Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İŞİNSANLARININ TOPLANTILARI VE YAYINLADIKLARI BİLDİRİLERİ UMUT VERİCİDİR

  
(BU HABERE BİR MİM KOYUN: Yazımı bitirmiştim ki telefonuma şu haber düştü. “Rum Yönetimi Rum Milli Muhafız Ordusu’nun Baf’taki hava üssünü Rus nakliye ve savaş uçaklarının inişine açtı…”

Hatırlayın: 1974’ten önce de Mısır, Rusların İskenderiye’deki üssünü boşatmasını istediğinde, Rum Yönetimi anında “üssünüzü bize taşıyabilirsiniz” dediydi. Ardından Amerika’nın da onayıyla 1974 Barış Harekatı gerçekleştiydi ki Rum darmaduman olduydu! Eğer bu haber gerçekse biline ki Rum Yönetimi yine ateşle oynuyor, yazmadan yapamadım!)     
Aylardır “tek kelime üzerinde” bile anlaşamayan “siyasilere” karşın, “Türkiye Yunanistan ve Kıbrıs Rum tarafı ile Türk tarafının” örgütlü “ekonomi ve ticaret heyetlerinin” bir araya gelerek ve bir günde konuşup anında karar vererek “ortak açıklama” yapmalarına şaşmaz mısınız?
Ve sormaz mısınız? Kıbrıs siyasi sorununda bırakın bu son dönemleri. Kırk yıldır anlaşamayan “sorunun” yetkili ve sorumlularına karşın, neden bir araya gelen örgütlü iş insanları bir gün konuşup tartıştıktan sonra şıp diye “ortak bildiri” yayımlayacak basiret ve başarıyı gösterdiler?
Ki olaya baktığınızda bu “işinsanları” ayni zamanda “siyasi sorunun muhatapları olan ilgili ülkelerin ticaret ve ekonomi örgütlerinin temsilcileridirler…”
Mesela Türkiye’den “Türk Sanayicileri ve İş Adamları Derneği. Yani TÜSİAD…
Yunanistan’dan “Yunan Girişimcileri Federasyonu.” Yani “SEV.”
KKTC’den “Kıbrıs Türk İşadamları Derneği.” Yani “İŞAD.”
Rum tarafından “Kıbrıs İşverenleri ve Sanayicileri Federasyonu.” Yani “OEB.”
Diyorlar ki Ortak Bildirilerinde, “Kıbrıs’ta ekonomik ve sosyal ilerlemenin tetiklenmesi ve Doğu Akdeniz bölgesinin bir bütün olarak ekonomik refahı, kuşkusuz adanın ekonomik bütünleşmesine bağlı olacaktır…”
Bu “temenninin” ötesindeki tüm yorumlar laf’ı güzaftır. Çünkü bu toplantıyı düzenleme inisiyatifini, siyasi sorunu tırnak kadar ileriye taşıyamayan “Türk ve Rum” siyasilerine karşın, Kuzey’in “İŞAD”ı ile Güney’in “OEB”i yüklendi. Yani adanın iki yakasının “işadamları.” Üstelik olayı yalnız “Kıbrıs” olarak işaretlemediler… “Doğu Akdeniz” odaklı bir gelecekten söz ettiler.
NE VARDIR BU DOĞU AKDENİZ’DE? Güney’in doğal gazı vardır… Doğal gazın ağalığını yaparken ekonomik konularda başı çeken İsrail vardır… Kan ve ateşlerde yanan Suriye vardır… İki yakası bir yere gelmeyen Lübnan vardır… Filistin Ürdün vardır… Doğu Akdeniz’in şah damarında atan Türkiye’nin hemen yamacındaki “Kıbrıs adası” vardır…
En budala insan bile bu “haritaya” baktıkta, aklına ilk gelen şu olur: “Eğer siyasi ve ekonomik işbirliği yapılırsa sadece Doğu Akdeniz çanağını oluşturan ülkeler değil, Ortadoğu da kazanır Akdeniz ülkeleri de.”
Nitekim Özdil Nami de geçen gün kendisi ile röportaj yapan Hüseyin Ekmekçi’ye bu konuda şöyle demişti: “Türk Yunan ve Kıbrıs Türk-Rum İşadamlarının bir metin üzerinde uzlaşarak bunu kamu oyuna deklere etmelerinde yarar vardır…”       
“Ortak metin” de zaten yayımlandı… Şimdi gerek Anastasiadis gerekse Eroğlu ve Dışişleri Bakanı Nami arkalarına güçlü bir payanda daha koydular… Sadece bu kadar da değil: İş adamları gösterdiler ki eğer istenirse, “Türk Rum, Türkiyeli Yunanlı” bir araya da gelir, konuşur ve ortak görüşlerde anlaşırlar da… Zaten ve galiba siyasi sorunu, bu tip örgütler ve ülkeler arası ticari ilişkiler çözecek…        
**********      
BÜROKRASİYİ KENDİ İÇİNDE EĞİTMEZSENİZ HİÇBİR REFORM TUTMAZ
Dün “Mağusa Hastanesi’nde yeni uygulamaya konan randevulu muayene sistemini” anlatırken, “ancak bu tip reform sayılacak uygulamaları devreye sokmadan önce “kapılarda hastalarla muhatap olan bir yerde sırayı ve düzeni sağlayan görevlileri eğitmek, yapılacak olanlar hakkında bilgilendirmek gerekir” demiş ve eklemiştim: “Kamu görevlileri açısından gelecek hafta bu konuyu yazmaya devam edeceğim…” Beklemeden sıcağı sıcağına devam ediyorum çünkü “Kamu Görevlileri ile İlgili Yasa Tasarısı” Meclis’e sevk edilirken asıl olması gerekenlerin de tartışılmasında yarar vardır.
OLAY ÖTEDEN BERİ ŞUDUR: “Yıllarca “partizanlık” kelimesinden öte ifade edilemeyecek uygulamalarla “işe göre değil, partililere göre insanlar şuraya buraya adeta serpiştirilerek istihdam edildiler…
Adam köydeki tarlasını, bahçesini bıraktı, gitti, kentlerdeki dairelere odacı, bahçıvan, şoför diye istihdam edildi… İşin ehli değildi, zorla bir yerlere tıkıştırıldı… Dahası her seçim döneminde kamu görevlilerinin sayısını biraz daha artıracak tutumlarda fakat bu kez hiç sorup aranmadan yığınlar halinde dairelere istihdamlar yapıldı ki oturacak sandalye ile masa bile bulamadılardı!
HADİ BU GÜNAHLAR İŞLENDİ: Liyakatsiz pek çok insan partizanca tutumlarda istihdam edildi diyelim… En azından bu insanları “kurslarda” eğitmek gerekmez miydi? O dökülen kılık kıyafetleri, yurttaşlarla olan ilişkileri açısından nasıl davranmaları gerektiği konusunda bilgilendirilmeleri yararlı olmaz mıydı? Tıraşsız suratları ile devlet dairelerinde hortlak gibi dolanıp durmalarının önüne geçilemez miydi? Muhatap oldukları yurttaşlara hizmet verirken “mütebessim” olmalarının bir insanlık erdemi olduğu anlatılamaz mıydı? Ve ilahi…
Sorun devam ediyor. İstediğiniz kadar yeni yasalar çıkartarak “reform” yaptık deyin. Eğer o “reformları” çalıştıracak görevli insan unsurunu yetiştirmezseniz tüm çabalarınız “dillere pelesenk lafazanlıklardan” öte gitmez, ol alem bozuk düzeni ile devam eder…
Nitekim ne diyordu Marks: “Her şeyden önce eğitimcinin eğitilmeye ihtiyacı vardır…” Bizde ise bir sürü adamı “UBP’nin, CTP’nin, falan partinin yahut filan “büyüğün” adamı, yakını diyerek her yıl yüzlerce kişiyi her kademedeki devlet dairelerinde istihdam ederler, sonra da yurttaşla karşı karşıya gelip nasıl kavga ettiklerinin seyrinde keyif çatarlar! Üstelik bir tekinin kılına dokunmak mümkün değildir, sendikalar otomatik olarak anında “eyleme” giderler!
Ne diyorduk? Ülkeyi gelip giden siyasi iktidar kadroları değil, asıl “kamu görevlileri, bürokratlar” idare derler. Reformları da onlar uygularlar, dirlik düzeni de onlar sağlarlar… Ha KKTC’de mi? Yıkıp viran ederler!               
**********     
TÜRKİYE’DE DURUMLAR FENA. KKTC’DE ÇOK DAHA FENA!
Eğer Türkiye kısa sürede toparlanmazsa 2014 beterin beteri bir yıl olacak. Ki emareler bu yılın kurak geçeceğini de gösteriyor… Doğrusu korkuyorum… Nedeni şu:
Bir süre önce bir arkadaşla sohbet ederken, “elimde olmadan” konuşmam çığlığa dönüşmüştü. Söylediğim şuydu: “Nedir be bu Kıbrıs Türk halkının çektiği eza cefa! Belki artık çoğu insanlar hatırlamıyorlar ama 1954’lerden hatta öncelerinden beridir bu adada çekiyoruz! Öldürüldük, göç yollarında kırıldık… 1963’ten sonra Güney’deki 103 köyden göç ettik, sersefil olduk… İstikballerimiz körlendi… Kasabalarımızdan köylerimizden yıllarca başımızı bile dışarı uzatamadık… Gün geldi Kızılay yardımları ile karın doyurduk… Yetmedi mi? Devlet olduk diyoruz hala bu devletin hükümeti “acaba bu ay Ankara’dan para transferi olacak” mı diye titreşiyor! Memurlar, ticaret erbabı “acaba ödemeler yapılacak mı” diye çatlıyor meraktan!
Hala Mersin Gümrüğü’ne takılmadan geçebiliyorsak “mucize oldu” diyoruz! Limanımıza kırk yılda bir yabancı bandıralı gemi gelse “sevinçten” göbek atıyoruz. Hava alanımıza TC’dekiler dışında bir tek uçak inmiyor… TC’ye bir satıyorsak yüz de satın alıyoruz! Her gün şu veya bu maddeye zam yapılmış olmasa KKTC’nin hazinesi beş dakikada iflas edecek… Kurtulmak için Zam üzerine zamlar bastırılıyor, bu kez de insanlar batıyor!
KISACA: Türkiye’de durumlar fena… İnşallah düzelir. Fakat bizde durumlar “çok daha fena. “ Üstelik yukarıda da yazdım, yarım asırdır bu memlekette Türkiye’nin himmetine karşın durum vaziyetlerimiz zaten hiç iyi olmadıydı ki iki yakamız bir yere gelsindi…
Ha, bunları niçin mi yazıyoruz? Hani dedim ya. Artık sohbet ederken farkında olmadan “çığlık” atıyoruz… Ve artık farkında olmadan, “yazarken yazarken” de çığlık çığlığa kalıyoruz!”