DünyaYaşam

İtalyan Rivierası’nın muhteşem beşlisi: Cinque Terre






İtalya’nın UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde de bulunan meşhur Cinque Terre bölgesi, bir efsaneden mi ibaret yoksa mutlaka gezilip görülmesi gereken bir yer mi? Brandlifemag.com yazarı Selin Koçak, İtalyan Rivierası’nda kayalara oyulmuş 5 cennet köy Cinque Terre’yi gezdi ve izlenimlerini yazdı.

 



Sevgili gezgin, meraklı, yay burcu okur… Ay pardon o benim, sevgili ne olursan ol gel okur, bu ayki yazımda sizlere İtalya’nın güzide ve fazlaca abartılmış Cinque Terre bölgesini anlatacağım, hazırsanız başlıyorum.

Öncelikle Milano’ya THY’den bir direk uçuş bileti alıyorsunuz; gitmeden online olarak arabanızı havalimanından alınmak üzere rezerve ediyorsunuz; ordan ver elini Rapallo.

Yolculuk tam 2 saat sürüyor. Neden Rapallo diyorum? Çünkü kalınacak en merkezi, şirin ve sevimli yer burası. Cinque Terre’yi oluşturan beş köyden birinde kalmanızı ise önermiyorum, pansiyon bile yok öyle söyleyeyim. Bu arada bu beş köy sırası ile şunlar: Riomaggiore, Manarola, Corniglia, Vernazza (burada mutlaka yemek yiyin-hatta muhteşem Giani Franzi’yi deneyin) ve son olarak Monterosso.

Havalimanından araba ile 2 saat sürüyor diyorum, ancak iyi bir sürücü lazım tabii… Yollar dar, yolun yarısı tünel ve  bölge çok dağlık. Hani bizimkiler “’Tünel kazdık, köprü yaptık” diyor ya, bir de burayı görsünler. Çok şükür benim şoför bir hayli ustaydı, yakışıklılığı da cabası… Neyse olayı sulandırmayalım.

 

Nerede kalmıştık? Hah, Rapollo’da kalırken buraya 10-15 dakika mesafedeki Portofino ve Santa Margherita’ya gitmek Allah’ın emri…

 

Yalnız dikkat edin, hafta sonları burası çok kalabalık ve coğrafi olarak çok küçük olduğundan, park yeri için Portofino girişinde birileri çıksın da biz girelim diye, minimum 30 dakikalık bir araç kuyruğu bekleyebilirsiniz. Demedi demeyin… Buralarda küçük dükkanları gezin, dondurma yiyin. Hatta size bir restoran tavsiye edeyim, ama aman rezervasyonsuz gitmeyin: Portofino’daki favorim Da I GemelliSanta Margherita’da ise Skipper, deniz mahsullerinde müthiş ve Ristorante Netturo da en iyi pizzacı.

 

Gelelim Cinque Terre’ye… Öncelikle buralara araba girmediğini söyleyeyim. 5 köye ulaşmak için arabayla bir miktar gidebilirsiniz, ancak park ettiğiniz noktadan sonra tabana kuvvet kilometrelerce yürümeniz gerek. Bence zor, ama ben doğa insanıyım, yürümeye bayılırım diyorsanız önden buyrun. Başka bir seçenek ise buralara trenle gitmek ki ben, buna ikinci en iyi seçenek diyorum. Tren her köye gidiyor, dezavantajı ise tıklım tıklım olması. Ne de yüksek sezonda, buralar turist kaynıyor. En iyi opsiyon ise azıcık paraya kıyıp, günlük tekne tutmak. Hani şu 4-5 kişi alan sürat tekneleri var ya, işte onlar 1,5 saatte ulaşıyor mekanlara ve yol boyunca harika koylarda durup yüzmenize izin veriyorlar. Çünkü aslında asıl yüzülecek yer Cinque Terre değil, bu koylar… Öğle yemeği için de bu 5 köyden birini seçerseniz sizi bekliyorlar, elbette yoldaki turist rehberliği de cabası…

 

Bu 5 köyün özelliği ise bitişik nizamda, çeşitli renklerde yeşil kepenkli pencerelere sahip olmaları ve sarp deniz kenarı yamaçlarda, yan yana dizilmiş 5-10 apartmandan oluşmaları. Denizden bakınca oldukça şahane bir görüntü, gerçekten tablo gibi; ancak karadan o kadar da etkileyici değiller bence… Pazarlama harikası olduğunu düşünüyorum bu Cinque Terre’nin, adı çıkmış, şanı yürümüş…







Başa dön tuşu