Zor günler yaşıyoruz. İşveren, işçi, sendikacı, çalışan, üreten, üretmeyen, hatta hazır yiyen. Mutsuz olmayan yok gibi… Kıbrıs Türkü, geçmişe göre ciddi şekilde fakirleşmiştir, işsizlik sorunu yaşamaktadır, kendini geliştirme olanağı bulamamaktadır, kapana kısılmışlık duygusuyla, zaten büyük bir stres içindedir. Elindeki para günden güne erimekte, pul olmaktadır. Belki de toplum hayatında ilk kez bu kadar borçlanmıştır. Çocuklarının ve ülkesinin geleceği için ilk kez bu kadar endişelidir…
Ya gençler… Büyük bir çoğunluğu bizim nesillere göre çok daha iyi eğitim almış, dünyayı tanımış, ellerinde diplomalarıyla ne olacaklarını düşünmekte olan gençler… Onların yaşadıkları da bizlerden farklı değil. Endişe, hayal kırıklığı, gelecek kaygı ve stres…
Yıllardır “gençlerimiz göç ediyor” diye feryat ediyoruz biliyorsunuz. Bence son on-on beş yıl, beyin göçünün en yoğun yaşandığı bir dönem oldu. Gençlerin elinde şimdi, eskiden olmayan önemli bir avantaj var. O da AB pasaportu… Özellikle de yurt dışında okuyanlar artık ülkelerine dönmüyorlar. Dönenler de döndüklerine bin pişman oluyorlar. Çünkü ülkelerinde gelecek görmüyorlar, herhangi bir şeyin iyileşeceğine de inanmıyorlar. Ne içte, ne de Kıbrıs konusunda bir umut var… Bu nedenle de
giden, gittiği yerde kalıyor…
Tüm bunların üstüne bu toplum, her Allah’ın günü bir de siyasi kavgaları seyretmektedir. Kendi geleceğini iyileştirme adına oy verdiği insanların, birbirleriyle çekişmesini izlemek zorunda kalanların büyük çoğunluğunun da, ruh sağlığı bozulmuştur. Uzmanlar, “Ekonomik kriz dönemlerinde ruh sağlığı bozuklukları ve intiharlar daha çok artmaktadır. Düşük ekonomik şartlardaki toplumlarda aile içi sorunlar işsizlik ve suç işleme eğilimi daha fazla görülür” diyorlar ve başka bir şey daha söylüyorlar, “Siyasetçilerin yaptığı asabi konuşmalar, toplumun ruh sağlığını bozuyor”…
Bu bilimsel bir tespit. Bence uyuşturucu kullanımının, trafik kazalarının, boşanmaların artması hep yaşadığımız toplumsal stresin sonucudur. Sadece adaletsizlikler bile yeteri kadar stres sebebi değil midir sizce?..
Gerginlik dolu bir ortamda herhangi bir sistem değişikliğinin, herhangi bir reformun, herhangi bir ilerlemenin gerçekleştirilmesi mümkün müdür? Tabii ki değildir…
Toplum çok iyi biliyor, yıllardır birlikte ulaşacağımız, ulaşmak için çalışacağımız, mücadele edeceğimiz ortak bir hedefimiz yok artık…
Ama daha da ilginci, ortalıkta var olan kavgaların, toplumun değil, belli kesimlerin çıkarı için yapılmış olmasıdır. Güvensizliğin kaynağı da bu zaten. Kimsenin birbirine güvenmediği, birinin diğerinin ayağını kaydırmak için fırsat kolladığı bir ortamdan iyilik, güzellik ya da umut çıkabilir mi?..
“İnsan umuttur” deriz sık sık. Umutsuzluğu insana yakıştıramayız. Hatta sıkıştığımız anlarda, “çıkmayan canda umut vardır” sözünü tekrarlarız hep. Biliriz, her zaman umut vardır ama geldiğimiz nokta, yaşadıklarımız bütün bunları da alıp götürdü. Her şeye rağmen iyi niyetle çalışmak isteyenler bile, bu ortamda sadece enerjisini değil, umudunu ve inancını da kaybeder. Ne yazık ki, şu an ülkenin durumu ahvali de budur…
Elektrikte indirim, af gibi…
Elektrikteki indirimi nasıl okumak gerekir bilemedim.
Bir yandan Kıb-tek, bir yandan Başbakan, “Biz indirim yaptık”, “Yok biz daha fazla yapacağız” diye milleti günlerce oyaladılar, çıka çıka bu çıktı.
Bakmayın siz Başbakan’ın “Yüzde 36’ya varan” demesine. En dar gelirli kesimi, en alt tarifeden hesap edersek -ki öyledir-, bunların indirimi, sadece yüzde 2,2.
Yani genel anlamda indirim, yüzde 2,2 ile 36 arasında.
Önce uçuruma dikkat. Sonra, konut tarifesinde indirim oranı, kullanım miktarıyla eşit olmayan oranda, hatta fahiş biçimde artıyor. Yani ne kadar fazla kullanırsan, o kadar indirim.
En yüksek indirim 750 kws üzerinde kullananlara.
Normal vatandaş cüzi bir indirimle cezalandırılırken, ödüllendirilen ticaret ve sanayi kesimi oluyor. Ortalamaları ise, yüzde 16 civarında.
Vatandaş buna da razıydı ama hükümetimiz iş çevrelerine layık gördü bu indirimi. Deniyor ki, zaten alt tüketim kademesindekiler, maliyetin altında ödüyorlar, onun için onlarda fazla indirim yapılamadı.
Ya onun biraz üstündekiler. Yani 4 kişilik normal bir aile…
Ben bunu neye benzettim biliyor musunuz, vergi affına. Hükümet yine tahsilatları arttırabilmek adına, iş çevrelerine bir anlamda af uyguluyor.
Kısaca, bu indirimin sokaktaki vatandaşla bir alakası yok…
YERİN KULAĞI VAR
OLMADI DERVİŞ BEY:
Yılların politikacısı, halen Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan birisi olarak, yaraştığınız rakibinize karşı, “Hele bir tanesi acemi, ustalarının yazdığı ve eline tutuşturduğu ve bazı yanlış şeyler söylediği bir arkadaşımız var. Ona kolay gelsin” demeniz hoş olmadı. Yarın birisi kalkıp da sizin için, “Gittiği yerin bile farkında değil, yazılanı bile doğru dürüst okuyamıyor. Görüşme masasında oturuyor ama konuşulanlardan tek kelime anlamıyor” dese, hoşunuza gider mi?..
HAYAL KIRIKLIĞI:
Hükümetin elektrik fiyatlarında yaptığı indirim ne yazık ki beklentileri karşılamadı. Haftalardır tartışılan konu, o kadar beklenti yarattı ki, yapılan indirimin gerçek tüketicilere getireceği indirim tam bir hayal kırıklığı yarattı. Keşke diyorum elektrik konusundaki bu indirim uygulamasının, gerçek anlamda ne ifade ettiği tüketiciye anlatılsaydı da, bu beklentiler ortaya çıkmasaydı…
AKİM NEYE KARŞI ÇIKMIŞTI:
Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Akim, hükümetin önerdikleri indirimi az bulmasına tepki göstermişti hatırlarsanız. Şimdi yapılan indirimi öğrenince, Akim’in itirazını anlamakta zorlanıyorum. Hükümetin açıklaması ile ancak 1-2 TL bir indirim olacaksa, acaba diyorum İsmet Akim’in önerdiği indirim ne idi?..
GÜNDEMDEN NOT:
“Cumhurbaşkanı seçiyoruz, Başbakan değil” diyen Cumhurbaşkanı Eroğlu, gün geçmiyor ki birilerini kabul edip dert dinlemesin. Dün de seracıları kabul etti ve dertlerini dinledi. Sadece bir not…
“KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ” NE?:
Birileri buralarda temas yapıyor. Bir cemiyet, adı da Türkiye-Kıbrıs Türk Cumhuriyeti İşbirliği Cemiyeti. Niye Kuzey Kıbrıs değil de, Kıbrıs? Kıbrıs Türk Cumhuriyeti diye bir cumhuriyet mi var? Kiminle iş birliği yapacaklarının bile farkında değiller. Böyle hata olmaz. Olsa olsa, laf ola kurulmuş bir cemiyet olur, o kadar…
BAN’INKİ DOSTLAR ALIŞVERİŞTE GÖRSÜN RAPORU:
BM Genel Sekreteri yine durumu idare etmek istemiş. Kıbrıs Türklerinin ağzına bir parmak bal çalmış, izolasyondan, ekonomik durumdan söz etmiş, ama Rum tarafının adanın doğal kaynaklarını “egemenlik hakkım” diyerek tek yanlı kullanmakta oluşuna değinmemiş bile. Rumlara bu da yetmemiş, bar bar bağırmaktalar. Rapordan şahsen ben bir şey beklemiyordum, onun için şaşırmadım. Esas bir şeyler bekleyen varsaydı, onun aklına şaşarım…
ZİRVEDEKİLER
Hüseyin Cumaoğlu: Bekirpaşa Lisesi Müdürü Hüseyin Cumaoğlu ve okul öğretmenleri, öğrencilerin zararlı ve yanlış hareketler yapmasını önlemek ve tehlikeye girmelerine engel olmak için öğrencilerin “Facebook” kullanımı konusunda velilere yönelik anket hazırladı ve okula telefon getirilmesini yasakladı. Duyarlılıkları her türlü takdire değer. Darısı diğer okullarımıza diyelim…
DİPTEKİLER
Derviş Eroğlu: “Karşımda 3 aday var. Hele bir tanesi acemi, ustalarının yazdığı ve eline tutuşturduğu ve bazı yanlış şeyler söylediği bir arkadaşımız var. Ona kolay gelsin. Cumhurbaşkanlığı makamının yetkileri de bellidir. Ama bu arkadaşlar seçilirlerse Başbakan gibi hareket edeceklerini söylüyorlar. Biz haddimizi de, Başbakan’ın da Cumhurbaşkanı’nın da yetkilerini biliriz.” İlahi Derviş Bey, bari bunları siz söylemeyin…
































