Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kadın hakları ve kadınlara fırsat eşitliği…

 

8 Mart Kadınlar Günü dolaysıyla çeşitli platformlarda çeşitli etkinlikler ve söyleşiler oldu. Bunların bazılarına ben de katıldım. Kadınların toplumumuzda eşitlik düzeyinde iyi bir yeri olmadığı ortadadır. Özellikle karar mekanizmalarında, siyasi alanda, Meclis’te, üst kademe yöneticiliğinde, devletin her kademesinde kadın temsiliyeti; tahsiline, ehliyetine ve kabiliyetine göre oldukça düşük orandadır.
Bu konularda KKTC’den gerek eğitim düzeyi, gerek ekonomik kalkınmışlık ve gelişmişlik ölçüleri açısından bizden çok daha zayıf olan birçok ülkeden daha gerilerdeyiz. % 8 parlamento temsiliyeti açısından ise en alttayız. Gelişmişlik dediğimde ekonomik, mali, eğitim düzeyi, yaşam tarzı, kültürel ve sosyal yapı, sivil toplum örgütlerinin yaygınlığı, ülkenin demokratik yapılanma şekli, sağlık hizmetleri, sosyal güvenlik, ölüm oranları gibi kriterler.
Dünyada ileri demokrasilerde kadın temsiliyet oranı bu gün % 40-50’lere çıkmaktadır. Genel olarak gerek bölgesel gerekse ülkeler bazında baktığımızda dünyada 146 ülke içinde en üstte kadın temsiliyet oranı % 56’lardan başlayarak yoğun olarak bir çok Avrupa ülkesinde, Güney Afrika ve 11 Afrika ülkesi ile bazı Asya ülkeleri dahil(36 ülkede)%40-30 arası, Amerika kıtasında ortalama % 25, Pasifik ülkelerinde ve Arap ülkelerinde ortalama % 16 gibi temsiliyetler sınıflandırılmıştır. Türkiye’de % 14.5, KKTC’de 8 oranındadır. KKTC en düşük ülkeler arasında.
Kadın ve erkeğin eşit olmadığı ülkelerde demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Demokrasi önce aileden başlar. Aileden gelişen demokrasi anlayışı topluma yayılır. Yetiştirme ve yetişme, çevre faktörleri çok önemlidir. Siyaset bilimciler, faşizmin diktatörlüklerin olduğu ülkelerde o dönemin otoriter aile yapılarını da etkilediği görüşündedirler.
Demokrasinin gelişimi feminizm hareketleriyle de ilgilidir. Bu gün en çok kadın temsiliyeti olan ülkeler en ileri demokratik yapıya ve sosyal devlet anlayışına sahiptirler. Kadına eşit haklar ve eşit koşullarda fırsat eşitliğinin sağlanması toplum yapısını da demokratikleştirmektedir. Şiddetin azaldığı yerde sosyal sorunların çözülmesi ve bu konulara kadın bakış açısı ile de eğinilmesi yaşamı kolaylaştıracaktır. Çocuk bakım destek üniteleri, sosyal güvencenin genişlemesi, sosyal ve siyasal barış hep bu bakış açısı ile gelişmektedir. Bu bakış açısı ile yetişen nesiller de halkın demokratikleşmesi ile eşitlik temelinde kadınların da aktif hayata katılımını teşvik etmektedir. Kadın’ının statüsünü yükseltecek eşitlik temeline oturtacak mevzuatların ve uygulamaların genişletilmesine ihtiyaç vardır. Ülkemiz genç bir ülke ve aydın halkı var diye övünüyoruz. Ancak fiiliyatta kadının gerek devlet ve özel sektör yönetiminde gerekse ülke politikalarında söz sahipliliği konusunda çok geridedir.
1997 ve 1998’de kadın statüsünü, gerek aile hayatında gerekse toplum ve siyasi hayatta yükseltmek ve kadın-erkek eşitliğine dayalı sağlıklı ve çağdaş bir toplum geliştirmek amacıyla iki önemli yasa geçirilmişti. Bir tanesi Aile Yasası idi. 1951 yılında en son değiştirilen aile yasası toplum yapımızın gerisinde idi. Yasada her türlü hakimiyet aile reisi kocada idi. Çalışma hayatımda, istismar edilmiş kadın ve çocukların uğradıkları maddi ve manevi haksızlıklar beni rahatsız etmekte idi. Yıllarca evli kaldıktan sonra çocuklarıyla sokağa atılan çaresiz kadınlar yardım için Bakanlığa yardım istemeye geliyorlardı. Milletvekili olduğum dönemde içimde hep bu adaletsizliği giderme isteği vardı. Yıllarını, ömrünü veren insanların ortada çaresiz kalması, güçlünün zayıfı ezmesi ve bir kenara itmesi insan haysiyeti ve hakları ile bağdaşmaz. Yıllardan sonra kalacak bir evi olmayan, kesilen nafakanın sabit kalarak enflasyonla yıllar içinde alım gücünü kaybeden ve çocuklarıyla sefil duruma düşen güçsüz, işi ve geliri olmayan insanlara hakkaniyet ölçülerine göre hak ve adalet sağlamak sosyal devlet anlayışının bir parçası ve yöneticilerin görevi olmalıdır. Bu düşüncelerle 21Ocak 1997 Yılında ilk defa Meclis gündemine bu hakların getirilmesi doğrultusunda, o dönemde mevcut Aile yasasını değiştirecek Aile Yasa Tasarısı sunmuştum. Bir ay kadar sonra 19 Şubat’ta da Ruhsan Tuğyan arkadaşımız yeni bir Aile Yasa tasarısı sundu. Gülsen Bozkurt arkadaşımız da bu konuda bizimle aynı gayreti ve desteği gösterdi. Bu arada tüm Kadın sivil toplum örgütleri ve kadın Platformu büyük bir destek verdi ve bu yasalar Komiteye sunuldu. Hep birlikte çalışmalar, düzeltmeler ve birleştirmeler sonucunda oy birliği ile yeni Aile yasası Meclis’ten geçirildi. Ailede kadın-erkek eşitlik temeline dayalı haklar düzenlendi, boşanma halinde de çocukların kalacağı tarafa ağırlık verilerek eğitimlerinin ve geleceklerinin güven içinde yetişmeleri için ortam ve gelir paylaşım esası ve daha birçok eşit haklar getirildi.
Kadın haklarının geliştirilmesinde KKTC’de ikinci önemli çağdaş yasanın diğeri, BM’nin kabul ederek tüm dünyadaki üye ülkelere, kendi ülkelerinde uygulanmak üzere tavsiye ettiği, “Kadınlara karşı Her Türlü Ayrımcılığı Önleme Yasası”, evrensel bir yasa 1996’da bizim Meclis’imizden de oy birliği ile geçmişti. BM’ye üye olmadığımız halde dünyanın kabul ettiği bu standardı ülkemize getirebilmek için geçirilmişti. Bu yasada kadın erkek eşitlik temelinde her sektörde ve her alanda kadınlara da fırsat eşitliğinin sağlanması ve her alanda kadına ilerleme sağlanması hedefti. Ancak bakıyoruz aradan geçen bunca zamandan sonra iş hayatına katılım oranından tutun da yönetici sayısı ile siyasi karar mekanizmalarında Meclis’te temsiliyet oranlarında fiiliyatta hiçbir gelişme olmadı. Demek ki sadece yasalar değil, zihniyetler ve uygulamaların da zaman içinde değişmesi gerekir. Bu da gerek genel toplum algıları gerekse siyasi yapılanma ve siyasi partilerdeki teşkilatlanmalarda değişiklik yapılarak, kadınlara hiyerarşik düzen içinde fiili olarak her kademede, karar mekanizmalarında daha fazla yer verilmesi gerekir. Kadınlar gerek devletteki gerekse özel sektördeki yetkili makamlarda ve siyasi parti teşkilatlanması içinde yeteri oranda yer almazsa, siyasi temsiliyetlerde ve ülke yönetiminde yer ve söz sahibi olması çok zordur. Siyasal partiler içinde etkin olmamaları halinde de, seçimlerde saptanacak kadın aday sayıları üzerinde olduğu kadar seçim sonuçlarını etkileyen seçim çalışmalarında, kadın temsilci sayısının artmasında, toplumda kadın-erkek eşitlik temelinde homojen, demokratik ve çağdaş bir yapı oluşturulması konusunda kadının etkisi, sınırlı kalacak görüşündeyim. Şimdiki sistemde erkek ağırlıklı politik kültür ve politika yapma tarzı ülkemizde kadın adayları desteklememektedir. Birçok seçim kararları ve adaylıkların ve politik atraksiyonların toplu olarak erkeklerin bulunduğu ve kadınların her zaman giremediği içkili lokanta veya meyhane türü yerlerde veya futbol veya diğer kulüplerde geliştirildiği bir gerçektir. Tümü değil tabii ama parti dışı oy toplama ve taraftar oluşturma mekânları, genelde bu gibi mahallerde gerçekleşir. Dolayısıyla KKTC’de kadına kota sistemi şarttır. Dünyada genel olarak ve ileri demokrasi kültürüne sahip Avrupa ülkelerinin çoğunda da kota sistemi uygulanmaktadır. Bir de parti içi teşkilatlanmada karar organlarında kadın sayısının arttırılması yararlı olacaktır.
Kadın-erkek eşitliği temelinde gelişen ülkeler kendi insan kaynaklarını “kabiliyet” ve “değerler” bakış açısı ile değerlendirdikleri için en ileri seviyelere ulaşmışlardır. Bizim ülkemizde eğitim seviyesi en üst düzeyde olduğu halde, mevcut sistem içinde nüfusun yarısını oluşturan kadın işgücü ve kadın değerlerimiz ülkemiz lehine üretimde kullanılmamakta ve birçok alanda geri kalmışlık yaşamaktayız. Kadına kamusal alana daha çok açılma imkânı verilmesi gerekir. Kamusal alana girdiği ölçüde kadın özgürleşir. Yerel yönetimlerde kadın yöneticiler daha da azdır. Belediye ve muhtarlıklara da kadınların girmesi aile ve çevre ve siyasal partiler tarafından cesaretlendirilmelidir. Tüm Yöneticilik hizmetlerinde de durum aynıdır. Karar mekanizmasında KKTC toplumunun ve yönetiminin ve siyasal kültürünün, kadınların mevcut pozisyonu açısından, notu iyi değildir.
OECD ülkelerinde kadınların % 61.8’inin, işgücüne katılma oranı vardır. Dünya ortalamasında da % 49-52 arası. KKTC’de DPÖ verilerine göre kadınların % 34’ü istihdama katılabilmektedir. % 66’sı evdedir. Eğitim ve kültür seviyesi bakımından kadın istihdamı da çok düşük. Ekonomik bağımsızlığı olmayan insanların söz sahipliliği de özgürlüğü de sınırlı olur.
Diğer yandan kadın ve çocuk istismarı konusunda toplumumuzda her gün çeşitli haberler çıkmaktadır. Bunun da önünün yasama, Yürütme ve Yargı işbirliği ile daha fazla büyümeden önlenmesi gerekir. Direk kadına yönelik şiddet konusunda polise müracaat da geçen yıl toplam şikâyetlerin % 29’unu teşkil ettiğine göre ciddiyetle ele alınmalıdır. Çünkü bu oran sadece polise kadar intikal edendir. Bir de müracaat etmeyen çok sayıda insan olduğu göz önüne alındığında oranın çok daha yüksek olduğu tahmin edilir. Bu endişe verici duruma devletin üç kuvvetinin de yasal, idari ve yargı kararlarıyla caydırıcılık getirilmesi kaçınılmazdır. Daha güzel günler dileğiyle.