Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İŞLER DEVLET CİDDİYETİNDEN ÇIKINCA…

Türkiye Büyükelçiliğinin, su konusunda gelinen noktaya ilişkin olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi görüşünü içeren açıklaması, anlaşma taslağının, CTP Parti Meclisi’nde reddedilmesi konusuna odaklanıyor. Açıklamada, 25 Aralık 2015 tarihli taslak üzerinde tarafların uzlaşmaya vardığı vurgulanıyor ve onay merciinin PM değil, Bakanlar Kurulu olduğu  ve meselenin bu taslak çerçevesinde sonuca vardırılması görüşü ortaya konuyor.
Sanayici ve işadamı Meriç Erülkü, Elçiliğin açıklamasını, sosyal medyada herkesin anlayacağı şekilde özetlemiş;
“Elçiliğin açıklamasını okumayan varsa diye özet geçelim:
1. Bizim su işi 19 Temmuz 2010 tarihli anlaşmaya dayanır (Beş buçuk sene önce)
2. Suyun işletmesinin Yap-İşlet-Devret modeli ile yapılacağı 4 Aralık 2012 tarihli ANLAŞMAya dayanır (Üç yıl önce)
3. Suyun dağıtım sisteminin yatırımının Özel Sektör tarafından yapılacağı 4 Aralık 2012 tarihli ANLAŞMAda belirlenmiştir (Üç yıl önce)
4. Suyun YÖNETİM ve DENETİMi KKTC tarafında, İŞLETMESİ özel sektör tarafında olacak şekilde anlaşma taslağı Türkiye tarafından KKTC'ye 7 Nisan 2015 tarihinde önerilmiş (9 ay önce)
5. Üç defa toplantılar ve tanıtımlar yapılmış (BESKİ falan da katıldı), Türkiye sürekli "Be gardaş, hade gımıldanın da yazılı cevap verin" demiştir
6. Sonunda 24-25 Aralık 2015 tarihinde TC-KKTC heyetleri oturup ORTAK bir ANLAŞMA metninde uzlaşmıştır (KKTC tarafının talepleri de bu metinde yer almıştır)
7. 26 Aralık 2015 tarihinde CTP parti meclisi "ben heyet meyet, ortak metin falan tanımam" demiştir
Daha da özeti şu:
Sen 3 sene önce Yap-İşlet-Devret modelini ve özel sektörün işletmesini kabul ettin, sana 9 ay önce taslak anlaşma verdik, sıkıntılarını anlattın, bunları da metine ekledik, sen de kabul ettin. Bu "parti meclisi" hikayesi nerden çıktı?
Daha önce de dediğim gibi "Biz ciddiyetten uzağız"
Kabul etmeyip anlaşmaya varılmazdan önce pazarlık yapmak farklı şey, anlaştıktan sonra ‘ben oynamam’ demek farklı”…
Konunun özeti bu…
Ancak işler neden bu noktaya geldi, onu düşünmek lazım.
Tarım Bakanı Şahali, Elçiliğin açıklamasını, ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi Riccardone’nin basın önünde yaptığı açıklamalara benzetmiş ve o zaman Türkiye ne hissediyorsa, kendisinin de şimdi aynısını hissettiğini söylemiş…
Olay bir kez diplomatik yollardan çıkıp, böyle kamuoyu önünde tartışmaya dönerse, sonuçta olacağı budur…
Hatırlıyorum da, Ferdi Sabit Soyer’in ekonomik protokolu reddettiği, ülkeyi erken seçime götürdüğü dönemde dahi sorunlar bu şekilde ortalığa dökülmemişti…
Devlet ciddiyeti, hele de böyle devletlerarası, hassas sonuçları olabilecek bir durum söz konusuysa, devlet makamları arasında halledilmesini gerektirirdi.
Elçilik açıklamasının ardından, Talat’dan da cevap gecikmedi, o da aynı yolla “partimiz kendi kararını nasıl vereceğini kendi bilir” dedi ve ekledi, “Suyun yönetim ve işletmesiyle ilgili henüz herhangi bir mutabakat yoktur"…
İşte buyurun… Uluorta, basın önünde birbirine laf atma yolu seçildiğinde, gidilen yer, sonuç yerine “kördüğüm” olur ve sonuçlarına katlanırsınız.
Aynen bugün olduğu gibi.
Maalesef şu anda bu çekişmenin faturasını tüm halk ödüyor ve korkarım daha da ödeyecek…

 

YERİN KULAĞI VAR
İPLER GERİLDİ:

Önce Türkiyenin Lefkoşa Büyükelçi’sinin açıklaması, ardından bu açıklamalara CTP Genel Başkanı Talat’ın yanıtı. Tam da su konusunda taraflar anlaşma zeminini yakalamışken, karşılıklı yapılan bu açıklamalar, iplerin yeniden gerilmesine neden olacağa benzer. Bence her iki açıklama da, zamanlama açısından oldukça yanlış oldu. Unutmayın söz gümüşse, sukut altındır…

HÜKÜMET BOZULUR MU:
CTP ile Elçilik arasında yaşanan söz düellosu hükümette yeni bir krize neden olur mu bilemem ama kamuoyu bunu taratışmaya başladı bile. Hele de hükümetin UBP kanadı Ankara ile sıkı ilişki içindeyken, CTP kanadının randevu bile alamadığı iddiaları, “Ankara CTP’nin üstünü çizdi” söylentilerini de beraberinde getirdi.

NE GÜZEL:
Biz bir kaşık suda boğulup, Türkiye-KKTC ilişkilerini ayağa düşürürken, perde gerisinde devlet ciddiyeti çerçevesinde temaslar da sürüyor. Bunlardan biri de bugünlerde Ankara’da yeralıyor. Türkiye’nin merkez ve dış temsilciliklerinde görevli tüm büyükelçilerin katılacağı 8. Büyükelçiler Konferansı’nda, Kıbrıs konusu için özel bir oturum yapılıyor. Oturumda bilgi verecek olan da, Müzakereci Özdil Nami… Sessiz sedasız, tantanasız… İşte size düzey… Düzeyden şikayet edenler, önce kendileri o düzeyi koruyacaklar…

KOYUN CAN, KASAP ET DERDİNDE:
Meşhur bir söz vardır, koyun can derdinde, kasap et derdinde diye. Bu 13. maaş tartışmaları da aynen öyle ve artık can sıkmaya başladı. “Bu hükümet ödeyemedi, istifa etsin”… Peki gelen hükümet olmayan parayı nereden bulup da ödeyecek, onu soran yok. Ödesin diye direttiğiniz paranın kaynağı belli. Hani o parasını istemediğiniz ülke değil mi..?

TEK İSTEDİĞİMİZ HUZUR:
Vatandaş olarak çok birşey istediğimiz yok, zaten istesek de yapacak gücünüz yok. Ama ne olur, bari huzurumuzu bozmayın. Yeni Turizm Bakanı, eski bakanı suçluyor,  Ombudsman’la Bakan karşılıklı suçlamalarda bulunuyor; yetmedi, Elçi ile bir parti başkanı söz düellosuna giriyor. Toplum olarak bu kavgalardan bıktık usandık. Biraz huzur istesek, çok şey mi istemiş oluruz…

FIRSAT BU FIRSAT:
Kim ne derse desin, bu kavga gürültü Emrullah Turanlı’ya yaradı. Biz birbirimizi yerken Turanlı bunu fırsata dönüştürerek, daha önce sözleşmeyle kabul ettiği denetimin parasını ödemeyeceğini açıkladı. 16 milyon euro KDV borcunu ödememek için her yola başvuran Emrullah bey, kendi içimizdeki kavgayı fırsat bilerek, geçmişte olduğu gibi, yine yükümlülüklerinden kurtulmaya çalışıyor…

ZİRVEDEKİLER
Dursun Oğuz: “Siyasiler için TV’lere çıkıp konuşmak çok güzel. Ama gereğini yerine getirmek gerekir. Artık her şey gelişti. Artık gençlerimiz siyasi partilerin yaptığı icraata göre partisini seçiyor. Bu ülkede gerçek olan bir şey de artık kimse hayal satamaz. Reform yapmak lazımdır. Bedel ödenecekse de ödenir. Ülke gerçeklerine göre hareket edilmelidir. Partizanlık yapanlar artık temizlenmelidir…”.

DİPTEKİLER
Herkes Herşeye Karşı: Son bir haftalık olaylara, ülkede yaşananlara şöyle bir bakın. Olumlu tek bir haber göremezsiniz. Herkes herşeye karşı. Çocuk ailesine karşı, yeni bakan eskisine karşı, birileri Türkiye’den gelen suya karşı… Bir grup vatandaş çözüme, bazıları özelleştirmeye, bazıları da Türkiye’ye karşı… Muhalefet iktidara karşı… Onun için de toplum menfaatleri arada kaynayıp gidiyor… Ne protest bir toplumuz yarabbi…