Köşe Yazarları

KADIN OLMAK


Bazı olaylar vardır dönüm noktası olan. Ama öyle bir olayla olmaz. Birikmiştir. Bardak dolmak üzeredir. İşte o olay taşırır bardağı. Bazen de bardak yarımdır ama büyük bir damla  onu yine taşırabilir.  Bazen çok bekleriz ama bardak taşmaz.  Bardağın dolması bir dönüşüm şeklinde sonuçlanabilir.  Tarih istediğimiz hızda akmıyor olabilir. Dönüşümü sağlayacak dinamikler yeterli enerjiyi sağlayamamıştır. Daha açık ifadeyle koşullar musait değildir. Tarihteki sosyal dönüşümlerin hepside “bardağı taşıran son damla” deyimindeki gibi gerçekleşir.

BARDAK TAŞIYOR

Yıllardır Pinoceth döneminden kalma anayasa ile bugüne kadar gelen şili halkı, anti demokratik uygulamalara ve adaletsizliğe maruz kaldı. Hükümetin son vergi artışları ile patlama noktasına geldi.

Şili de yoksullar ve adaletsizlikten nasibini alanların gerçekleştirdiği eylemler sonucunda onlarca ölüm ve yaralanma oldu. Eylemlere katılan sokak sanatçısı Daniela Carrasco Şili polisi tarafından gözaltına alınır ve tecavüz edilip öldürülür. Tecavüzcü katil polisler bununla da yetinmeyip onun cansız bedenini demir korkuluklara asarlar.

İşte bardağı taşıran olay bu oldu. Şili’de feminist örgüt Las Tesis’in organize  ettiği eylemde kadınlar dans ederler ve yönetimin topuna “tecavüzcü sizsiniz” diye haykırırlar. Tecavüzden hem yöneticileri hem de  sistemin sorumlu olduğunu söylerler. Müthiş ve etkili bir eylemdir bu.

Bu eylemler elbette ki kapitalizmin adaletsizliğine karşı sınıfsaldı. Ancak yaşanılan gelişmelere kadın mücadelesinde bir dönüm noktası olabilecek diye düşünüyorum.  Dans gösterisinin Dünya’ya yayılmaya başlaması da bunun göstergesi gibi geliyor bana. Şimdi Şili Hükümeti geri adım atarak kabinenin çoğunluğunu ve anayasayı değiştirmeye çalışıyor.

BARDAK TAŞMIYOR

Farklı etkenlerle oluşsa da biz Kıbrıslı’lar bu sistemi şekillendiriyoruz. Bu sistemin kuralları ve yarattığı olumsuzluklar bile doğal gelmeye başlıyor bize. Daha çağdaş bir sistemi düşleyebiliyoruz ama müdahale etmek ve onu değiştirmekte başarılı olamıyoruz. Yani dönüştürücü olamıyor yetinmekle kalıyoruz.

Öğretim görevlisi olduğum dönemde tüm ders verdiğim sınıflarda hem cinsiyet ayırımcılığı  hem de farklı cinsel yönelimi olan insanlar hakkında öğrencilerimi aydınlatmaya çalıştım. Kadınlara “size biçilen bu rolü kabul edecek misiniz” diye sorduğumda ilginçtir  “E hocam erkeklerin de kendine has görevleri vardır” biçiminde yanıtlar da azımsanamayacak kadar fazlaydı. Özellikle orta yaş üzeri evli kadınlarımızın rolleri ile kurdukları ilişkiler oldukça gelenekseldir. “O ne bilir ev işi ve yemek yapsın” diye geçiştiriyorlar.

Fakülte’de Lefkoşalı, evli ve çalışan kadınlara yönelik 2011 yılında anket gerçekleştirmiştim. Cinsel yaşamda, ev işlerinde ve hatta televizyon kullanımında bile baskın olan erkek lehine çıkmıştı sonuç. Hiç yadırgamamıştım bu sonucu. Çünkü Lefkoşa’yı bildiğim kadar Lefkoşalı’ları da iyi tanıyordum.

Bu noktada bizde kadın erkek eşitliği konusunda  geçmişle bir kıyaslama  yaparsak süreç içinde doğal olarak önemli  gelişmelerin gerçekleştiğini görebiliriz. Feminist düşüncenin örgütlenmesi ve mecliste yerini alması ile de kısmi ilerlemeler söz konusu olmuştur.

Buna rağmen ülkemizde halen daha feminist kelimesinin kavramını hem anlamayanlar hem de anlamaya çalışmayanlar vardır. Ama bir çoğu ona olumsuz  anlamlar yüklemeye devam ediyor.

Bu ülkede son 15 yılda sadece kadına ve çocuklara yönelik şiddet, tecavüz ve istismar  istatistikleri (istatistiklere yansımayanlar ile birlikte) hiç de iç açıcı değildir.

Ancak ben kadına özellikle fiziksel şiddet konusunda “Kıbrıslılar” çok kötü istatistiklere sahiptir diyebilir miyim? Açıkçası buna dilim varmıyor!

Kuzey Kıbrıs’ta konuyu daha geniş kesimleri de içini alacak şekilde irdelersek özellikle psikolojik ve ekonomik şiddetin ev içinde yaşandığını görebiliriz.

Sadece cinsel suçlara bakalım. Havadis Gazetesi’nin 10 aralık 2019 tarihli yayınında,             1 Ocak – 9 aralık 2019 tarihleri arasında cinsel suç başlığı altında 16 ayrı meseleden 19 kişi mahkemeye çıkarıldı. Cinsel suç mağdurlarının 8’i 16 yaşından küçük olduğu belirtilmekte idi. Bu rakamlar ülkemiz için dramatik derecede büyük geliyor bana. Diğer adli olaylar ile birlikte baktığımızda farklı etnik kimlikleri ve özellikleri ile Kıbrıslı Türklere bu yaşananlar oldukça ağır geliyor sanırım.

Peki bizim kadınlarımız da sokağa çıksa ve  “……. tecavüzcü sensin” diye haykırsa,  bu cümlenin öznesini veya öznelerini nasıl belirleyecektir?

Şiddete maruz kalan, tecavüze uğrayan ve taciz edilen  kadınlar ve çocuklar konusunda KKTC  Devleti’nin politikası nedir ? Yoksa bunlar her ülkede oluyor şeklinde mi düşünüyorlar ? Acaba hiç sorumluluk hisseden var mı?

En başta nüfüs ve vatandaşlık politikalarını ele almak kaydı ile, eğitim sistemimize cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik gerçekleştirilen şiddet ve diğer ayırımcılıkları gidermeye yönelik eğitim programlarının hayata geçirilmesi gerekmektedir. Kitle iletişim araçlarının özellikle televizyonların kamu eğitimi başlığı altında eğitici yayınlar yapması çok önemli bir adım olacaktır.

Devrimi yaşayan Nikaragualı bir kadının dediği gibi “Devrim, eve de gelmelidir”.

Peki bizim evlerimizde durum nedir ? Lafım özellikle daha adil bir düzen için uğraş verenlere;

sokakta daha iyi ve adil bir düzen için uğraş vereceksin ancak eve gelince eşine şiddet uygulayacak veya bütün ev işlerini ona yaptıracaksın.

Feodal kökenlerimizden kurtulamadığımız sürece ne cinsiyet eşitliğinde istediğimiz mesafeleri alabileceğiz ne de toplumsal değişim ve dönüşümleri sağlayacak dinamiklere sahip olabileceğiz.

TAVSİYE ETTİĞİM FİLM

 “Daima Lilya / Lilja 4-Ever”

Yapım : 2002 İsveç – Danimarka ortak yapımı

Yayın tarihi: 23 Ağustos 2002 (İsveç)

Yönetmen: Lukas Moodysson

Başarıları:  En İyi Film Dalında Avrupa Film Ödülü, çeşitli festival ve yarışmalarda 12 ödül.

Diller: İngilizce, İsveççe, Rusça, Lehçe

Türü : Dram

Annesi istikbal kurmak için 16 yaşındaki kızı Lilya’yı terkeder. Lilya’nın ondan sonraki hayatı tam bir dram. Lilly üzerinden evrensel bir sorunu irdeliyor. Film, 1990 öncesi dönemi anlatıyor olsada kadının halen daha cinsel bir meta olarak değersizleştirildiği dünyamızda sorumsuzluğumuzu bir tokat gibi yüzümüze vuruyor.  

TAVSİYE ETTİĞİM FİLM

HALAM GELDİ

Vizyon tarihi: 3 Ocak 2014 (1s 40dk)

Yönetmen: Erhan Kozan (gerçek olaylardan alınmıştır)

Tür : Dram

Ülke: Türkiye

Kuzey Kıbrıs’a 1974’ten sonra Diyarbakır’dan gelen aileler sınıra yakın Akıncılar köyüne yerleşirler. Bu insanlar töreleri ile birlikte bir yaşam sürmeye devam ederler. Ilıman bir insan ikliminin içine kara kış gelmiştir. Bu ailelerini töre ve gelenekleri nedeniyle kızlarının başına gelen olaylar anlatılmaktadır. Çocuk gelin ve aile evlilikleri faciası bu topraklarda da yaşanır.

Çocuk oyuncu Reyhan’ın (Miray Akay) oyunculuğu da dikkat çekiciydi.

 

 




Etiketler

Benzer Haberler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı