PAŞA ÖDEYİN:

Mağusa Belediyesi iflasını ilan etmek üzere. Aynen Lefkoşa’da olduğu gibi. Borç üstüne borç alıyor. Felaketin tekrarını mı yaşayacağız? Lefkoşa’da her şey tükendikten sonra kayyum atanmıştı. Neden Mağusa’ya bir an önce bir kayyum atanmaz? Neden bu kötü yönetime bir son verilmez? Lefkoşa tecrübesi, yasal değişikliği zorunlu hale getirmişti. Belediyeyi zarara uğratan başkanların, o bedeli ödemek için kişisel sorumlu tutulması yönünde yasal düzenleme yapılmalıydı. Yapılmadı. Tarih tekerrürden ibarettir, ders alınmadığı sürece… Bedeli yine, iki dönem üst üste felakete onay veren Mağusalılarla, tüm KKTC halkı ödemek zorunda kalacak…

 

HİÇ ŞAŞIRMADIM:

Devlete olan vergi borcunu ödemeyen, imza attığı sözleşmenin gereklerini yerine getirmeyen, sonuçta Maliye Bakanlığı’nın haciz yoluna gittiği Taşyapı’nın bir koruyucusu çıktı. YDP Genel Başkan Yardımcısı açıklama yapmış, Taşyapı’yı göklere çıkartmış, sözleşmenin feshini isteyen Hava Trafik Kontrolörleri Sendikası nezdinde hepimizi de “yabancı sermaye düşmanı” ilan etmiş. Özünde, şüphesiz Maliye’nin uygulamasından duydukları rahatsızlık var. Önemli olan kamu yararı değil, Taşyapı’nın çıkarı. Şaşırmadım…

 

“AV HAKKI”:

Avcıların hükümeti dize getirdiği eylemden bahsediyorum. Bakanlar Kurulunun kapattığı ama, avcı eylemi ile yendien açtığı o bölgelerden. Hükümet, yeniden açtığı o bölgelerin neden kapatıldığını da açıklamalı. Avcılar bunu “av hakkı” olarak görüyor ama, bir canlının yaşam hakkının keyfi bir şekilde elinden almak anlamına geldiğini bir türlü görmek istemiyorlar…

ADINI DA KAHRAMANMARAŞ YAPSINLAR:

Hükümet önce, “Maraş Türk yönetiminde açılacak…  Vakıf malıdır, Türk malıdır” dedi. Bugün ise, Maraş’ın açılacağı sözlerini değiştirip, “Maraş parça parça iskana açılacak” demeye başladılar. O zaman da sorulur, neden 45 yıl beklendi? Eğer bunda ciddiyseler ve parça parça iskana açacaklarsa, adını da değiştirip Kahramanmaraş yapsınlar…

 

 

 

ZİRVEDEKİLER

Mustafa Kemal: Bugün Büyük Taarruz’un zafere ulaşmasının yıldönümü, yeni Türk devletinin sınırlarının çizilmesinin ilk adımı. İngiltere, İzmir’in alınmasından sonra bile İstanbul’u ve Trakya’yı işgale devam etme kararındaydı. Mustafa Kemal’in, ordusunu İstanbul’a yönlendireceğini açıklamasıyla, yeni bir savaştan çekinen müttefikler İngiltere’ye baskı yapıp, geri çekilme kararı aldırdılar. Mustafa Kemal, cephedeki başarısının benzerini diplomatik alanda da gösteriyor, o günlerde herkesin “asla kabul edilmez” diye baktığı  şartları muhataplarına bir bir dikte ettiriyordu…

 

DİPTEKİLER

Av değil, Mülke Tecavüz: Av bölgelerinin genişletilmesi konusuna karşı çıkan arazi sahiplerinin, “narenciye bahçeleri dışında” ifadesinden sonra sesleri çıkmaz oldu. Benim bağım, bahçem yok; ama olsaydı, soluğu mahkemede alırdım. Benim mal güvenliğim, aynen can güvenliğim gibi, Anayasa korumasındadır. Arazimde bir tavşan ya da keklik varsa, o da bana aittir. Devletin, tanımadığım insanların benim arazime, üstelik de ellerinde silahla girmesine izin vermeye hakkı yoktur, olamaz. Her uygulamayla, hukuk devletinden biraz daha uzaklaşıyoruz…