Müzakerecilerimizin sayesinde “spekülasyonlardan” kurtulamayan müzakerelerle ilgili türlü çeşitli haber ve yorumlara karşın zaman zaman “hah işte işitmek istediğimiz buydu” dediğimiz açıklama veya haber kırıntılarına da elliyoruz. Nitekim bu konudaki son seslendirmeyi TC’nin Lefkoşa Büyükelçisi Derya Kanbay yaptı. Türkiye’nin 92. Kuruluş yıldönümü dolayısıyle BRT televizyonunda yaptığı konuşmada “Çözüm çabalarına destek” beyan ederken, Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin nasıl bir çözümden yana olduklarını şu cümle ile ifade etti: “Türkiye ile Kıbrıs Türk tarafı adada iki toplumlu iki kesimli her iki halkın kurucu iradelerinin ve siyasi eşitliklerin temel alındığı, adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüme ulaşma hedefiyle hareket etmektedir…”
Sn. Kanbay’ın eklediği bir diğer husus ise “Türkiye’nin Kıbrıs Türk halkının 1974 öncesi koşullara dönmesine izin vermeyeceğiydi.”
YILLARDIR SAVUNULUYOR: Sn. Kanbay yeni bir çözüm alternatifinden söz etmedi. Artık ezberimizde olduğu ve söylene yazıla slogan haline geldiği için TC’nin ve KKTC’nin nasıl bir çözümden yana olduğunun bir kez daha altını çizdi. Kısaca “ İki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, Türkiye’nin etkin garantisini içeren bir federal çözüm.”
ANCAK: Masaya ne zaman baksak, Anastasiadis’li Rum tarafına ne zaman kulak kabartsak, Akıncı ile Talat’ı ne zaman işitsek bir yeni sürprizle karşılıyoruz.
Mesela: Şu iki bölge olayı: Akıncı ile Talat çoktandır Kuzey’deki bazı yörelerin Rumlara iade edilebileceğini söylüyorlar. Yani anlıyoruz ki artık 1974 sonrasında sınırları çizilmiş “vatan” olarak kabul edilmiş Kuzey coğrafyasını olduğunca korumak mümkün olmayacaktır!
Mesela: Şu iki toplumluluk olayı: Yine Akıncı’nın zaman zaman yaptığı açıklamalarından anlıyoruz ki Güney’deki bir kısım Rum eğer isterse Kuzey’e dönecek, malının mülkünün işletmecisi olacak, dört özgürlüğü de AB insan hakları lutfunda kullanacaktır.
Mesela: Şu siyasi eşitlik olayına bakalım. Anastasiadis’li Rum liderliğinin açıklamalarından biliyoruz ki ne Temsilciler meclisinde ne de dönüşümlü Cumhurbaşkanlığında siyasi eşitlik olamaz! Kaldı ki ne diyor Anastasiadis? Yüzde 30 Türk yüzde 70 Rum temsiliyetini içeren Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarına dönülsün.
Mesela: “Şu Türkiye’nin garantörlüğü” olayı: Dünya alem biliyor ki Rum tarafı gökten Hz. İsa inip “kabul ediniz” dese adamı ikinci kez çarmıha çivileyecekler!
Mesela: Şu “federal sistem” olayı: Rum henüz sayısını bilemediğiniz nüfusu ile Kuzey’deki mülküne dönüş yapıyorsa.. Dört özgürlüğe sahip oluyorsa.. Siyasi eşitlik olmayacaksa.. TC’nin garantisi yoksa.. Hatta Türk nüfusun belirli sayıda kalması için sistemler uyduruluyorsa.. Kısaca ortada “federal sistem” falan yoktur! Resmen Rum çoğunluğuna dayalı 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti kopyalı, adına “çözüm” denen bir “Goncolos” vardır! Bu Goncolozu görüp de tanıyan ne okşar ne sever! Çok kısaca referanduma böyle bir “Goncolosla” gidilirse Türk’ün sandığından “hayır” çıkar!
**********
İŞSİZLİK DAHA ÇOK BÜYÜYECEK: (GEÇMİŞİN HATALARINA ŞİMDİ “KEŞKE” DENİYOR!)
Bazan haklı çıkmanın “sevincini” değil, üzüntüsünü yaşarız. Çünkü hemen hepsinin de başında “keşke” vardır.
Keşke arabalar çoğalır yolların yetmeyeceği, yeni yollara yeni düzenlemelere ihtiyaç olacağı uyarıları yapılırken dikkate alınsaydı da tüm toplum olarak trafik canavarına yenik düşmeseydik!
Keşke 1974’den sonra puanlar icat edip rant ekonomisinin kapılarını açmasaydık!
Keşke “müşavirler” yerine İngiliz dönemi sistemindeki devlet daireleri hiyarerşisi ile ciddiyet ve verimliliğini ikame edebilseydik de devlet ehil görevliler elinde kalkınsaydı.
Keşke ta başından sağlığın üç saç ayağı, “Hastahaneler, doktorlar ve hastalar” üzerinde durduğunun bilincinde “kalıcı sağlık sistemi” yapabilseydik de şimdi bu kaosu yaşamasaydık!
Keşke popülist kokulu tutumlarda bu kadar çok belediye oluşturmayarak böylesi belediyeler bataklıkları yaratmasaydık!
Keşke üç beş toptancı ile tefeciyi kayırmak yerine kurulan Kooperatifleri ve Kooperatif bilincini daha bir geliştirip yaysaydık!
Keşke seçim kazanmak uğruna devlet dairelerinde istihdamı azdırmadan, bütçeyi dengede tutabilseydik!
Keşke onca üniversite yerine daha az, daha öz üniversitelerle kariyer sahibi olmayı denerken, meslek ve teknik okulları artırıp gençleri “kalıcı meslek sahibi” yapacak programlar uygulasaydık! Ve ilahi!…
KEŞKE OLMASAYDI: 1970’lerde başladıydım yukarıda yazdıklarımı yazmaya! Çünkü güngünden üniversitelerden daha bir yoğunluğunca mezunlar geliyor, “aş iş para” olayını zorluyorlardı. Ve sürekli yazıyordum. “Gün gelecek 100 doktora ihtiyacımız varsa 101.’si fazla olacak! 300 öğretmene ihtiyacımız varsa 301.si fazla olacak! 500 mühendise ihtiyacımız varsa 501.si fazla olacak…
OLDU: Nitekim artık tüm mesleki kesimler eczacısından avukatına, mühendisinden lokantacısına, çiçekçisinden bakkalına kadar tüm meslek sahipleri “çoğaldıklarından” söz ediyorlar! Nitekim ne diyor Avukatlar: “Pasta büyümediği halde paylaşımlar çoğalıyor!”
Bir gün bu memlekette bu “facia” yaşanacaktı. Yaşanmaya başlandı! Önce “gizli işsizlik” vuruyor. Ardından “statistiklere girecek büyük çaplı “işsizlikler” gelecek! Ki geliyor!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (BÜYÜKELÇİNİN UYARISI.)
Bugün “köşemdeki” bir yorumlamama “İşsizlik daha çok büyüyecek” başlığını attım. Çünkü “hemen her yönden hesapsız büyüdük.” Kim iktidara gelmişse önce sayesinde geldiklerini “ihya etti!” Ve tekerlek hep öyle döndü. Son raddeye gelmemize karşın, TC ile yaptığımız “mali ve ekonomik protokolleri” de beğenmiyoruz. Ki geçen gün TC Büyükelçisi Kambay satır aralarına sıkıştırıyordu: “Bekleyen yapısal reformların da gecikmeksizin yapılması KKTC için hayatidir! Böylesi bir Kıbrıs bölgemiz için artı değer ifade eden bir partner olacaktır…”
(Şimdi dayanın Sn. Büyükelçi’nin kapısına bir siyah çelenk bırakın ve haykırın: “Sizin bize dayatmaya çalıştığınız reformlar bizim şartlarımıza uymaz!)
Neymiş bizim şartlarımız? Gitgide büyüyen işsizlik ve ekonomik kısırlık! Yine de siz keyfe bakın, yakışıyor KKTC’ye!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























