Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“İşgal” kelimesini silemedik!

Anastasiadis tanınmış devlet oluşunun yanı sıra, AB üyesi oluşunun  siyasi avantajını da kullanarak  Türkiye’nin üzerinde siyasi üstünlük  kurmaya çalışıyor!

Tabi ki Anastasadis’e bu fırsatı veren, Türkiye’nin hâlâ 1974 Barış harekâtı sonrası adadaki varlığının haklılığını, dünya  siyasi çevrelerine anlatamamış olmasıdır!

Nedense savaşmayı iyi bilen Türkiye’nin politika yapabilme becerisi ayni oranda değil!

Ki “en zor koşullarda 1974 Barış Harekâtını gerçekleştiren Türkiye sonrası   diplomasiyi, haklılığını çakacak  girişimleriyle bir türlü oluşturamadı, “haklı iken suçlu konumuna düştü!”

NİTEKİM Anasasiadis 1974’ü işaret ederken hâlâ “işgali kabul etmek mümkün değildir” diyor!

Oysa Anastasiadis için “işgal” denen olay, bizim için “kurtuluşumuz” değil midir? Anlatamadık ki yıllardır oyuncağını bulmuş çocuklar gibi  “işgal” kelimesiyle oynarken 1974’ün fıcırığını çıkartıyor! Üstelik  “mazlum ve mağdur Rum toplumu” iddialarında!

TABİ şunu da biliriz. Değil Anastasiadis, ağa babası Makarios bile Türkiye indinde  “öküzün boynuzundaki sinek kadar bile değildi!”

Ne var ki olaya bir de   “mide bulandıran sinek” prespektifinden bakılmalıdır! Anastasiadis kendini toplumuna bile kabul ettiremezken; BM’ler ve AB üyesi oluşunu da kullanarak Türkiye”ye  politik üstünlük sağlamak için uğraşıyor!

(OYSA  1974 sonrası gelişmeleri çok iyi hatırlarız:  “Zaman içinde Güney Rum tarafı biz Kuzey’deki Türk’ün gazabından ve üstünlüğünden pusarak önümüzde  dizlerinin  üzerine çökerken diyecekti ki “ben ettim siz eylemeyin, büyüksünüz affedin bizi!)

BREH berh! Zaman lehimize çalışacaktı! Zaman  bizi sosyoekonomik yönden ihya edecekti! Güney karşımızda eriyip akarken biz de  küllerimizden dağlar devler gibi doğacaktık!.. Hâlâ umut ediyoruz ama bilmeliyiz ki Fare kendini öldürtmek için  kedinin  peşinde koşmaz, kedi farenin peşinde koşar!                                                                                                                                                                                                                              **********

SADECE YASA ÇIKARMAK YETMEZ

Dörtlü Koalisyon Hükümetini izlerken bir yandan icraatlarına  ellemeye, bir yandan da çıkan yasaların toplum kademelerindeki olumlu olumsuz etkilerini görmeye çalışırım..

Kısaca günlük yaşamımda “hükümetin”  üzerimdeki  hükmünün ağırlık ve önemini “büyük olayları” da gözleyerek hissetmek görmek isterim.!

OYSA öteden beri çok iyi bilirim. Devlet yapımızdan kaynaklı olmalıdır, gelip giden iktidarlar hiçbir devrede iki karpuzu bir koltuk altına sığdırıp  taşıyamadılar!

Nitekim şimdilerde de hükümet miadı dolmuş yasaları yenileriyle değiştirirken,  yeni   yasalar çıkarıyor ama ötesi tüm sorunlar da öyle geldi böyle gider kaderini yaşamaya devam ediyor!

BU cümleden olmalıdır. Evet, vekillerden adı sanı şaibeye karışmış yurttaşlara kadar “nereden buldun” diye sorulmadır. Sorulması için yasalar  olmalıdır.. Fakat toplumun öteki sorunlarını  “nereden buldun” yasasına harcatmadan! Yani kimselerimizin “hele toplumu pisliklerden temizleyelim sonra işimize bakarız” deme lüksü yoktur!

NİTEKİM “Eğitim ve Öğrenim kurumlarının” geleceğin insanını yetiştirmede ne kadar  önemli olduğu, toplumda yaşanan türlü çeşitli illegal olaylarla ispat bulurken; geçen hafta KTÖS genel Sekreteri Şener Elcil’in açıklamalarıyla  bir kez daha öğrendik ki bizatihi Eğitimin kendisi alt yapısı ve işleviyle artık görevini yapamayacak duruma gelmiş!

EVET eğitim bir devinimdir! En küçük  teknolojik yenilikte bile ilgili müfredatı hemen değiştirilecek kadar hassastır! Öğrenim konusunda bir yıllık zafiyet bile, öğrencilerin gelecekteki yıllarına zararlar olarak kazınacak kadar ciddidir! Ve evet artık bu alt yapı, öğretmen eksiklikleriyle falan eğitim öğrenimde başarılı olmak mümkün değildir!

VE eklemek gerekir: Eğer bugün kanunsuzluklar artmış, uyuşturucu fuhuş gibi olaylar yoğunlaşmışsa bunun suçlu olan ayaklarından  biri görevini yerine getiremeyen “eğitimdir” çünkü  çocuklarımızı  iyi eğitip yetiştiremiyoruz!

Fakat yıllardır eğitim öğrenim  sorunları sadece okulların  uzun yaz tatilinden sonra açıldığı  günlerde ve  uzun yaz tatiline girilirken konuşulup tartışılmaktadır!

KISACA devlet işlerimizde süreklilik yoktur! Bu nedenle toplumsal yapımızı ne demokratik teamüller içinde  disipline edebiliyoruz ne de kalkınma ile büyümemize musallat olmuş “zararlıları” temizleyebiliyoruz.

Öyle de olunca “nereden buldun” diye yasalar çıkartmak belki kolay olur ama,   o “bulunanların kaynağını” kurutamazsanız yasalar da kadük duruma gelirler!  Onun için önce eğitim diyoruz, “vatana millete faydalı insanlar yetiştirmek için tabi…”

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (HALKÇILIK GÖSTERİSİ OLMADI!)

Geçen hafta düşündürücü bir olay yaşadık. Daha bakanlığının ilk günlerinde iş kazalarını önlemek için bizzat şantiyelerde  denetimler yapan, çalışanından işverenlerine kadar sorumlu ve yetkilileri bizzat uyaran (acar cocuk mu diyelim) Zeki  Çeler, KTAMS’nın  Çalışma dairesindeki bir günlük uyarı grevine katılır ve KTAMS’ı başkanı Güven Bengihan yanı sıra konuşurken hem greve destek beyan eder hem yıllardır gerçekten Çalışma Bakanlığına yeterli önemin verilmediğinden de   yakınır!

Ve her halde bekler ki “ne bakan be” dendikten sonra millet ayağa kalksın alkışlara boğsun Çeler’i! Oysa ilk kınama KTAMS Başkanından gelir Çeler’i samimiyetsizlikle suçlar…

Lafımız şudur: Ya o sendikal eylemde sinirler gerilmiş olsa ve “senin burada ne işin vardır” denseydi! Hiç yoktan kopacak arbedeyi tahmin edebilir misiniz? Kaldı ki “Halkçılık” çalışanın hakları tepelenirken yanında olmak değil.. Yetkili ve sorumlu olarak “verirken” yanında olmaktır!