Köşe Yazarları

KADINLAR GÜNÜ’NÜ KUTLAMAK İÇİME SİNMİYOR


Bugün yaşama dokunabilme noktasında kadın soruyor mu: “Peki ama biz neredeyiz? ne yapıyoruz, neyi, nasıl kutluyoruz?” diye… “Oğlan babasından öğrenir yazı yazmayı, kız anasından öğrenir sokak gezmeyi” “Oğlan büyür koç olur, kız büyür hiç olur” diyen atasözlerine inat, bugün elde kalem, acılı, başkaldırıcı bir diklenme ile 8 Mart’ın karşısına çıkıyoruz. Biz, eksik etekler!…

Evet, dün yine 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ydü. Tekstil işçilerinin “Eşit İşe Eşit Ücret” sloganıyla çıktıkları hak arama mücadelesinin yıl dönümü. Canla, kanla, terle ödenen bedellerin, yüzyıllardır ezilen, horlanan, dayak yiyen, çocuk doğuran, önü tıkanan, seks sembolü yapılan, ucuzlatılan kadınlığın mücadele günü. “Elinin hamuruyla erkek işine karışarak” kenar süsü, pasta sosu olan, cılkı çıkmış erkek egemen dünyaya meydan okuyanların günü. Bugün bel altı esprileri ile akla gelebilecek her türlü reklama, oyuna, şakaya, küfre, bacaklarını, göğüslerini, güzelliklerini, aklını, kalbini, gözyaşını kurban verenlerin günü. Bugün ortalığı karılar hamamına çevirenlerin, her ihanette “kancık” diyerek küçümsenenlerin, “adam gibi” denilerek yüceltilenlerin, “avrattan vefa, zehirden şifa olmaz” denilerek aşağılananların günü! Ama özür dilerim bugün “bacağını kırıp oturanların” günün üzerinden göbek atanların günü değil. Pahalı otellerin, 5 yıldızlı balo salonlarında, “önemli erkeklerin kadınlarının” düzenlediği resepsiyonlarda, şıklık yarışı yapılan kıyafetler, ezbere sözler gölgesinde kutlanılacak bir gün de değil. Güç yarıştırmaktan iflahları kesilen, erkekleşen, kuaföre gittikçe, kırışıklığı geciktikçe, vücudu forma girdikçe, kendinden uzaklaşan, çirkinleşen, başkalaşan zamane dişilerin günü hiç değil…

Bugün, araba, mücevher, ev, eşya, perde, çikolata vs. reklamlarında seks objesi olarak sunulanların, karnından sıpa, sırtından sopa eksilmeyenlerin, maçlarda ana, avrat küfredilerek, bacak arası kimlikleriyle küçültülenlerin kimliklerini savunma günü. Meclis’te, kürsüde, yönetimde söz sahibi olamayanların, seçip, seçilemeyenlerin, kendi kendilerini seçmeyenlerin, malda mülkte adı geçmeyenlerin, geriye itilenlerin, rütbede, ödülde, makamda, kariyerde azınlıkta kalanların, veto yiyenlerin, söz sahibi olamayanların günü.

Gün, “Aynalı beşikte bebek beleyerek” savaşlarda oğullarını ucuza kaybedenlerin, “gitti de gelmedi” diyerek ağıt dökenlerin günü. Reisin, vekilin, vasinin, velinin, başın, başkanın karısının, kızının, şu kadarcık pırlantalarla sevgi ölçenlerin, ‘botox’slarla defo giderenlerin, güzellik tokuşturanların, bacak yarıştıranların, popo kaldıranların günü değil.

Bugün cennetten günahı için kovulanların, erkeğin kaburgasından yapılanların, “Eksik Etekli Havvalar”ın, itaatsiz Lilith’lerin, “Saçı uzun aklı kısa” denilerek yok sayılanların, yaşamını tersten okuyup, kadınlığın acılı sancılarını duyumsayanların, erkekleşmeden kadın kalanların, “filanın eşi” olmaktan daha çok bir şey arayanların, medya maymunu olmayan, ruhunu satmayanların, siyasete erkek dünyasına alet için koşmayanların günü…

Gün, yapacak çok şeyi olanların, emeğine, erkeğine, çocuğuna, terine, kadınlığına, kimliğine, sanatına, zamanına sahip çıkanların… Kutlu olsun! günümüz…

************************************************************************
HAVVA MI
LİLİTH Mİ?

“Aynı çamurdan gelmiş olmanın verdiği cesaretle bu kadın, kocasıyla musavat (eşitlik) iddia ettiği için geçinememiş ve Hazreti Adem, kendisine daha kıvrak ve uysal bir kadın vermesini Allah’tan dilemiş. İşte bundan sonradır ki feminist, isyankar ve geçimsiz Lilith köpük gibi havada sönerek ebediyete karışır.”

(Peyami Safa)

İnsanlık tarihinde ilk erkeğin Adem, kadının ise Havva olduğu öğretildi bize. Toplumumuzda da erkeklere Adem, kadınlara Havva ismi verildi. Özellikle de Kıbrıs’ta Havva adına sıkça rastlanmaktadır. Erkeğine belki sualsiz itaat edebilsin diye! Bu işte bir bit yeniği olduğunu hissettim, durdum içimden…

Zaman zaman Havva anamız ile çelişkilere düştüm. Kızdım ona, darıldım… Adem’in kaburgalarından yaratılan itaatkar Havva tanımına uymayanların acaba kanı mı bozuktu?
Yoksa hiç analarından çekmemişler miydi?

Bin yıllardır erkeğin üzerinden, erkek gözü ile anlamlandırmayı öğrendi Havva. Nasıl bir kadın olacağına dair hep kurallar vardı. Toplumundaki kurallara uymadığı zaman gizli mahkemelerce hep cezalandırıldı. Havva hep erkeği için güzelleşecek, bakım yapacak, yemek pişirecek, erkek gözü ile nasıl iffetli kadın olunabileceğini öğrenecekti. E hal böyle olunca Adem’in kaburgalarından yaratılan bir kadının kendini erkeğin üzerinden anlamlandırması doğaldır, pek çok davranışın alt düşüncesinde bile bu vardır, kendini bağımsız ve özgür sanan pek çok kadın bunu kabullenmese bile! Birlikte bir suç işleyip yasak elmayı yediklerinden beridir Havva anamızdan türeye türeye Adem babamızdan üreye üreye bugünlere geldik, dayandık. Havva gibi ulvi bir isimle adlandırılan kadının kolayca isyan etmesi, başkaldırması, kendini bulmaya çalışması kolay olur mu? Kaburgası ondan hesap sormaz mı? Yapılması gereken onca şey varken bile Havva kendi için değil, bunu başkaları kendisini nasıl görüyor
diyerek yapmamış mıdır? Erkek onu nasıl görüyordur, nasıl beğenecektir, daha fazla nasıl seksi olacaktır… Karman çorman bir erkek panayırında toplar, bombalar atılır, silahlar durmazken bu panayırın ortasında kendini bulamaz Havva. Erkeğinin sırtını sıvazlamak, “her başarılı erkeğin arkasında durmak” onu yorsa da, iyi kadın olabilmenin puanını hanesine yazdırdığı için de elinden geleni ardına koymadı. Havva hep erkekler ne isterle meşguldür.
Seçim meydanlarında, sosyal olaylarda, erkeğinin yanındaki yerini alır, davetlerde boy gösterir, iyi bir vitrin oluşturur. Erkeğini çok zorlamaz, mahcup etmez, gurur duyar, elinin hamuru ile erkek dünyasına karışmaz. Karışsa da yüzüne gözüne bulaştırır çok zaman.
Herhangi bir toplumsal olaya koşarken bile gündeme hazırlanacağına saçma sapan ev işleri ile gerilebilir, ya da bir toplantının can noktasında evde çocuğunun o olmadan uyuyamayacağı olasılığı aklına düşer, evden çıkarken eşinin yüzünün bozuk olduğunu düşünür. Toplum içine çıktığında ürker. Falanın kızı, filanın eşi, sonra da falancanın annesidir artık.
Gülmesi, bakması, göz süzmesi, oturuşu, kalkışı, giyinişi, davranışı çizgilerle çizilmiştir.
Yasalarda olmayan gizli kanunları uygular. Havva bunu benimsemiş gibi görünse de, daha bir yalnız, daha bir sevgisiz ve yorgun bir halde Havva’laşır ve yükseltir, yüceltir Adem’ini…
Bir gün Havva’nın aklı karışır. Birileri çıkıp bir şeyler yazıp çizmeye başlar. Kendinden önce bir kadının varlığından söz edildiğini duyar Havva, sarsılır, şaşırır. Gün gelir bir isim fısıldanır kulağına: LİLİTH… Bu Lilith kimdi, kimin nesiydi? Neredeydi? Üstelik de Adem’le aynı çamurdan yaratıldığı söylenir.

Havva şaşırır, düşünür ve bulur: Lilith onun olamadığı diğer yarısıdır. Başkaldıran, eşitlik talep eden, geçimsiz, itaatsiz tarafıdır Havva’nın… Yıllardır öğrendiği her şeyin hesabını yeniden yapmaya başlar Havva, eksik bıraktığı ve kendinden gizlenen diğer yarısı ile yüzleştiği bir zamandadır şimdi. Lilith, Havva’nın beslemediği, büyütemediği, unuttuğu, unutturulduğu, göz ardı ettiği kendisinden başkası değildir aslında… Rivayete göre Adem’le ilk tanışan Lilith’ti. Adem onunla başa çıkamamış, Lilith onu sinirlendirmiş, yormuş, usandırmış, uğraştırmıştı. Adem itaatsiz Lilith’e tahammül edemeyerek Tanrı’dan başka bir kadın istemiş. Bu hikaye bile erkeğin nasıl bir kadın istediği üzerine kurulu gördüğünüz gibi.
İsminin ne önemi vardı ki? Lilith ya da Havva? Adem’le Tanrı arasındaydı anlaşma!.. Adem istedi, Tanrı yerine getirdi. Lilith’in yerine Adem’i kendinden, kaburgasından yaratılan bir kadın talep edecek kadar Tanrı ile yakındı Adem efsanede. Bu ilk insandan beridir değişmedi.
Kadın nasıl bir erkek istediğini talep edemedi. Edeceği bir Tanrısı da yoktu zaten. Olsa da kimse onu dinlemezdi. Nasıl bir kadın isterdi Adem, insanlık bununla başlamıştı nasılsa!
Evde uysal, sorgulamayan, uğraştırmayan bir kadın istedi durdu binyıllardır Adem… Ama hep Lilith’i, sarsıntıyı, kavgayı, aşkı, tutkuyu
özledi.

Peki ama iki ayrı kadında bulunan özellikler bir kişide
buluşamaz mı?
Havva’dan Lilith, Lilith’den de Havva çıkamaz mı?
Hem Havva, hem de Lilith olunamaz mı?
Sizin öldürdüğünüz ya da yaşattığınız,
Susturduğunuz ya da büyüttüğünüz kadın hangisi?

————————————————————————————————–

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı