Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İNGİLTERE’NİN KIBRIS’TAKİ YENİ OYUNU

Sn. Talat lafı ağzımdan kaptı. Anastasiadis’in dört günlük Londra ziyaretini dilime dolayacak ve Başbakan Kameron’nun yine “İngilizliğini”  ayazlattığını yazacaktım.
Derken bir de dünkü medyaya bakayım dedim, Sn. Talat lafı ağzımdan kapmış!  Nitekim Çalışma Ofisi’nden bu konuda yapılan açıklamasında diyor ki “İngiltere bunu hep yapıyor…”
NEYİ YAPIYOR?  Olay şu: Geçtiğimiz hafta Anastasiadis İngiltere’ye dört günlük resmi ziyarette bulunuyor. Hükümet sözcüsü Stilianidis bu ziyaretle ilgili açıklamalarda bulunurken özetle diyor ki Anastasiadis Londra ziyareti ile üç kazanım elde etmiştir.
BİR: İngiliz Üsleri imara ve iskâna açılacaktır.
İKİ: Anastasiadis ile İngiltere Başbakanı Camerun arasında “Tek egemenlik, tek yurttaşlık ve tek temsiliyet” konusunda mutabakata varılmış, bu mutabakat ortak açıklama ile deklere edilmiştir.
ÜÇ: Güney Kıbrıs bu ziyaret sonucunda büyük prestij kazanmıştır…
Şimdi İngiliz’in şu “Üsler” konusundaki son oyununu Talat’ın açıklaması ile ortaya koyalım:  Talat bu konuda Annan Planı öncesinde de Hristofyas’ın bu tip dolaplar çevirdiğini ve “Üslerin” büyük bölümünün Rumlara hediye edileceğini hatırlatarak son gelişmeyi  şöyle değerlendiriyor:          “İngiltere Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Türk unsurunun yer almaması gerekçesiyle ‘üslere’ yönelik kira borcunu bile ödemezken, üslerin statüsünü değiştirecek boyuta varma ihtimali olan bir anlaşmayı Rum tarafı ile sonuçlandırması kabul edilemez. Üstelik İngiltere’yi hiç de ilgilendirmeyen ve ortak metin çalışmalarında -ben katılmasam da- sorun yaratan ifadelerin, Anastasiadis’le birlikte deklere edilmesi hiç yakışık olmamıştır… Yani İngiliz üsler bölgesindeki Türk mallarını da Rum’a hediye etmiş görünüyorlar…”
GELELİM İNGİLİZE:  Evet, “İngiliz bunu hep yapar!” Ki istemiş olsa  adanın hem garantörü hem üslerinin sahibi  hem de Güney’in “Commonwealth” da olması  nedeniyle, Kıbrıs siyasi sorununu bir gecede çözer…
Oysa ne yapıyor? Hiç yeri ve zamanı değilken, taraflar ortak metin üzerinde bile anlaşamıyorlarken, en azından her iki tarafa da “mesafeli durması” beklenen İngiltere  tam aksi ve kışkırtıcı politikalarda  “Üslerini Rum’a peşkeş çekiyor!”
Neden? Rum’un elini güçlendirmek için!   Neden? Sorunu beterince çözümsüzlüğe mahkûm etmek için!        

     Neden? Kuzey’deki Türkiye’nin askeri gücü ile varlığını  Rumların lehine bozmak için!
Neden?   Rusya Güney Kıbrıs’ta fink atar, Baf’a askeri uçakları bile serbestçe inip kalkar, Rum Yönetimi ile aşna fişne olurlarken;  Amerikan patentli NATO’lu İngiltere Kıbrıs’ı  daha uzun süre elinde tutmak için!   Zaten ne diyor İngiltere: Benim için uluslar arası dostluklar değil, çıkarlarım önemlidir… Bu nedenle türlü çeşitli dolaplar çevireceği hep aşikârdır.. Yeter ki adada ne barış olsun ne de çözüm. Malum kurt hep dumanlı havaları sever!            

     **********     

  DEVLET OLMAYA HAZIR DEĞİLDİK:  (KURUMLAŞMAYI HÂLÂ BAŞARMIŞ DEĞİLİZ)
Siyasi soruna kaç kişinin dönüp baktığını bilemiyoruz çünkü gitgide  “çözümsüzlüğün kalıcılığı” olağan bir “çözüm” süreci haline geldi.  Tıpkı kamburun, sırtındaki kamburu ile yaşamaya alıştığı gibi!
ANCAK: O kadar kolay değil. Bunu en iyi bilenler “fiziki yönden özürlü olan insanlarımızdırlar.”  Kimileri koltuk değneklerine, kimileri özel arabalarına mahkûm olmuşlar. Kendilerine göre “iş” olmalı ki çalışabilsinler… Kısaca bu insanlarımız için hayata adapte olabilmek kolay olmuyor…
Öyle de  “sağlıklısı” çok mu adapte oluyor? Nitekim son günlerde bu “kadersizliği” yaşıyoruz. Mesela bir kez daha isbat’ı vücut buluyor ki eğer bu halk kanserden kırılıyorsa bunun nedeni “sebze meyvelerde ve bilumum yiyeceklerdeki  türlü çeşitli zirai ilaç kalıntılarıdır.” Yahut yiyeceklerimizdeki bakterilerdir.
“Pekala” ama diyorsunuz: “Bugünün sorunu değildir ki bu sorun!” Yıllardır sürüyor. O zaman sorarsınız: Neden azalacağına azıyor! Niçin üreticiler bu konuda daha dikkatli olacaklarına felâketi görmezden geliyorlar?
EĞİTİM: Desek ki her yere maydanoz gibi kıydığımız şu “eğitimsizlikten dolayıdır!” Acaba anlaşılır mı?
Çünkü sorun şudur:  Tekrar etmekten utanır da olsak yine tekrar ediyoruz: “Biz devlet kurmaya hiç hazır değildik!” Kaldı ki 1974’ten sonra zaten devlet de olmadıktı! Olmamız gereken “zaman dilimini” Rum’un malını talan ederek geçirdikti. Rant’ı da ekonomi yaptıktı…
Devletiz dediğimiz 1983’e geldikte tren çoktan kaçtıydı. “Çözümsüzlük, istikrarsızlık, kapkaç düzeni ile fırsatçılık topluma egemen unsurlar haline geldiydi!”
Dolayısıyla artık “post modern devirlerin” başladığı gerçeklerde klasik eğitim anlayışlarına karışmış da olsa, o  “eğitimi ekonomik ihtiyaçları dikkate alacak plan ve programlara adapte edemedik.”
O kadar edemedik ki “avuç içi kadar ülkede trafik sorunları ile kazalarının bile üstesinden gelemedik!”  Ki çözümü okullarda eğitimle başlayacaktı!
TARIM KESİMİNİ DE EĞİTEMEDİK: Tabii artık tarım kesiminde çalışan kaç insanımızın kaldığı da sorulası sorudur çünkü tarlalar bahçeler bomboştur.      Fakat öteden beri bu kesim onca örgütlü yapılanmalarına, onca yüksek çıkan seslerine karşın “sebze meyveleri ilaçlama konusunda” çok bilinçsizce yahut bazıları çok cahilce davrandılar… Et ve süt ürünleri imalatlarında hijyene dikkat etmediler… Kaliteye değil, ucuza mal etmeye önem verdiler, insanları zehirlediler…
Oysa ne diyorduk? Bu ülkenin her öğretmene on beş yirmi öğrencinin düştüğü okullaşması da vardır, binleri aşkın mesleki Sivil Toplum Örgütleri de vardır.
Böylesi okullaşmaya ve böylesi büyük oranda STÖ’lerine karşılık bakar mısınız Kıbrıs Türk halkının içine düştüğü şu felâketlere? Yürekler acısı!  Trafiğinden kanserine, pisliğinden çarpık yapılaşmasına, ekonomik sektörlerinin, belediyelerinin batmasından, seçilmiş hükümetlerin bile iş yapamayacak felçli durumlara düşmelerine kadar…
Gerçekten Kıbrıs Türk halkı bu mudur?

     **********    

   İNŞAAT SEKTÖRÜ EKONOMİNİN SÜRÜKLEYİCİSİ OLABİLİR
  “Osmanlı’nın son dönemlerinde bir Anadolu kasabasındaki vali çalışanlarının maaşlarını ödemeyecek duruma düştükte İstanbul’daki “haznedara” bir telgraf çeker: “Para yok maaşları ödeyemiyorum, ne yapacağımı söyleyin…!” Bir süre sonra İstanbul’dan bir telgraf gelir. Sadece tek kelime yazılıdır: “Yık!”
Vali bir süre düşünür, neyi yıkayım falan der, başlar bazı eski binaları yıkmaya. Fakat para yine yok… Bu kez ikinci bir tel çeker: “Dediğiniz gibi yıktım ama para yok. Ne yapayım?”  Bir hafta sonra beklediği cevap gelir: Telgrafta yine tek kelime yazılıdır: “Yap!”  Derken bir süre daha  “yık-yap, yap-yık” diye karşılıklı telgraflar gelir gider ve sona erer! Çünkü sorun ortadan kalkmış, maaşlar tıkır tıkır ödenmektedir…”
Şimdi tabi bu fıkranın altında çapanoğlu vardır ya, işin yadsınamaz  esası şuradadır: “Yapmakta” özellikle inşaat sektöründe her zaman bereket vardır…” Türkiye neredeyse TOKİ’si falanı ile kalkınmasının büyük kısmını inşaat sektörüne borçludur…
KKTC’DE YENİ  “YAP” DÖNEMİ Mİ: Geçen gün kaç zamandır sesi çıkmayan İçişleri Bakanı Teberrüken Uluçay “yeniden sosyal konut projesi başlatacaklarını” açıkladı..
Hatırlayacaksınız: 2003’te de  ne zaman ki sınır kapıları açıldı ve Türk işçileri Güney’e akmaya başladıydı, iki sosyo ekonomik olay gerçekleştiydi.     Bir, dört bini aşkın Türk işçisi Güney’e geçip oradaki inşaatlarda çalışırlarken günde ortalama yetmiş seksen Euro yevmiye almaya başladılardı…      İki, sadece Kuzey’de borçlarını ödemekle kalmadılar kazandıkları paraları harcarlarken çarşı pazarı da  ayağa kaldırdılardı…
O dönemler tutun ki “Kıbrıs Türk halkının” iş, aş, para” yönünden en istikrarlı dönemleriydi…  Sonra KKTC’de de başladı inşaatlar… Ve dikkat diyoruz: Rum tarafı ekonomik krize girip inşaat sektörü yavaşlayınca bizde de “işsizlikle” birlikte piyasada durgunluk başladı. Üstelik inşaat sektörü de yanlış politikalar nedeniyle gerilerken, yabancılara satılan konutlardaki tapu sorunları  nedeniyle de şaibe altına girdiydi…
Şimdilerde Uluçay “sosyal konutlar projesinden” söz ediyor. Tutun ki sadece “işçilik yönünden” değil, tüm araç gereçleri ile piyasaya da hareketlenme gelecek. KKTC’nin buna büyük ihtiyacı vardır.
Hem üzerimizdeki ölü toprağını silkip atmamız hem de piyasaları canlandırmamız açısından…