Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İşçiyi nasıl koruyacaksınız?..

Çalışma Bakanlığı 8 saatten fazla çalışanların maaşlarının asgari ücret düzeyinde kalmaması amacıyla “meslek kodu” uygulamasına geçiyormuş. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Aziz Gürpınar böylece meslek tanımlarının yapılacağını, ayrıca ücretlerin de denetleneceğini söylüyor. Bunu da “Her meslek grubu ayrı ayrı belirtildiğinde, farklı farklı mesleklerdeki insanların aynı maaşları alması kabul edilebilir bir durum olmaktan çıkacak” diye izah ediyor… Söylenenler kulağa hoş geliyor da, ben pratikte herhangi bir işe yarayacağından şüpheliyim. Bugün devlette çalışanların ve onların sendikalarının görmemekte ısrar ettikleri bir gerçeğimiz var. Delegeden dayısı amcası olmadığı için devlete bir şekilde kapağı atamayan ve özel sektörde çalışan binlerce çalışan var. Onların arasında asgari ücrete çalışmakta olan üniversite mezunları da var. Hem de hatırı sayılır sayıda. Ve onların da ezici çoğunluğu 8 saatin üstünde mesai yapmaktadır. Bu ezici çoğunluğun ayrıca hiç bir iş güvenceleri yoktur. Yani bir sözleşmeleri bile yoktur… Bizler her nedense “çalışanlar” meselesini konuştuğumuzda, memuru konuşuruz. Sadece ve sadece memuru. Bir de memur kadar, belki de daha fazla haklara sahip olan kamu kurumlarının, belediyelerin çalışanlarını. Onlara verilecek hayat pahalılıklarını, toplu sözleşme kavgalarını, ek ödenekleri, bayram ikramiyelerini, 13. maaşlarını… Oysa bugün çalışan nüfusun yüzde 70’inin bunların hiçbiriyle ilgisi yoktur… Gelelim Çalışma Bakanlığı’nın bu yeni denetleme uygulamasına. Özel sektör çalışanı patronun iki dudağı arasındayken, bu denetim nasıl olacak? İşsizlik bu boyutlardayken, işveren “İsterse çalışsın” demeyecek mi?.. Gidenin yerine yenisini bulmak da bu kadar kolayken… Düşünün siz, adam 12 saat çalışıyor. Şimdi Bakan’ın bu açıklaması üzerine, işçi Bakanlığa işverenini şikayet ediyor. Bakanlık da büyük bir başarıyla denetleme yapıyor. O çalışan, o saatten sonra, o iş yerinde çalışabilir mi? Ya da şöyle soralım, Bakanlık o çalışanın iş güvencesini nasıl sağlayacak..? Bunun için de bir tedbirleri var mı? Yok!.. Çalışma saatini denetleyelim derken, adam işsiz kalacak… Bu işin tek çaresi, özel sektörde sendikalaşmayı zorunlu hale getirmektir. Tüm Sosyal Sigortalılar, devlet işçilerine sağlanan hak gibi sendikalaşma hakkına sahip olmalıdır. Dolayısıyla da sözleşme yapma hakkına. İş güvencesine, eşit ise eşit ücret güvencesine, angarya çalışmama güvencesine. Daha önce de defalarca yazdık. Hatta son hükümet programında üstü kapalı da olsa bahsi geçtiği için sevindik. Bağlayıcı ve açık olmasa da hükümet programında denilen şuydu; “Sendikalaşma, toplu sözleşme ve grev haklarının ILO sözleşmeleri çerçevesinde geliştirilmesi sağlanacak ve teşvik edici düzenlemeler yoluyla bu hakların özel sektör çalışanları tarafından da kullanılabileceği koşullar oluşturulacaktır.” Yapılması gereken, bu maddenin hayata geçmesidir. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Daha önce de yazdım; bundan tam 40 yıl önce Londra’da bir fabrikada çalışırken, ilk imzayı, sendika üyelik formunun altına atmıştım. Üstelik bunu bana uzatan fabrika yönetimiydi de, “Mecbursun” dediklerinde şaşmıştım… ILO sözleşmesi çerçevesinde toplu sözleşme, grev gibi hakları sağlayacak olan devlettir, tamam. Ancak bunu denetleyecek olan iş yerlerinde örgütlü olacak sendikadır. Ve özel sektörde sendikal örgütlenme zorunlu hale getirilmediği sürece, söylenen her söz, alınan her karar göstermeliktir ve hiçbir yaraya merhem değildir…

 

YERİN KULAĞI VAR
NE TOPMUŞ MÜBAREK: Cumhurbaşkanı Eroğlu, Kıbrıs Türk tarafı adına uzlaşı konusundaki siyasi iradesini bir kez daha ortaya koyduğunu kaydederek, “Artık top Kıbrıs Rum tarafındadır” dedi. Elli yıldır aynı top bir o tarafta, bir bu tarafta gidip geliyor da, henüz daha hiçbir kalede gol göremedik. Ne topmuş mübarek, elli yıldır hepimizi uyuttuğuna göre inandım ki, bu maçta kesin şike var…
GERÇEK NİYET: UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün’ün, dünkü bütçe görüşmeleri sırasında geçici 10. maddeyle ilgili yorumu bir anda Meclis’i hareketlendirdi. Özgürgün’e göre hükümetin, 10. maddeyi kaldırmak istemesinin esas nedeni, kesinlikle polisin sivile bağlanması değil, Türk askerinin adadan gönderilmesiymiş…
KESİN OLAN: CTP’de kurultay bitti, şimdi de genel sekreterin kim olacağı tartışmaları başladı. Daha önce de yazmıştım. Parti Meclisi seçimlerinde en yüksek oyu alan Kutlay Erk, genel sekreterlik için en güçlü aday. Birikim Özgür’ün de ismi geçiyor. Erk veya Özgür, fark etmez. Ancak seçilecek olan ismin Yorgancıoğlu ekibinden olmayacağı kesin…
DENKTAŞ ESKİ DP’SİNİ BULAMAYACAK: DP-UG’de Tüzük Kurultayı, partinin yetkili organlarının bilgisi dışında, dar bir ekiple hazırlanmış. Diğer kozmetik bir takım değişiklikler bir yana, asıl hedef, UG eklentilerinin yönetimde görev alabilmesini sağlamak. Partinin halihazırdaki genel sekreteri Şonya, “Haberim yok” diyor. Haberi yok, zira yetkileri, bundan sonra başkan tarafından atanacak genel başkan vekiline geçiyor. Yani Şonya tekrar seçilse bile, eskisi gibi yetkisi olmayacak. Umarız Serdar Denktaş yapacağı bu değişiklikler nedeniyle yakında başını taşlara vurmaz. Bugün yetkilendirmeye çalıştığı eklentilerin geldikleri yerde neler yaptıkları ortada…
TENCERE DİBİN KARA: Toplumcu Demokrasi Partisi Milletvekili Zeki Çeler, sosyal medyada yaptığı açıklamada, “hükümet neden geçmişten hesap soramıyor?” diye sormuş. Daha öğrenemediniz mi Sayın Çeler, hiç birinin birinden hesap soracak hali yok. Hani bir laf var, “tencere dibin kara, seninki benden kara” diye, bizim siyasilerin durumu işte tam da o laf…
ORTADA BULUŞULSUN: Yeni asgari ücret için toplanan komisyonda, işçi temsilcisi yeni asgari ücretin 1830 TL olmasını isterken, işveren tarafı ise asgari ücretin yükselmesinden yana olduklarını söylemesine rağmen rakam vermekten kaçındı. Bildiğiniz gibi asgari ücret halen 1415 lira olarak uygulanıyor. Orta yol bulunursa yeni asgari ücretin 1600 lira civarında bağlanması bekleniyor…
SUS DA GULLE GEÇSİN: Soğuk nedeniyle okulların tatil edilmesi, aslında bu tür olaylara ne kadar hazırlıksız ve altyapı eksikliğimizi de gözler önüne serdi. Isıtma sisteminin olmadığı, hatta kimi camların kırık olduğu sınıflarda çocukları hasta etmektense, bakanlık işin kolayına kaçıp, okulları tatil etmeyi tercih etti. Hava dün soğuksaydı, yarın da ondan sonra da, yine soğuk olacak. Keşke devlet eğitime daha çok değer verse…

ZİRVEDEKİLER
Anlayana: Hüseyin Ekmekçi’nin sosyal medyada paylaştığı ve bizdeki siyasi anlayışı anlatması açısından çok hoşuma giden yorumu, “Sel olacak diye okul kapattınız… Yağmur yok, çamur yok… Öngörüsüzlük ve popülizm had safhada. İstanbul valisi, ‘çocukları seviyorum’ diyerek okulları tatil etmezken, bizim bakan sokak baskısına yenildi… Hem de bu havada…”

DİPTEKİLER
Demokrasiyi Hiçe Saymak: Cumhurbaşkanlığı’nın önceki gün partilerle yapılan görüşmeye TDP’yi çağırmamasını eleştirmiştik. Ancak dün öğrendik ki, olay çok daha ciddi. Müzakerelerin başlaması için hazırlanacak ortak metin konusunda onay almak için yapılmış bu toplantı. Peki nasıl olur da Cumhurbaşkanlığı demokratik yapımızın bir parçası olan, Meclis’te yer alan bir partiyi yok sayabilir? Bu bence öyle “unuttuk, zaman yoktu” gerekçeleriyle, ya da bir bürokrat hatasıyla izah edilemez. Kesinlikle bir tutumdur ve yapılan şey demokrasiyi yaralamıştır. Biz beklerdik ki, diğer tüm partiler de buna tepki göstersin. Ama maalesef sesleri bile çıkmadı…