Köşe Yazarları

Fabrika ayarlarına geri dön…








 




“Değişmeyen tek şey değişimdir” demişti ünlü düşünür Herakleitos. Hemfikiriz ama değişim olumlu mu, yoksa olumsuz mu olacak esas mesele burada. “Ya şimdi?” merkezli birçok sorunumuz var eskiye dair. Neler mi? Özetle şöyle: *Eskiden kapı-pencere açık uyurduk, ya şimdi? *Eskiden nüfusumuz 150 bin’di, ya şimdi? *Eskiden elektrik, su ve diğer faturalar cep yakmazdı, ya şimdi? *Eskiden yasemin kokulu bir Lefkoşamız vardı, ya şimdi? *Eskiden kredi kartı borcumuz yoktu, ya şimdi? *Eskiden bankada üç-beş kuruş mevduatımız vardı, ya şimdi? *Eskiden güvenli sokaklarımız vardı, ya şimdi? *Eskiden kapı komşumuzu tanırdık, ya şimdi? *Eskiden bir kahvenin kırk yıllık hatırı vardı, ya şimdi? *Eskiden büyüklerin elleri öpülürdü, ya şimdi? *Eskiden her evde ulaşaımda kullanılan bir bisiklet vardı, ya şimdi? *Eskiden medya dördüncü güçtü, ya şimdi? *Eskiden Mustafa Özsoy Müdür eski Oyna GG’nin sürekli gol yazan futbolcusuydu, ya şimdi? *Eskiden Tonguç Kotak skorer bir basketbolcuydu, ya şimdi? *Hüseyin Ekmakçi Müdür şimdilerin en iyi kalecisi Alman Panzer Neuer gibi bir kaleciydi, ya şimdi? *Eski FIFA’lı Coşkun Kutay buba Juventus yanında bir de İspanya milli maçını yönetmişti, ya şimdi? *Patronumuz Başaran Bey eskiden namağlup şampiyon Çetinkaya’nın bir yöneticisiydi, ya şimdi? *Eskiden Gönyeli namağlup şampiyon olurdu, ya şimdi? *Eskiden asistan kardeşimiz Hasan Palmanak de sütten çıkmış bir ak kaşıktı, ya şimdi? Şimdi’ler artık değişti bildik üz’re. Durum özetle böyle sayın seyirciler. Sezen Aksu’un da dediği gibi; “Eskidendi, çook eskiden”. E hep bu yaşanmışlıklar sonrası n’oldu? E İnsan doğar, yaşar ve ölür. Cuma’ları mâlum birçok dostumuzun amazla arınma günü. İşte o gün için sabahtan öğlene fiziksel arınma, öğleyin ise ruhsal arınma gerçekleşir Allah isterse.  Ünlü düşünür ve adamım McGregor; “İnsan ne melektir, ne de şeytandır. Çevresiyle değişir, gelişir ve dönüşür” demişti vakti zamanında. Hemfikirim. Anne karnından çıkan her birey, çevresindeki değer yargıları, inanç sistemi ve yaşama biçimiyle değişir ve dönüşür. Örneğin New York’un Harlem semtinde doğan bir bebenin, suçluluk oranına uyumlu bir davranış sergilemesi kuvvetle ihtimâldir. İşte, bu değişen ve dönüşen teknolojik ve sanal âlemde herkes, toplum içerisinde etkin bir rol ve statü bulmaya çalışır. Verilen ödünler, yapılan göstermelik saygı duruşları, sahte duygu yansımaları ve varolan mahalle baskısı nedeniyle biz, biz olmaktan çıkar. Hatta bu abuk ince ayarlarımızı çocuklarımızda da uygularız. Düşünün ki her yeni bir cep telefonu aldığımızda ilk işimiz onu kendi isteğimize göre ayarlarını değiştirerek revize etmektir ama sonu yok. Her geçen gün teknoloji değişiyor ve biz de telefonumuzu kendimize benzetmeye çalışıyoruz ve tükenmişlik noktasına geliyoruz. Hele hele bu durum bir alışkanlık halini alırsa yandı gülüm keten helva. Değerli okuyucum, hayattaki bıkkınlık ve bitkinlik sürecin başladıysa hemen anne karnındaki ‘fabrika ayarlarına geri dön’ vaziyetlerine gir. Sen, sen ol ki hayattan zevk alasın. Unutma, hiç kimse seni üzemez, sen istemedikçe. Kendine değer ve önem ver. Kendini de, telefonunu da sessize al. Egzersiz ve sağlıklı beslenmeyi de ihmal etme. Kaliteli zaman geçirmeye bak. Aksi takdirde kör buzağı topallar ama yine de ekinler baş verir. Sonuç mu? “Durdurun dünyayı. Cehennem garantili bu yaşamdan vazgeçtim, ineceğim” demeyin ha. Sağlıkla…







Başa dön tuşu