Bu Kıbrıs Türkü’nün hiç alışkın olmadığı, kültüründe bulunmayan bir olay. Bana, bundan yirmi yıl önce biri çıkıp, Kıbrıs’ın Kuzey’inde 16 ayda 264 kadın şiddete maruz kalıyor dese, güler geçerdim. Olmaz öyle şey derdim. Olmazdı da zaten. Olsa olsa, istisna olurdu…
Ama Kıbrıs’ın Kuzey’i artık yirmi yıl öncesinin memleketi değil. O homojen kültür yok. Gelişen ekonomik ve sosyal yapının buralara taşıdığı başka kültürler, başka alışkanlıklar ve maalesef cehalet, bizi bu acı noktalara getirdi.
Olayın bu insanları ötekileştirmekle çözülmeyeceği açık. O insanlar burada kalacaklar, yaşamaya, çalışmaya devam edecekler. Ancak buranın kanunlarına, kültürüne uyum sağlamak koşuluyla. Sağlayamayana gereken yapılacak. Yapılmalı da…
Bence bu 264 rakamı vahşetin gerçek boyutlarını yansıtmıyor. Olay çok daha büyük. Özellikle aile içi şiddet önemli ölçüde gizleniyor. Ya şikayet edilen ne oluyor? Bildiğim örnekler var. Bazen bir kaç gün tutuklanıyor, sonra serbest bırakılıyor. Hatta tutuklanmayan bile var. O kadınlar, o genç kızlar çoğu zaman evlerine geri dönmek zorunda kalıyorlar.
İşte devletin burada devreye girmesi gerekiyor.
Şiddet uygulayanın eşi, ailesinin ferdi ya da patronu da olsa, kadına yaklaşamayacağı, kadının korunacağı ortamın sağlanması…
Kadına şiddet uygulayan adamın iki kere düşüneceği şartların oluşturulması, yani caydırıcılık…
Cezaların yeniden gözden geçirilmesi…
Kadınların ekonomik bağımsızlığına katkı konması…
Hiç olmazsa bundan sonraki nesillerin, ailelerinden gördüklerini yapmayacak bilinçle eğitilmeleri, topluma kazandırılmaları. Bence en önemlisi de bu…
Şiddeti Önleme ve Danışma Merkezi’nin (ŞÖDAM) bir adım olabilir, ama yetmez. Bu iş sadece Sosyal Hizmetler Dairesi’nin sorumluluğuna bırakılamayacak kadar ciddi. Gelecek için de ayrıca kaygı verici.
O nedenle topyekun bir projelendirme gerekmekte…
Bir kaç sivil toplum örgütünün dışında bu işe kafa yoran kaç kişi var… Yurt dışında kadın hakları konusunda eğitimlere katılan sendikaların kaçının bir çalışması var? Bir eğitim ya da dayanışma evi düzenleyen sendika gördünüz mü? Daha doğrusu eylem dışında aldıkları aidatları herhangi bir sosyal sorumluluk projesine yatırdıklarını..?
Ses verin “kadın hakları” üzerinden siyaset yapanlar, sendikalar, partiler, milletvekilleri, ne diyorsunuz bu rakamlara..?
YERİN KULAĞI VAR
ANAYASA BİRAZ ZOR: CTP’nin Anayasa’da yapılacak değişiklikleri için aranan 34 sayısına ulaşması zor gibi görünüyor. Töre’nin istifasıyla birlikte 32’ye düşen sandalye sayısından, ret oyu vereceğini söyleyen Taçoy’u da çıkarırsak 31 kalır, TDP’li 3 vekille sayı 34 olsa da, DPUG kanadından onay vermeyecek en az 3-4 vekilin daha olduğu iddia ediliyor. Bu durumda Anayasa’da yapılması düşünülen değişiklikler bir başka bahara kalacak gibi görünüyor…
AKLINIZA ŞİMDİ Mİ GELDİ: Meclis Anayasa Komitesi, geçtiğimiz günlerde “Bizden görüş istenmedi” diyen Yüksek Mahkeme Başkanı Nevvar Nolan’ı ziyaret ederek, Anayasa değişikliği ile ilgili maddeler konusunda karşılıklı görüş alışverişi ve değerlendirmede bulunmuşlar. Komite, biraz geç olsa da bu yanlışını anlayıp gereğini yapmış…
KESİN KAZANIRDIM: Dün LTB eski Başkanı Cemal Bulutoğluları’nı gördüm. Ayak üstü sohbetimiz sırasında, “Ben aday olsaydım, Lefkoşa’yı kesin kazanırdım ama, kasası tam takır olan parti ile yeni bir maceraya atılmanın anlamı yok. Kendi işlerime bakarım daha iyi” dedi. Ne dersiniz, Cemal Başkan aday olsaydı kazanma şansı var mıydı veya siz oy verir miydiniz..?
ANGOLEM’İN YOLLAR: Siyaset ve reklam sahnesinde sık kullandığımız “Angolem”i bilmeyen yok. Eski Başbakanlardan İrsen Küçük’ün de köyü olan ancak, o dönemde de üvey evlat muamelesi görmekten kurtulamayan Angolem’in yol derdi bitmiyor. Köylü son çare olarak, ilgililerin dikkatini çekmek için, yarın eylem yapma kararı almış…
İŞÇİ Mİ, MEMUR BAYRAMI MI: Dün 1 Mayıs İşçi Bayramıydı güya. Ama ne yazık ki işçilerin dışında herkes tatil yapıp “işçi bayramını” kutladı. Başkentte neredeyse tüm cafeler, lokantalar ve işyerlerinin kapıları sonuna kadar açıktı ve çalışanlar da, bayramı kutlamaya en çok hakkı olan özel sektör işçileriydi. Yani onların yerine işçi bayramını, memur ve bazı özel sektör çalışanları kutladı…
HEM SUÇLU, HEM GÜÇLÜ: Camilerin elektrik borcu, on yılların sorunu. Kimsenin aklına bu iş için bütçe ayırmak gelmemiş. “Nasılsa ödenmiyor, ben niye ödeyeyim” mantığıyla yıllar geçmiş. Şimdiki Yönetim Kurulu Başkanı Rauf Ersenal, “Bayrak, ezan” edebiyatı yapanlara soruyor, “Siz ne yaptınız? Bugüne kadar bu camilerde ezanın kesilmemesi için hangi projeyi ortaya koydunuz?” diye. Haksız mı…
ZİRVEDEKİLER
Çevre Platformu: Çevre Platformu ile Başbakanlık Kriz Yönetim Komitesi, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde 5 saate 100 bin gönüllü ile ülkede çöp bulunan tüm alanları, deniz sahillerini ve ormanları hem çöpten hem molozdan temizlemeyi hedefliyor. Güzel bir sosyal sorumluluk örneği. Başaracaklarından eminim ama, bizler kapımızın önünü süpürmeyi unuttuğumuzdan, ertesi gün yine aynı duruma gelecek…
DİPTEKİLER
Boulan İttifakın Mazeret Üretenleri: UBP ile DPUG arasındaki ittifakın bozulmasıyla, dünün dostları, bugünün düşmanları oldular yeniden. UBP Milletvekili Tatar, İskele’de Alanlı’nın adaylığının ittifakı bozduğunu söylerken, DPUG Meclis Üyesi Erhan Arıklı, UBP’nin hükümet bozulmayınca ittifakı bozduğunu iddia etti. Siz kavgaya devam edin, yakında gerçek bozulanın kim olduğunu öğrenirsiniz…
































