Kıbrıs konusunda, halkların iradesini yansıtan en büyük anket, 2004 referandumuydu.
Kıbrıslı Türklerin yüzde 65’i çözüme “evet” derken, Rumların sadece yüzde 24’ü çözüm lehinde oy kullandı.
Bugün geldiğimiz noktada, Kıbrıs Türklerinin oy oranında radikal bir değişiklik olduğunu sanmam. Bence en fazla yüzde 10’luk bir oynama olabilir.
Ancak hala esas belirleyici olan, Kıbrıs Rumlarının eğilimidir.
Geçen süre içinde, gerek uluslararası kuruluşlar, gerekse Güney’den gazeteler ya da partiler çeşitli anketler yaptılar.
Mesela, 2008’de Talat-Hristofyas görüşmeleri devam ederken, Alithia Gazetesi’nin yaptığı ankette Rumların yüzde 27’si çözüme inanç belirtmiş. Tam bir yıl sonra aynı gazetenin anketinde oran, yüzde 25,8’e inmiş.
Çözüme inananların oranı, Ekim 2010’da Fileleftheros Gazetesi’nin yaptırdığı ankette yüzde 20’ye düşmüş… Talat ayrılmış, Eroğlu gelmiş. Acaba düşüşün bununla ilgisi olabilir mi?
Sonra yukarıya doğru bir ivme… Kathimerini gazetesinin, Akıncı’nın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte yaptırdığı bir ankette, iyimserliğin yüzde 41’e ulaştığı belirtiliyor…
En son anket de, Akıncı-Anastasiadis görüşmelerinin umut pompalayan ortamında, geçtiğimiz günlerde AKEL tarafından yaptırılmış. Katılımcıların yüzde 65’i görüşmelerin olumlu yönde ilerlediği şeklinde görüş bildirmişler.
Dahası da var, çözüme inananların oranı, bu ankete göre yüzde 59.
Bu rakam, şimdiye kadar, Talat-Hristofyas dönemi de dahil ulaşılmayan bir oran.
Her ne kadar tek bir anket sağlıklı değerlendirme yapmaya yetmese de, bu görüntüye göre, Rum halkının bu kez bir anlaşmaya psikolojik olarak 2004’den daha yakın olduğu söylenebilir.
Yeter ki, her iki tarafta da anlaşma olasılığını berhava edebilecek kesimlere fırsat vermeyecek bir yöntem izlensin…
Diğer yandan, yine anlaşma karşıtı kesimlerin, kışkırtıcı propagandalarına yenik düşülmesin…
Ama aynı zamanda abartılı umutlar da pompalanmasın. Her açıklama ve her adım, ayağını yere basan cinsten olsun…
Nitekim geçtiğimiz günlerde, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın, Kıbrıs Rumları ve Kıbrıs Türklerinin, bazı koşullar altında istedikleri yerde ikamet edebilecekleri, siyasal eşitlik ve kurulacak devletin adı gibi söylemleri, Rum tarafındaki red cephesini harekete geçirdi. Rum lider Anastasiadis de bunun üzerine, “Bunlar anlaşılan konular değil, üzerinde görüşülen konular” yorumunu yaptı.
Onun için sanırım, her iki liderin “tüm konularda anlaşma sağlanmadan hiçbir konuda anlaşma sağlanmış olmayacağı” ilkesine bağlı kalmaları en iyisi olacak. Böylece gereksiz tartışmalar yaratmaktan da, sürekli savunma yapmaktan da kurtulmuş olacaklar.
Aslına bakacak olursanız, yaşayacak bir anlaşmaya varabilmek için, en öncelikli konu, her iki taraftan da karşılıklı güvenin sağlanması…
Güven ortamını ortadan kaldıracak en ufak bir hareket, anlaşma olasılığını da ortadan kaldırır…
YERİN KULAĞI VAR
KÖTÜ PROGRAM YOKTUR:
Kötü hükümet programı olamaz. Ancak, iyi olan da, uygulanabilendir. CTP-UBP hükümet programı da genel anlamda kötü değil… Aslında bunca yıldır ne programlar gördük. O programların onda biri uygulansaydı, ülke olarak bugün bu noktada olmazdık. Dileğimiz, bu kez hükümet programında yazılanlar yerine getirilsin…
PROGRAMDA ÇELİŞKİLER:
Cumartesi günü oylanacak olan Hükümet Programı’nda, özelleştirme konuları çürük diş gibi duruyor. “Özelleştirmeyi” sorun olmaktan çıkartma adına, bir önceki hükümette olduğu gibi, CTP’nin kendinden menkul “özerkleştirme” sözcüğü kullanılmış. Aynı zamanda, “AB müktesebatına uyum”dan da söz edilmiş. Peki ama bu kurumlar AB ülkelerinin çoğunda özelleştirilmiş. Bunu bir yana bırakalım, mesela telekomünikasyon, devletin elinde olduğu sürece tekel olarak kalacak. Bu durumda AB’nin rekabete dayalı müktesebatıyla nasıl uyum sağlayacak?
HEP AYNI TERANE:
Adetten midir nedir bilemem ama ne zaman yeni bir hükümet kurulsa bütün kurum ve sendikalar sırayla yeni hükümetten beklentilerini açıklarlar. Hükümet edenler de, yine adetten olacak ki, bunları yerine getirmek için canla başla çalışacakları sözünü verip, herkese mavi boncuk dağıtırlar. Ardından yerine getirilmeyen vaatler için, yine aynı kurum ve sendikalar eylemlere başlarlar. Ve bu kısır döngü her yeni hükümet döneminde tekrarlanır durur. Bu kez de aynı terane başladı. CTP-UBP hükümetinden beklentiler, eskiye göre daha fazla. Bakalım onlara karşı ilk eylem kimden gelecek…
DEĞER Mİ:
DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, hakkındaki rüşvet iddialarıyla ilgili olarak, “ politikaya girdiğimde bankada, yeterince param vardı, şu anda ise geriye parti adına yapılan borçlar kaldı” demiş. İşte siyaset öyle bir şey. Bir şeyler yapmaya çalışacaksın, elde avuçta ne varsa vereceksin ama, günün sonunda bir de suçlanacaksın. İşte insan o anda soruyor, değer mi…
TELEFON İŞİ NE OLDU:
Kuzey ile Güney’de cep telefonları ile konuşabilmek için bir girişim başlatılmış hatta, temmuz ayının ilk haftasından itibaren bu uygulamanın yürürlüğe gireceği duyurulmuştu. Temmuz ayı neredeyse bitiyor ama bu konuda henüz bir ses seda yok. Yoksa birileri bu işe engel mi koyuyor…
ORTAK EYLEM YAPARLAR MI:
Mücahitler Derneği geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, bir sonuç alınamayacağına inandıkları müzakere sürecinin, “masraf olur” gerekçesiyle kesilmesini talep etmişti. Güney de ise, Girne kökenli Rumların örgütlü olduğu “Özgür Girne” isimli örgüt de, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon için sürdürülmekte olan müzakerelere son verilmesi kararı almış. Yarın bu iki örgüt, müzakerelerin kesilmesi için ortak eylem yapar mı diye de düşünmeden duramadım…
ZİRVEDEKİLER
Cenk Uzunoğlu: “On, yirmi yıl önce olasılık olarak konuşmak mümkün olmayan, hatta konuşulsa parti disiplin cezasını gerektirecek bir koalisyon, şimdi gerçek oldu. Bunun için işin başından bilinmelidir ki bu iki partinin koalisyon denemesinin başarısız olması, tüm siyasi kurumlarımız için öyle sıradan bir sonuç doğurmayacaktır…”
DİPTEKİLER
Ziyaretler, Kabuller: Yeni bakanlar koltuklara oturur oturmaz, kabul-ziyaret haberleri hiç vakit kaybetmeden, medyaya düşmeye başladı. Bu ziyaretlerde de, büyük büyük vaatler… Oysa hükümet programı sıkı bir takvim öngörüyor. Şu anda çoğu, devleti çok da iyi bilmeyen bakanların, başlarını kaşıyacak vakitleri olmamalı diye düşünüyorum. Eğer illa da gazetelerde isimlerinden bahsedilmesini istiyorlarsa, bence icraata odaklansınlar…
































