Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İşçinin 1 Mayıs’tan haberi var mı?

Bugün 1 Mayıs… Güya işçinin ve emekçinin bayramı…
Kıbrıs’ta 1 Mayıs’lar her zaman için sol kesimin düzenlediği organizasyonlarla, görkemli bir şekilde kutlanır. Sendikalar ve sol tandanslı siyasi partiler, ideolojilerinin gereği olarak 1 Mayıs kutlamalarına özel önem verirler. 1 Mayıs bir duruştur, bir politikadır, bir inançtır.
Ama acaba, bu duruşun gereği yerine getirilmiş midir? Daha değişik bir anlatımla, bu ülkede 1 Mayıs’ın amaçlarını hayata geçirmek için ne yapılmıştır…
Çalışan, emekçi kesim denildiğinde maalesef akla kamuda istihdam edilen kesim gelmektedir. Hak arama mücadelesinde de, kamuda örgütlü sendikalar başı çeker.
Oysa KKTC’de çalışan nüfusun sadece yüzde 30’u kamu sektöründe istihdam edilmiştir. Geriye kalan yüzde 70, örgütsüz, sendikasız, çok büyük bir kısmı asgari ücrete mahkum bir şekilde özel sektörde çalışmaktadır. Ve o özel sektör çalışanı, o işçi, o emekçi, kendi adına yapılan bu bayramı sadece uzaktan ve hatta çalışarak seyretmektedir…
İşçi ve emekçiler tarafından dünya çapında kutlanan, birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadele günü,  1 Mayıs 1886‘da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçilerin, günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bırakmalarından doğmuştur. Sadece bu bile, bizim ülkemizde, 1 Mayıs’ın birinci hedefinin ihlal edilmekte olduğunun göstergesidir…
Bugün yasalara rağmen, 8 saatin çok üstünde çalıştırılan, bırakın ailesini geçindirebilecek maaşı, birçok iş kolunda asgari ücreti bile almayan emekçiler vardır. Bunlar ek mesai de almazlar. Birkaç istisna dışında sözleşmeleri de yoktur. Bu şartlarda, yani işverenin koyduğu “kanunlarda” çalışmayı  beğenmeyenler ise, kendini kapının önünde bulur. Sendikalaşmaya kalkanların da sonu öyle…
Gelişmiş ülkelerde, bizzat devlet çıkarttığı yasalarla, sendikaların özel sektörde örgütlenmesini zorunlu hale getirmiştir. Bundan 45 yıl önce, gittiğim  İngiltere’de işe gireceğimde, önce sendikaya üye olmam gerektiği söylenmişti. Güney’de bu böyledir. Çağdaş devlette, sendika, sistemin bir anlamda denetleyicisidir de… Patronun yasalara uyup uymadığını, kaçak çalıştırmasını, can güvenliği koşullarını yerine getirip getirmediğini devlet adına sendika denetler.
Daha önce de yazmıştım. Çalışma yaşamında çağdaş kurallarının uygulanmaması, bizim temel sorunlarımızdan biridir. Kendi kendimizi yönettiğimiz günden beri 1 Mayıs’lar kutlanır. Buna karşın, çalışma yaşamının, ideal ölçülere getirilmesi için gereken çaba maalesef gösterilmemiştir. Bugün işsizlik oranı yüzde 10 civarındadır. Genç nüfus arasında ise bu oran, yüzde 30’larda… Özel sektörün güçlendirilmesi ne yazık ki slogandan öteye geçememektedir. Ekonomideki kaçak önlenemediği, yatırımlar gereği gibi teşvik edilemediği için, özel sektör, cazip bir istihdam alanı haline getirilememiş ve kurumsallaşamamıştır…
Yine başa, sendikal örgütlenme konusuna dönelim. Aslında, gelmiş geçmiş sermaye destekli iktidarların bu yönde adım atması çok da beklenemezdi. Sosyal hakların geliştirilmesi, sendikalaşma, örgütlenme iktidarların baskısıyla karşılaşmıştı. Ancak, bu ülkede emek, dayanışma, sosyal politikaları benimseyen partilerin de iktidarını yaşadık. O dönemlerde de çalışma yaşamına ilişkin, özellikle de örgütlenmeyi güvence altına alan yasal düzenlemeler ne yazık ki, gündeme getirilmemiştir. Onun için 1 Mayıs, Kıbrıs’ın kuzeyinde siyasi slogan olmaktan öteye gitmemiştir…
Yine de umudu, heyecanı kaybetmemek adına, o buruk, o çaresiz, o küskün, o ezilen işçi kesiminin 1 Mayıs’ını kutluyorum…

 

YERİN KULAĞI VAR
KALKMAK BİLMİYORLAR:
Öyle görünüyor ki sağ partilerin lider kadroları, seçim sonuçlarından hiç ders almamışlar. Hala daha kendi hegemonyalarını sürdürebilmek için türlü entrikaların hesabını yapmaktalar. Sonuç ortada, hem UBP, hem de DPUG’nin altındaki taban kayıp gidiyor. Ama onlar bir türlü o koltuklardan kalkmak istemiyorlar. Görünen o ki, kendi rızaları ile gitmeyenler, ilk seçimde sandıkta gidecekler…

ADAM OLUYORUZ:
Hep deriz, biz adam olmayız diye. Ama son iki üç yıldır adam olma yönünde de önemli adımlar atıyoruz. Örneğin geçmişte seçim sonuçları ne olursa olsun, sorumlu makamlarda olanların istifa etme gibi bir gelenekleri yoktu. Ama son yıllarda bu mekanizmanın hayata geçtiğini görmek bizi umutlandırıyor. Seçimlerde yaşanan başarısızlıklar sonucu, özellikle de sol partilerde bu müessesenin çalışmaya başladığını görüyoruz. Darısı sağ partilerin başına diyelim…

VAH CTP VAH:
Ne olduysa 2010 seçimlerinden sonra oldu. Yıllardır disiplini ve dik duruşu ile bilinen CTP, resmen UBP’lileşti. Parti içi huzur bir türlü yakalanamadı. “Bıyıklı-bıyıksız” diye başlayan kavga, tüm örgütlere de sirayet etti. Yapılacak kurultayın “sadece başkan seçimi” ile sınırlandırılması ve Yorgancıoğlu’nun tek suçlu olarak sanık sandalyesine oturtulması, tabanda büyük tepkilere neden oldu. Koca CTP ne hallere düştü…

ADETTENDİR:
KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı ile Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki, “yavru-kardeş” krizine  Başbakan Davutoğlu’ndan ilginç bir değerlendirme geldi. Davutoğlu, “Sayın Talat geldiğinde de böyle olmuştu ama rayına girdi. “ diyerek noktayı koydu. Öyleyse korkacak bir şey yok. Demek ki bu ince ayarlar adettenmiş, her yeni gelenle böyle krizler yaşanırmış, fazla kafaya takmamak gerekir…   

EROĞLU AÇIKLASIN:
Son seçimlerde “anlaşmayı imzalamak, başladığı işi bitirmek” için seçmenden oy isteyen Derviş Eroğlu’nun, aslında çözümün önündeki en büyük engel olduğu iddia edildi. Rum Dışişleri Bakanı Kasulidis, kapalı Maraş dahil, birçok Güven Yaratıcı Önlemler paketinin Eroğlu tarafından reddedildiğini, Eroğlu’nun “doğal gazla KKTC’ye gelecek suyun takasını kabul ettiğini ve açılmasını kabul ettiği tek sınır kapısının ise Aplıç sınır kapısı olduğunu” iddia etti… Kasulides’e körü körüne inanacak değiliz de, Eroğlu’ndan bir açıklama beklemek de hakkımız.

KARŞILIĞI NE OLACAK:
Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Kasulidis, Kuzey Kıbrıs’a doğrudan uçuşların gerçekleştirilmesine imkan sağlayacak karşılıklı kabul edilebilir bir formülün bulunmasının mümkün olabileceğini söylemiş. Herhalde aniden kafalarına saksı düşmedi. Önemli olan o formülün içeriği. Bakalım karşılığında ne isteyecekler…

 

ZİRVEDEKİLER
Arslan Bıçaklı: “Türk-Sen’in temel amacı kürsüden konuşmak veya alanlarda sonradan yapılan davetlerle pankart açmak değildir. Ancak Türk-Sen, birilerinin kuyruğundaki maşrapa da değildir. Bundan önce olduğu gibi bundan böyle de ülkemizde ve tüm dünyada emekçilerin sözde değil gerçek birliğini sağlamak için onurlu mücadelesine devam edecektir…”.

DİPTEKİLER
KKTC’DE 1 Mayıs: 1 Mayıs ya, illa ki her kafadan bir ses çıkacak. Hem de işçinin belki de dünyada en çok ezildiği ülkelerden birinde… Sendikal örgütlenme hakkı ya da sosyal hakları sadece kağıt üzerinde var olan; devlet kendi yasalarını uygulamadığı için o haklara sahip olmayan; can güvenliği sağlanmayan; kaderi patronun iki dudağı arasında bulunan;  ama sesini çıkaramayan işçi adına herkes konuşuyor. Trajikomik…