Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kabul edelim bu toplumun dingili kopmuştur

Öyle saygısız, öyle duyarsız olduk ki, kuralların dışında yaşamayı neredeyse marifet sayar hale geldik.

Yaya da olsanız, sürücü de olsanız, her gün bir felaketten kıl payı kurtuluyorsunuz.

Bu felaket bazen bir kazayı ucuz atlatmak olabiliyor, ya da biriyle kafa göz girişmek.

Dün yine yaya geçidinden geçen bir kişiye çarpmışlar, ağır yaralanmış.

 Nedir bu?

“Madem ben direksiyondayım, benim kurallarım geçer. Yaya geçidi de ne demek… Kural ne demek, yasa ne demek…”

Bıraktım yaya geçidini, trafik ışığında karşıdan karşıya geçerken bile sinir, sara oluyor insan. Bir kere cesaret edip yola inemiyorsunuz ki?

Ya kiralık araçların yarattığı felaketler… Önceki gün yolda giden bisikletlileri yaraladı bir tanesi. Başka biri takla attı. Şerit değiştirip, yolun sağına geçenler, kafayı bulup yola çıkanlar kaç kez karşıdan gelenlerin canlarını aldılar.

Toplumun genelinde bir bozulma var. Özellikle de gençlerde. Buna ülkenin şartlarını bilmeden yüz lirayı bastırıp direksiyon başına geçenleri, adaya geldiği günün ertesinde altına kamyon verilenleri ekleyin…

Trafik mühendisliği varmış, yol güvenliği sağlanacakmış, şunlar bunlar.

Yok kardeşim, cezayı arttıracaksın. Gün yüzü göstermeyeceksin. Trafikte can alan iki gün sonra elini kolunu sallayıp sokağa çıkamayacak. Güvenliği kafalarda sağlamadıkça zor biter bu bela…

Sadece trafikte değil, devleti soyan, vergisini vermeyen, bankadan aldığı krediyi ödemeyip lüks hayat süren, çevreyi kirleten, kaçak çalıştıran, iş kazasına karşı önlem almayan müteahhit de bilecek ki işin sonu kötü. Başına gelebilecek en büyük felaketin, devletin yakasına yapışması olduğunu idrak edecek… Çünkü devlet tüm diğer vatandaşlarının da hakkını korumakla görevli.

Bir yandan, eğitim sistemi acilen “düzgün insanlar” yetiştirecek şekilde değişecek, bir yandan da cezalar artacak. Başka yolu yok…


SU HAYATTIR…

Hepimizin bildiği bir gerçek var ki, o da su en temel yaşam kaynağımız. Olmazsa olmazımız! Ama gelin görün ki, suyla çevrili bir adada suya hasret yaşıyoruz.

Ne hükümet ne de kimin hangi makama atanacağı vatandaşı hiç ilgilendirmiyor. Vatandaşın gündemi şu anda, yaz aylarıyla birlikte yaşadığı susuzluk sorunudur. Ülke susuzluktan vrak vrak ederken, diğer yandan bugün için kimseye bir faydası olmayan su boşu boşuna akıyor…

Ayları su kavgası yaparak geçirdik. Sonunda hakkını vermek lazım CTP’nin de ısrarı ile bir anlaşmaya varabildik. Ama önümüzde bir yıla yakın uzun bir zaman var. Daha yapılması gereken bir sürü işimiz var. Örneğin suyun yönetimiyle ilgili ihale şartnamesi ne aşamada. Bitirip ihaleye çıkmamız gerekiyor. Bence yeni hükümetin ve Tarım Bakanının öncelikli işi bu olmalı. Çünkü ülkenin her yanı susuzluktan kırılmak üzere.

 Neymiş efendim suyu biz yönetecekmişiz. Hade yönetin, gelen suyu dağıtın evlere. Aslında hepimiz de biliyoruz ki, böylesi devasa bir projenin altından kalkacak ne bilgi, ne birikim ve en önemlisi ne de kaynağımız var.

Belediyeler kesintilere gidiyor, birçok ilçeye haftada bir iki gün su veriliyor. Su tankerleri sokaklarda cirit atıyor. Hani o “halkın tümüne ait” denilen yeraltı suları, ticari meta olarak birilerine para kazandırmaya devam ediyor. Daha dün “gelen suyu pahalıya satacaklar” diye yollara düşenler, “hortum döşeyenler” şimdi tankerlere hergün yüzlerce lira vermeyi içlerine sindiriyorlar mı..?

Etrafınıza şöyle bir bakın, çok katlı binaların yükseldiğini, yakında buralarda yüzlerce ailenin yaşayacağını bir düşünün. Sadece Girne’de son bir kaç ayda 40-50 daireli onlarca apartmanın yükseldiğini gördük. Bu görüntülerle Girne’nin içine ettikleri bir yana, yakında bu apartmanları dolduracak olanların su ihtiyacını nasıl karşılayacaksınız?

Dün bir gazetemizde vardı. Girne’nin günlük su ihityacı 550 ton iken, şu sıralar ancak 350 ton su verilebiliyormuş. Buna bir de otellerin en yoğun olduğu bu bölgede, turizm sezonunda harcanacak günlük su miktarını da eklediğimizde, işin ciddiyeti tartışılmayacak kadar açık ve net ortaya çıkar. Çıkar çıkmasına da, acaba birileri de bunu dert eder mi?

Bu tehlike ülkenin tümü için geçerli. Nüfus hızla artıyor. İhtiyaçlar da aynı oranda artıyor doğal olarak. Ama biz hiçbir işimizde plan ve öngörü hesabı yapamadık. Yollarımız, elektriğimiz, suyumuz, alt yapımız. Hiçbiri mevcut nüfusun bile ihtiyacını karşılayacak halde değil.

Artık, kısır çekişmeleri, sen-ben kavgalarını bir yana bırakıp, birşeyler yapmanın yollarını aramalıyız. Yapabilir miyiz derseniz, benim hiç umudum yok…

YERİN KULAĞI VAR

DERENİN SUYU: Önce maaşlar, ardından süt paralarının ödendiği haberlerini okuduk. Daha düne kadar hazinenin tamtakır olduğunu, maaş ödemekte bile zorlandığını, devletten alacaklıların sıraya girdiği haberlerini okuyorduk. On günde ne değişti ki bir anda ödemeler hız kazandı. Vardır elbet bir hikmeti. Dün olmayan paranın kaynağı nereden geldi acaba dersiniz…

POLİTİKAYI NE İÇİN YAPTIĞINIZ ÖNEMLİ:  Armağan Candan, iyi niyetli, genç bir milletvekili. Güney Kıbrıs’taki başkanlık sisitemini örnek göstererek, “orada hiç bir zaman koalisyon düşüyor, hükümet bozuluyor” durumları olmadığını savunuyor. Bence bu sistemle alakalı değil, siyasi zihniyetle alakalı. Eğer siyasetçiler ve de partiler kişisel çıkarlar değil de, ülke çıkarları odaklı iseler, sistem ne olursa olsun sorun çıkmaz. Baksanıza partiden partiye geçmeyi bile yasaklıyorsunuz, adamlar göstere göstere hülle yapıyor. Başkanlık sistemi hangi çıkar ilişkilerini ortadan kaldırabilir ki..?

DAHA NE KADAR SAYIN CUMHURBAŞKANI:  YÖDAK Başkanı konusunda toplumun neredeyse tüm kesimleri hemfikir. Baştan tarafsızlığı sorgulanmıştı, şimdi artık yasalara, mahkeme kararlarına uymadığı, bizzat Cumhurbaşkanı’ndan gelen yazıya 3 aydır cevap bile vermediği belgelendi. Yüksek Öğrenimin başında bulunuyor ve eğitim sistemini darmadağın ediyor. Sayın Cumhurbaşkanı, partilileri anlayabiliriz, çünkü siyaset bizde çıkar ilişkileri üzerine yürür. Ama siz partilerüstüsünüz, Anayasa’nın da, yasaların da bekçisisiniz. Yeter artık. Sizi gereğini yapmaktan alakoyan nedir, en azından onu açıklasanız…

ÇİFTE MAAŞ KAVGASI:  Kooperatif Merkez Bankası ve ona bağlı kuruluşlarda çalışıp, aynı zamanda Sosyal Sigortalardan da maaş alan ve sayıları 116 olan çalışanların yaşlılık maaşlarının kesileceği haberi greve neden oldu. Çift maaş alan bu çalışanların durumuyla ilgili olarak hem Başsavcılık, hem de Sayıştaylık “uygun olmadığı” görüşü vermişti. Düşünün, yarın bir memur emekli olup hem emekli aylığını alsın ama, çalışmaya da devam edip bir maaş da oradan alsın. Hani eşitlik vardı, adalet vardı?

LİYAKAT MI DEDİNİZ:  UBP ve DP merkezleri makam talep edenlerle dolup taşıyor. Yeni atamaların yapılacağı mevkileri kapmak için aracılar koyan, parti merkezinde kulis yapanlardan hangilerinin kazançlı çıktığı yavaş yavaş beliriyor. Kimsenin liyakata, bilgiye baktığı yok. Atanma için tek kriter var, o da iyi bir partili veya iyi bir destekçi olması. İşi bilip bilmediğinin hiçbir önemi yok. Yakında öyle sürpriz isimler duyacaksınız ki, dudağınız uçuklayacak…

YA BİZZAT YIKTIKLARIMIZ:  İki toplumlu Kültürel Miras Teknik Komitesi, Avrupa Komisyonu ile BM Kalkınma Programı işbirliğinde, kültürel mirasın korunması faaliyetlerini sürdürdüğünü açıklamış, adanın iki yanında biten ve devam eden projelerini sıralamış. Okurken, beş yıldızlı bir otelin “kazayla” yıktığı şapel aklıma geldi. Sahi ne oldu o konu? Bin yıllık kilisenin yerine yenisi yapıldı mı? Öyle olunca mesele kapandı mı? Yoksa sormaya bile değmez mi? Ben şu anda devam eden başka beş yıldızlıların çevresindeki küçük kiliseciklerin kaderini de merak etmekteyim. Restore etmek güzel de, en azından insan eliyle yıkılmalarını önleyecek tedbirlerimiz var mı..?

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#e3f3ff” color=”#282828″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER: Serkan Mesutoğlu: “UBP, CTP-BG ve DPUG istediği kadar hükümet programı yazsın ve çıkıp istedikleri kadar hükümet programlarının eleştirisini yapsınlar. Bu partiler için ne yazık ki uçup kaybolan sözle, kalıcı olan yazı arasında fark kalmamıştır. Güvenilirlik yitirilmiştir…”.[/quote]

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#e3f3ff” color=”#282828″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]DİPTEKİLER: Güllü Kutlamaymış: Fotoğrafları gördünüz herhalde. DP’li erkek bakanların başlarına, partili bir hanım gül döküyor. Onlar da “dur ne yapıyorsun, ayıp, görgüsüzlük bu” demiyorlar, başlarını eğmiş gülüyorlar. Buna şark politikası denebilir ancak. Entrikaya dayalı, hazmedilmemiş, özümsenmemiş bir siyaset anlayışı. Demokrasinin derseniz, yanında bile geçmez. Kaddafi Libya’sını hatırladım bir an için…[/quote]