Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü PRIO’nun raporuna yayınlandığı ilk gün bir miktar değinmiş, yine havuzlu villalar hikayesine benzemesin demiştik…
Raporun tamamını bir merakla okuduk. Rapor 2015 yılında Kıbrıs’ta taraflar arasında bir anlaşmaya varılması halinde, turizm, gemicilik, inşaat, finans ve eğitim sektörlerinde adeta bir patlama yaşanacağı, ekonominin katlanarak büyüyeceği, 20 yılda Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın da iki misli büyüyeceği öngörüsünde bulunuyor…
Peki bu nasıl sağlanacakmış diye baktım, “Çözümden kaynaklanacak şok”la olacakmış. Üretim seviyesi adanın her iki tarafında da olması gerekenden düşükmüş ama, bu şokla aniden üretmeye başlayacakmışız. Böylece Kıbrıs Türkleri 500 milyonluk AB pazarına, Güney Kıbrıs ise 74 milyonluk Türkiye pazarına açılacakmış. Anlaşılan, tüm hesaplar da bu öngörülere uygun olarak kağıt üzerinde yapılmış. Bir de büyüyeceği düşünülen inşaat sektörü yatırımları ve Türkiye’den geçecek doğal gaz boru hattının gelirleri bu büyümeyi sağlayacakmış.
Bir kere inşaat sektörü için Annan Planı dönemi baz alınıyorsa, onun sebebi çözüm oluyor diye değildi, aksine, “anlaşma oluyor, mal mübadelesi olacak” diye fiyatların aşırı şekilde düşmesi patlatmıştı inşaatları. Yabancıların ilgisi sadece fiyatların düşmesindendi…
Geçelim… Ya mal mülk meselesinin hallinde, ödenecek 23-24 milyar dolarlık tazminatlar ne olacak? Üstelik bu rakamlar Annan Planı döneminde hesaplanan 2004 rakamlarıydı. Bugün ne oldu Allah bilir.
Bunu da geçtik. Anlaşma olduğu anda, Türkiye her yıl göndermekte olduğu ortalama 600 milyon doları artık kesecek. O parayı kim, nereden bulup yerine koyacak..? 30 bin memuru kim, nasıl ödeyecek?
Ekonominin büyümesi için yeterli ortam oluştu diyelim. Sektörleri büyütecek büyük ölçüde eleman ihtiyacı doğacak. Bizim çalışan nüfusun yarıya yakını memur. Kaç kişi gidip de ekonomik yaşama katılacak..? Hangi sermayeyle?
Hepsi halloldu farz edelim; peki 2005’ten bu yana AB ekonomisi içinde olan, yatırım ya da üretim adına hiç bir ambargoya tabi olmayan Güney Kıbrıs neden bu halde? Neden üretimi artmamış, neden yatırımı artmamış? 500 milyonluk AB pazarı onlara niye yaramamış..?
Kimse şimdi bana anlaşma karşıtı demesin. Ben bir anlaşmaya karşı değilim. Bunu her zamankinden daha çok istiyorum, her fırsatta da dile getiriyorum. Ancak birileri Nasrettin Hoca’nın koyun yünleri hikayesi gibi hikayelerle karşıma gelince canım sıkılıyor. Aptal yerine konduğumu hissediyorum.
Bir anlaşma geleceğimizi belirsizlikten kurtaracak, dünyayla bütünleştirecek, ben onun için istiyorum. Birileri Kıbrıs Türkü’nü ikna edecekse, bunlardan bahsetsin. Kağıttan gemiler yüzdürmenin zamanı değil…
Hem diğer taraftan da ikna edilecek taraf biz değiliz, Rumlar. Bu rakamlarla onları ikna edeceğini sananlar, iki kere aldanırlar…
YAN YANA İKİ DEVLET…
PRIO raporuyla aynı gün bir başka rapor daha çıktı; Uluslararası Kriz Grubu Raporu. Raporda statükonun süreklilik kazandığı; aslında iki tarafın da esas istediğinin de facto durumun müzakere edilmesi olduğu; bir Kıbrıs Türk devletinin, AB içinde Kıbrıs Cumhuriyeti ile yan yana varolmasının da artık tartışılması gerektiği belirtiliyor. Hem de bir kaç kez. Ancak bunun için “Maraş’ın iadesi, Türk askerinin çekilmesi, garanti anlaşmalarından vazgeçilmesi, mal mülk meselesinin karşılıklı tazminatlarla halledilmesi, Rumların Kuzey’de mülk satın almalarını engelleyecek istisna taleplerinden vazgeçmek ve adanın güneyindeki karasuları üzerinde Kıbrıslı Rumların hakimiyete sahip olduğunu kabul etmek” gibi şartlar gerektiği belirtiliyor. Bunlar adil talepler değil tabii, ancak yine de uluslararası bir kuruluşun yan yana iki devlet önerisi ilk kez karşımıza çıkıyor…
YERİN KULAĞI VAR
HERKES HEMFİKİR:
İkinci Cumhurbaşkanı Talat da, UBP ile DP arasındaki işbirliğini Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu tarafından yönetildiğini iddia ederek, “operasyonların seçim sonrasında da süreceğini düşünüyorum. Hedef Cumhurbaşkanlığı seçimleri. Bu iş de açık ve nettir ki, Sayın Cumhurbaşkanının rolü var. Zaten Sayın Cumhurbaşkanı organize ediyor tüm bunları ve göreceksiniz ki yerel seçimlerden sonra başka operasyonları olacak” değerlendirmesinde bulundu. Herkes Talat’la aynı düşünüyor ama, UBP’lilere sorarsanız, inkar edecekler… Ya bizler, ya da UBP’lilerin gördükleri farklı şeyler herhalde…
VAY SİZİN REFORMUNUZA:
Aslında anlamı çok büyük ama, bizim siyasilerin ağzında pek yavan kalıyor şu “reform” sözcüğü. Kürsüye her çıkanın ağzından reform sözü düşmüyor ne hikmetse. Kamuda, sağlıkta, eğitimde, velhasıl her yerde reform yapacaklarını söyleyen siyasiler bu sözlerini artık ciddiye bile almıyoruz. Önüne gelen reform yapıyor ama, aslında bizde, onlar da bu reformun sadece sözde kalacağını çok iyi biliyoruz…
BEN YAPTIMLA OLMUYOR:
Meclis Genel Kurulu’nda oy birliğiyle kabul edilen “Özel Hayatın ve Hayatın Gizli Alanının Korunması Yasası”na birçok kesimden gelen tepkiler sürüyor. Türkiye’de de kabul edilmesiyle birlikte büyük tepkilere neden olan yasa, ne yazık ki “copy-paste” olarak aynen bizde de hayat buldu. Sayın Erhürman eleştirenlere tepki göstereceğine, bence yasayı bir kez daha gözden geçirse bu tartışmalara da gerek kalmayacak…
PARA ORADAN GELİYOR:
Ülkemizde faaliyet gösteren bir Casino’nun Rum tarafındaki bir futbol takımına sponsor olması Kuzey’den çok, Güney’dekileri epey kızdırmış. Aslında kızmaya hiç gerek yok. Casinoların müşteri portföylerinin Güney menşeli olduğunu bilmeyen yok. Güney’den müşteri gelmese resmen sinek avlayacaklar. Böyle bir durumda siz olsanız reklamınızı Kuzey’e mi, yoksa Güney’e mi verirdiniz..?
DAHA 9 YILIMIZ VAR:
LTB meclis üyesi Önol Aktolga, Cemal Bulutoğluları’nın gelmesiyle birlikte belediyenin 10 yıl geriye gittiğini belirterek, şimdi toparlanma dönemine girdiklerini söylemiş. Fellahoğlu’nun gelişinin üzerinden henüz bir yıl geçtiğine göre, demek ki Lefkoşalı hayalindeki Lefkoşa için 9 yıl daha beklemek zorunda kalacak…
KTHY’NİN LONDRA MAĞDURLARI:
KTHY’nin kaybedilen slotlarıyla ilgili yazımıza Londra’dan Osman Tango bir yorum göndermiş. “500 Londralı yolcu ne olacak buraya her gelen Cumhurbaşkanı’ndan, Başbakan’dan, Başbakan Yardımcısı ve en son Meclis Başkanı’ndan söz aldık. Ne oldu lütfen Londra’daki ikinci sınıf vatandaşlar için sorun”. Soruyoruz Sayın Tango da, sorumlulardan hesap sorulmayınca, sorular havada kalıyor…
ZİRVEDEKİLER
Özdemir Tokel: “İnsanın bedenini tamamlayan ruhu olmasa insan bir et torbasından farklı olmazdı. Tüm değerlerden yoksunlaştırılmaya çalışılan Kıbrıs Türk halkı da ruhunu kaybetmiş bir et torbası haline dönüştürülüyor. Dinden soğudu, dilden soğudu, ırktan soğudu, insanlıktan soğudu, bayraktan soğudu, topraktan soğudu, soğutuldu. Bilinçli ve sistematik bir şekilde. Ve bunları gelişmişlik diye bu topluma sattılar. Buyurun tepe tepe kullanın. Bu eser sizin eseriniz. Ne bıraktınız ki AND kalsın…” Millet yakında gerçekten İTALYAN kökenli olduğunu zannedecek..!”
DİPTEKİLER
Kopyacılık: Çıkarılan kozmetik yasalardan, andımızın kaldırılmak istenmesinden, İslam tartışmalarından tutun da sokak eylemlerimizde kullanılan sloganlara kadar her şeyimizi bir yerlerden kopya ediyoruz. Sonra da çıkıp, kimliğimizi kaybediyoruz diye bağırıyoruz. Peki ama bunlar hangi sorunumuzu çözdü bugüne kadar söyler misiniz..?
































