İtalya’nın şarap cenneti Toskana Bölgesinin Başkenti: Floransa

24 Nisan 2017 Pazartesi | 13:40

2014 yılının Şubat ayında Poli’de yayınlanan ilk Toskana gezi notlarımın birinci bölümüne şöyle başlamıştım:

“Toskana (İtalyanca: Toscana, İngilizce: Tuscany), İtalya’nın orta batı yakasında yer alan ve 23 bin kilometre karelik alanı kaplayan bir bölgedir. Bölgenin nüfusu dört milyona yakındır. Bu eyaletin baş şehri de Floransa’dır. İtalya’nın 1934 anayasası ile kısmi özerklik verilen yirmi bölgeden biridir.

Toskana, doğal güzelliği, gelenekleri, tarihi, sanatsal mirası ve kültürel etkisiyle bilinen bir bölgedir. İtalya’da Rönesansın başladığı yer olarak anılır. Gerek bilim ve gerekse sanatla ilgili önemli isimler yetiştirmiştir. Bunun yanında İtalya’nın önemli şaraplarının bir bölümü bu bölgede çıkar. Bu şarapların en iyi bilinenleri arasında Chianti, Vino Nobile de Multepulciano, Morellino di Scansano ve Brunello fi Moltalcino sayılabilir. Sert aksanı ve kültürel kimliğinden dolayı, ulus içinde ayrı bir ulus olarak da değerlendirilir.

Toskana’nın yedi ayrı bölgesi, UNESCO’nun Dünya Mirası Sitesi kapsamına alınmıştır. Bunlar: Floransa’nın tarihi merkezi, Gimignano, Pienza’nın tarihi merkezi, Val d’Orcia, Medici behçe ve villaları’dır. Toskana bölgesinin koruma altında bulunan yüz yirmi doğa alanı vardır. Bundan dolayı gerek Toskana ve gerekse Floransa her yıl milyonlarca turisti kucaklamaktadır. Dünyanın en çok ziyaret edilen kırk altıncı şehri olarak 2007 yılında 1.715 milyon turist Floransa’yı ziyaret etmiştir. Dünyaca ünlü Piza Kulesi, Toskana’nın Piza kentindedir.”

2014 yılı notlarıma nazaran bu seferki gezimiz daha kapsamlı oldu. İlk gezide olduğundan daha ayrıntılı ve birkaç bölüme ayırmayı uygun bulduğum gezi notlarına ilk durağımız Floransa’dan yola çıkarak, Siena, Piza ve tüm yolların çıktığı gibi yolumuz Roma’ya çıkacak ve gezi Roma’da sona erecektir.

İsa’dan önce 200 yılında Etruscanlar bu yerleşim yerinde konaklayıp Fiescole adında bir yerleşim yeri kurduktan 120 yıl sonra Lucius Cornelius Sulla’nın ordusu tarafından yakılıp yıkılır. Günümüz Floransa’sının kurucusu, bildiğimiz Julius Sezar, işte bu yıkıntılar üstüne bir şehir kurar. İsa’dan önce 59 yılında, iki nehir arasına kurulduğu gerekçesiyle Fluentia ve daha sonra, ‘çiçekli’ anlamına gelen Florentia diye adlandırılan ve Sezar’ın savaş gazileri için kurulmuş olan Floransa, kısa bir süre sonra önemli bir ticaret markezi olur.

Rönesans dönemi Floransa Devletinin başkenti olan Italyanlar’ın bugün “Firenze” dedikleri şehir, günümüz Toskana eyaletinin başkentidir. 383 bin olan nüfusuyla en yüksek nüfus youğunluğuna sahip Toskana şehridir. Büyük şehir belediyesi olarak nüfusu birbuçuk milyonun üzerindedir.

Ortaçağ Avrupa’sının ticaret ve finans merkezi ve dünyanın en zengin şehirlerinden biri olan Floransa, Rönesansın doğum yeri olarak Kabul edilir. İnişli çıkışlı politik geçmişinde, güçlü Medici ailesi tarafından da yönetilmiş, belli sayıda dini ve cumhuriyetçi devrimlere shne olmuştur. 1865 yılından 1871 yılına kadar İtalya Krallığının başkenti olmuştur.

Euromonitor Internatıonal 2012 yılında 1.8 milyon turistle en çok ziyaret edilen yerler sıralamasında Floransa’yı 89’uncu sırada göstermiş. 1982 yılında Rönesans sanat ve mimarisi yanında anıtları dolayısıyla UNESCO tarafından Dünya Mirası Sitesi olarak Kabul edilmiştir.

Floransa, İtalyan modasında önemli bir yere sahip olup Dünya moda başkentleri sıralamasında 15’inci sırada yer almaktadır. Turistik ve endüstriyel öneminin yanında ulusal ekonomide de önemli bir yere sahip olup 2008 yılında en yiksek avaraj gelir sıralamasında 17’ınci sırada yer almıştır.

Gezinin ilk günü olan 7 Nisan öğle üzeri Roma’nın Ciampino Havaalanında Kıbrıs’tan gelen on kişilik dostlar kafilesi ile buluşuyoruz. Toplam ondört kişi olan gurubumuzu Floransa’ya götürecek otobüse yerleşiyoruz. İki saati aşan bir yolculuktan sonra Floransa’ya varıyoruz. Şehrin merkezindeki Martelli Hotele yerleşip hemen kendimizi sokağa atıyoruz. Otelin bulunduğu yol olan Via Panzani, Santa Maria Novella’dan Duomo di Firenze katedraline uzanan yoldur. Onbeşinci yüzyılın sonlarına doğru mimar Filippo Brunelleschi tarafından inşa edilen Floransa Katedrali, kiremit rengi kubbesiyle Floransa semalarına uzanmakta ve şehrin sembolü olarak bilinmektedir. Piazza del Duomo’nun (Katedral Meydanı) güneyinde Floransa’nın merkezinin kalbi gibi atan dar sokaklar küme’si yeralır. Bu sokaklarda butik, tipik Toskan lokanta ve otelleri ile doludur. Bu sokaklar Piazza della Signora (Bayan Meydanı) ve eski Floransa Devletinin politik konutu Palazzo Vecchio’da (Eski Saray) son bulur. Birkaç dakikalık bir yürüyüşten sonra Arno Nehrine varmak ve Ponte Vecchio’yu (Eski Köprü) görmek mümkün. Köprüyü daha sonra ziyaret edip ilginç hayatını ele alacağız. Gezinin ilk günü sonlanırken, bu sokaklarda yeralan, Borgo SS, Apostoll 6/r 50123 adresiyle bilinen Toto lokantasında güzel bir yemekle günü noktalayacağız. Konaklama yerimiz Floransa olduğu için bu şehir hakkında yazacaklarımız burada son bulmuyor. Yarın sbahleyin otobüsle Siena’ya, oradan da bir şarap kasabası olan Multepulciano’ya ve öğle yemeği için Pedere il Casane çiftliğine gidip tekrar Floransa’ya döneceğiz. Pazartesi günü de Piza’yı ziyaret edip yine Floransa’ya döneceğiz. Bu yüzden, daha kolay anlaşılması açısından şehirleri tek tek ele alıp sırayla anlatmak daha kolay olur diye düşündüm.

Gezinin üçüncü günü olan Pazar günü Floransa’yı gezmeye çıkıyoruz. Arno Nehri üzerine kurulan köprülerden geçtik.  İkinci Dünya Harbinde Almanlar şehri boşaltıp giderken bu köprüleri patlayıcılarla yıkmışlar. Floransalılar, Alman komutanı ikna edip Ponte Vecchio’yu (Eski Köprü) yıkılmaktan kurtarmışlar. Almanlar sadece iki ucundaki binaları yıkmışlar.  Romalılardan beri birkaç kez nehrin taşmasıyla yıkılan köpri son halini 1345 yılında alır. Eskiden, köprü üzerindeki dükkanları kasaplar işletse de bugün genellikle mücevher satıcıları, sanatsal ürünler ve hediyelik eşya satıcıları yoğunlukta sayılır.

Günün son ziyaret yeri Boboli Bahçeleri (Giardino de Boboli) oldu. Onaltıncı asırdan onsekizinci asıra kadar olan dönemin heykel kolleksiyonu ile bazı Roma antik eserlerini burada görmek mümkün. Bahçe, kıdemli Medici düklerinin yaşadığı saray olan Pitti Palace,ın arka bahçesidir. Bahçe, bulunduğu yer bakımından çok ilginç manzaraları görmeye olanak verse de bitki ve çiçek içeriği açısından zayıftır.

Medici ailesi, sadece Floransa Devletinin değil, Italya’nın Rönesans tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. Toskana kır bölgesinden gelip onbeşinci asırda Avrupa’nın en büyük bankası olan Medici Bank’ın kurucusu oldular. Medici ailesinden üç papa Vatikanı yönetmiş 1737 yılına kadar da Toskana devletinin yönetisi olmuşlar. O dönemin  İtalya’sının diğer zengin aileleri olan Milano’da Visconti ve Sforza, Ferrara’da Este, ve Manuta’da Gonzaga gibi ailelerle birlikte Rönesansın doğmasına neden olan şartları yarattılar.

Floransa hakkında sayısız kitap yazılmış, filmlere konu olmuş ve kısacası bir Dünya harikası olmuş. Dünyaca ünlü hayatın her dalından insanlar yetiştirmiş Floransa. Bu isimlerden sadece birkaç tanesi şöyle: Michelangelo Buonarroti, Galile Galilei, Leonardo da Vinci, Raphael, Amerigo Vespucci,  Guccio Gucci, Roberto Cavalli, Florence Nightingale, Dante Alighieri.

Gelecek hafta Yine bir tarihi Toskana şehri olan Siena’ya doğru yol alacağız.

Tözer Karafistan – Polis 2017