Memlekette sorun kalmadıydı ilgilenecek, şimdi bir de nur topu gibi Devlet Tiyatroları sorunumuz var artık… Üstad Deliceırmak hep sorar; “Devletin tiyatrosu mu olur?” diye…
Haklıdır üstad… Devletin tiyatrosu olursa işte böyle sorunlarla karşı karşıya kalırsınız. Devletin tiyatrosu olursa başbakanın dediği gibi “patron benim, benim istediğim şekilde oyun oynanır. Her istediğinizi oynayamazsınız” durumları ortaya çıkar. Böyle bir ortamdan da özgür bir sanat ve tiyatro anlayışı ortaya çıkması mümkün değildir.
Kaldı ki bizim memlekette devlet kendi tiyatrosunu bugüne kadar ne kadar ilgi gösterdiği de ortada… 27 Şubat 1999’da yanan ve 20 yıldır tiyatro oynayacak binası olmayan bir Devlet Tiyatrosu’ndan bahsediyoruz. Bugün bir tiyatro oyunu için ortalığı velveleye verenler, yanan tiyatro binası için acaba ne kadar duyarlıdırlar?
Ya da devlet kendi tiyatrosunu yönetmek için atadığı müdürlere bir bakarsanız büyük bir çoğunluğunun tiyatro ile alakası olmadığını görürsünüz. İşin ilginç tarafı son yıllarda atananların neredeyse hepsi öğretmen kökenli… Öğretmenlere saygımız sonsuz da her işin de bir erbabı var. Dolayısı ile bu müdürler de ancak bürokrat olabiliyor. Kısacası devletin tiyatrosunu da başka tiyatroları da tiyatrocular yönetmelidir.
Hade biraz iyi niyetli olayım ve şöyle diyeyim: “Müdür olarak tiyatrodan anlamayabilirsin ancak tiyatrodan anlayanlarla bu işi yürütebilirsin”. Devlet Tiyatroları’nın çiçeği burnunda müdürü Erdinç Akgür’ün iyi niyetinden hiç şüphem yok. Kendisiyle birlikte çalışmışlığım var. Dünya beyefendisi birisi… Ancak Erdinç’ten tiyatro yöneticisi olmaz, çok iyi bir bürokrat olur. Zaten anladığım kadarı ile o da bürokratik görevlerini yerine getiriyor.
Bir önceki müdürün oluşturduğu 5 kişilik bir repertuar kurulu yasal olmadığı gerekçesi ile Erdinç Bey tarafından ortadan kaldırıldı. Elbette bir bürokrat yasaları dikkate almalıdır. O zaman da işte böyle sorunlar çıkar.
Tiyatro sanatçısı ve yönetmen Yaşar Ersoy’un yazdığı “Yangın Yerinde Kabare” adlı oyun “Edebi Kurul” tarafından uygun bulunmamış… Kimdir be bu Edebi Kurul?
Edebi Kurul, Devlet Tiyatroları müdürü başkanlığında edebi kişiliği olan 2 bakanlık temsilcisi ile bir dramaturgdan oluşurmuş. Şu anda bu kurulda Devlet Tiyatroları müdürü Erdinç Akgür, Milli Eğitim Bakanlığı Bakanlık Müdürü Bünyamin Merhametsiz, Talim Terbiye Dairesi Müdürü Murat Aktuğ ile dramaturg olarak Türker Öztiğin bulunuyormuş…
Böylelikle ben de yakın dostum Murat Aktuğ’un edebi yanının ne kadar güçlü olduğunu öğrenmiş bulunuyorum. Yasada “iki bakanlık temsilcisi” diyebilir. Bunun anlamı iki bakanlık müdürü olmasa gerek… Bu işten anlayan başka iki kişi olabilir yani… Belli ki bu konudaki yasalar eskimiş, yenilenmesi gerekiyor. Bugünün koşullarına uygun yasalar yapma bürokratların görevi değil midir?
Bir de aklıma takılan şu oldu bu tartışmalar sırasında… Ne başbakan, ne eğitim bakanı ne de tiyatrolar müdürü açıklamalarından adı geçen eserin “uygun görülmeme” gerekçesinin ne olduğunu söylemedi. Erdinç bey açıklamasının satır aralarında “Bu aşamada toplumsal fayda ve bütünlük açısından doğru bulmadığım için oyunda yer alan bazı ifadeleri ve bölümleri açıklayacak değilim” diyor. Devlet bu konuda şeffaf olması gerekir. Bu toplum gerçekleri bilmek zorundadır. Saklayarak, gizlenerek nereye kadar… Öyle ya da böyle bu oyun bir şekilde başka bir ortam ve başka bir kurum altında sahnelenecektir. Toplumdan gerçekleri saklamanın bir anlamı yok.
Ben de üstad Deliceırmak’a katılıyorum. Devletin tiyatrosu olmaz. Devlet kontrolünde zaten tiyatro olmaz. Suya sabuna dokunmayan tiyatro mu olur? Eleştirmeden tiyatro mu olur?
Kapatın Devlet Tiyatrolarını siz da kurtulun biz da…
































