Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İstemem eksik olsun

Bilhassa kadınların ve genel olarak yemek yapan insanların “bugün ne pişirsem” derdi vardır. Buna ilaveten, bilhassa yazarların ve yazı yazan (yazmaya çalışan) insanların da “bugün ne yazsam” diye apayrı bir derdi vardır. O dert, ara ara görünür, pek bir şey yapamasa da yok olması eşyanın tabiatına aykırıdır. Yani hiç gitmez. (Gidebilemez.)

Buna karşın yazar, kendi bildiğini -elbette bu ‘bilgi’nin somut gerçeklikle de ters düşmemesi iktiza eder- kendi üslubu (yani yöntemi) ile harmanlar, ortaya koyar. En olmadı masaya koyar. Terekesinden çıkanlar azalmasın ister yazar, konuşmaya devam etmek ister. Kendince bir alanı vardır, bu alanı kullanmak ister. Söz sahibidir. (Ama bu durum, “söz sahibi olmak kanaat bildirmek için yeterli bir gerekçe midir” sorusunu da ayrıca gündeme getirir!)

Niye söz sahibidir? Kimisi bunu kendi “mükemmelliği”ne bir delil sayar. Kimisi de bu durumu, yazarın “belli başlı bir meselede çok iyi olması” ilkesi uyarınca oluştuğunu savunur… Ya da öyle olması gerektiğini…

Ama öyle olmaz. Eskiden öyle miydi? Eh, kısmen. Niye kısmen diyorum? Çünkü sayısal olarak (yani niceliksel olarak) daha azdık. Az insan olunca kalitenin daha yüksek olması kaçınılmaz olur. (Bazen olmaz ama istisnalar da kaideleri bozmaz.) Tabii bu bilgi, bir ‘az insan/çok insan’ karşılaştırması sonucu elde edilir. Yoksa elbette hepsi kendi içinde iyi veya kötü pek çok özellik barındırabilir. Bu durum da birini avantajlı, diğerini dezavantajlı kılabilir. İnsan, herhangi bir konuya pek çok farklı açıdan bakabildiğinde kafasını kullanmış olur bu fakire göre.

Evet, ne diyorduk? “Belli başlı bir meselede -söz gelimi ‘yazarlık’- çok iyi olma gerekliliği”nin yarattığı yazarlık durumu… Hadi sizin güzel hatırınız için, ‘çok iyi’ demeyelim. ‘İyi’ diyelim. Evet, eskiden yarı yarıya bir durum vardı diyebiliriz. Ya bugün için konuşacak olursak neler deriz? “Kesinlikle eskisi gibi değil” deriz. İnsan, nostalji sever. Tabii ki öyle diyeceğiz! Ya başka?..

Ortada teknik birçok gelişme olduğu açık. Ama niteliksek gelişmeler istenen düzeyde mi? Bana göre değil. Bu da bizi ister istemez ‘eldeki insan malzemesi’nin kaçınılmaz sonucuna götürür.

Unutmayınız, okumakla yazmak, bir paranın iki yüzü gibidir. Biri olmadan öteki olmaz, olamaz. Olur da ona ‘yazarlık’ veya ‘okurluk’ falan denmez, denmemelidir. Bir çeşit ‘çakma yazar (veya çakma okur)’ denebilir. Hani, üniversite diploması almadan memur, hatta amir olmak gibi… Buna yol veren hatalı, eyvallah. (Herhalde bu ‘düzen’ oluyor.) Ama bunu yapan da bir kez olsun “ben ne yapıyorum” demiş midir? Dese bunu yapar mıydı? Yapmaması gerekirdi. Eee, yani? Yanisi, insanı en iyi ikna edecek kişi, yine kendisidir. Bunu ifade ediyorum.

Siz beni anlıyorsunuz, yoksa neden anlatayım bunları size… Hem baksanıza, yazı da çoktan bitti bile.