İrade bu seçimin sloganı oldu.
Adayların hemen hepsi bir şekilde kullanıyor.
İlk bakışta yönetenlerin iradesi akla geliyor.
Oysa iradenin kaynağı halkın kendisi.
Sivil irade, halkın genelinin ortak arzuları, eğilimleri ve tercihleri…
Halk ne istediğini demokratik yolla ortaya koyar, seçilmiş yöneticiler de o ihtiyaçları, o eğilimleri, o tercihleri yerine getirecek, ona uygun politikalar izlerler.
Seçimlerse, devletin halkın çıkarı yönünde doğru irade kullanacak yöneticileri seçme eylemi.
Seçimi yapan da halkın iradesi.
İkisi aynı noktada birleştiğinde ancak doğru, iyi yönetimler ortaya çıkıyor.
Halkın ihtiyaçlarına, eğilim ve tercihlerine uygun politikalar, halkın yararına politikalar olarak kabul görüyor.
Buna da yönetsel irade deniyor.
Buraya kadar söylediklerimin dışındakiler ise, dayatma, halk iradesine aykırı bir yönetim şekli…
Ondan da öteye, iktidar gücünü elinde bulunduranlar, halk iradesini yerine getiremezse, insanlar varlıklarını sürdüremiyor, ihtiyaçlarını karşılayamıyor.
Halk iradesi ve onu temsil etmesi gereken yönetsel iradenin her ikisinin de özgür bağımsız olması esas.
KKTC Anayasası’nın girişinde son bir cümle var, şöyle; “Asıl güvencenin yurttaşların gönül ve iradelerinde yer aldığı inancı ile, özgürlüğe, adalete ve erdeme tutkun evlatlarının uyanık bekçiliğine emanet eder”…
Seçmenin iradesine müdahale, demokrasiye müdahaledir.
Yönetenin halktan aldığı iradeye müdahale yine demokrasiye müdahaledir.
Diyeceğim şu ki, “irade” tek başına bir anlam ifade etmiyor. Hatta bizim buralarda çok fazla kullanılmaktan, gerçek anlamını neredeyse yitirmiş bir kavram.
Şimdi ciddi bir seçimle karşı karşıyayız.
Sandığın başına gittiğimizde “ben ne istiyorum” sorusunu kendimize sormak zorundayız. Ama kişisel irademiz adına değil, toplumsal çıkarlarımız adına.
Bu soruya verilecek doğru cevap, doğru seçimler yapmamızı sağlayacak.
Halkın ve devletin çıkarları doğrultusunda irade ortaya koyamayan yönetenlerse, bunun bedelini demokratik yolla ödeyecekler…
YERİN KULAĞI VAR
ÇIKTIĞI TEK YER: Hepsi bitti şimdi de tv programına kimin çıkıp, kimin çıkmadığını tartışıyoruz. Bütün dünyada seçim dönemlerinde adaylar tv ekranlarında kendi programlarını seçmene anlatıp oy ister. Ama biz dünyadan kopuk bir ülke olduğumuz için bu kurallar bizde geçmez. Ne yaparsanız yapın Tatar’ı toplu programlara çıkaramazsınız. Onun çıkabildiği tek yer, kendi yandaşlarının önü. Çünkü söylediklerine sadece onları inandırabiliyor…
ARIKLI’NIN CİN FİKİRLERİ: Test sonuçlarının bir türlü negatife dönmemesini “garip” olarak niteleyen Erhan Arıklı, taraftarlarını kışkırttı. Öyle yorumlar geldi ki, sanki de kasıtlı yapılıyor. Son olarak da Akıncı-Erhürman tv’de kozlarını paylaşsınmış da federasyondan ne istediklerini anlatsınlarmış. Ne cin bir buluş… Niye diğerleri çıkıp da iki devletli çözümü nasıl yapacaklarını anlatmıyor? Neden hepsi birden tv’ye çıkıp tartışmıyor? Önce tv tartışmalarından kaçanlara söylesin bunu…
HERŞEY GÜZEL OLACAKTI: Hatırlayacaksınız Ersin Tatar, “ben Başbakan olduğumda döviz düşecek, ülke paraya boğulacak” demişti. Sonunda Başbakan oldu, bırakın dövizin düşmesini, aksine rekor üstüne rekor sürüyor. Paraya boğulma işine gelince pandemi hastanesini bile Türkiye yapıyor. Son sözleri; “birlikte yeni bir gelecek”… Yaklaşık iki yıllık başbakanlığından ve yaptıklarından memnun iseniz oyunuzu verin ve onu cumhurbaşkanı yapın…
VE SONUNDA: Aylardır eğitimlerini yarım bırakan çocuklar sonunda okullarına kavuşuyor. Sağlık Bakanlığı 1 Ekim Perşembe günü okulların yeniden öğretime açılacağını açıkladı. Bu karar sadece çocuklarımızı değil, işine gidemeyen, her gün izin almak zorunda olan anneleri ve de en önemlisi 3 yaş üstü kreşlere gidemeyen çocukları ve aileleri sevindirdi. İnşallah önlemlerini adam gibi alırlar ve geçen seferki gibi yap-boza kurban gitmeyiz.
ONLAR BİLİR: Sterlin yükselir bizimkiler, ne yapalım kendi paramız yok” deyip sıyrılır. Öte yandan su sıkıntısı yaşarız, suyun ne zaman geleceğini sorarız, cevap ,“su bizim değil, ne zaman geleceğini biz değil Türkiye Su İşleri bilir” derler. Ama sorsan ülkeyi onlar yönetir. Bize vaat ettikleri “yeni gelecek” herhalde “her şeyi onlar bilir” olacak…
HABERLER GÜZEL: Kathimerini Gazetesi, AB’nin Türkiye’ye karşı yaptırım uygulamak yerine diyalog yolunu tercih ettiğini, Almanya’dan sonra Fransa’nın da bu noktaya geldiğini yazdı. Bundan da önemlisi, bir AB kaynağının Güney Kıbrıs’a verdiği mesaj, “vetodan vazgeç, Kıbrıs müzakerelerine odaklan”…
































