Geçen gün British Archive’dan kendi arşivime kattığım bir belgeyle yeniden karşılaştım. 1941 yılında yazılmış bu şikayet mektubu Kıbrıs’taki fuhşun arttığı ve bu artışın en önemli sebebinin ise ucuz zivaniya olduğunu iddia ediyordu. Bu belgeyi sizlerle paylaşırken o dönemdeki Kıbrıs’a ve fuhuş politikalarına yeniden bakmaya karar verdim.
Gelin İngilizlerin adaya gelişiyle birlikte fuhuş ile ilgili neler yapmaya çalıştıklarına şöyle bir göz atalım.
Britanya İmparatorluğu 1878 yılında Kıbrıs’a geldiğinde, ilk yaptığı iş insan envanterini çıkartmak oldu. Bütün nüfus kayıt altına alınmaya çalışıldı. Adanın farklı farklı haritaları çizildi. Bu tip nüfus sayımlarından bir tanesi olan 1891 yılında yapılan ikinci nüfus sayımında adada fahişelik yaptığını beyan eden sadece 13 kişi bulunmuştu. Bunlar Lefkoşa ve Girne’de yaşıyor ve çalışıyorlardı. Bu sayının tabii ki çok daha yüksek olduğunu rahatlıkla iddia edebiliriz. Örneğin cinsel yönden bulaşan hastalıklar için kurulan sağlık ocağını 1881 yılında devamlı olarak 54 fahişenin kullandığını da kaydetmişti İngiliz. Bu 54 kişinin sekizi İstanbullu, yedisi Beyrutlu, biri Selanikli, biri İskenderiyeli, on üçü Limasollu ve dördü ise Lefkoşalı idi (Duncan 2014). Sayıların düşük çıkmasının nedeni büyük bir ihtimalle birçok yerli fahişenin kendini fahişelik yapan bir kişi olarak sayım memurlarına beyan etmekten kaçınmasından kaynaklanıyordu.
Sayımda çıkan fahişe sayısı 20 yıl sonra yapılan diğer bir sayımda 10 misli artacaktı. 1911 sayımı adada çalışan 127 fahişe bulmuştu (Constantinou 2013). Constantinou bu sayının artmasını şehirleşmeye ve adada bulunan yoğun asker sayısına bağlar. İngilizler ilk 20-30 yıl boyunca adada yapılan fahişeliği ve fuhşu takip etmişler ama aşırı bir denetleme getirmemişlerdi.
İlk genelev yasası uygulamaya 1899 yılında geçmiş fakat içeriği daha çok genelevlerin çalıştırılması ve yarattığı bazı rahatsızlıklara karşı alınması gereken tedbirlerden oluşuyordu. Yani bu yasa fahişelerin haklarını düzenleyen değil daha çok genelevin bulunduğu mahallenin huzurunu kollayan bir yasaydı. 1899 yılında çıkan Rahatsızlıkları Önleme Yasası (The Nuisances (Brothels) Law 1899), çıktığı günden itibaren muhtarların, imamların ve papazların mahalle namusunu koruma adına kullandığı en önemli enstrümanlarından biri olmuştu. Örneğin 1916 yılında Arap Ahmet ve Ayios Loukas mahallelerindeki fahişeler, muhtar ve imamın İngiliz İdaresine yazdıkları dilekçeden sonra kısa bir sürede çalıştıkları mekanları boşaltmak zorunda kalmışlardı (Constantinou 2014). Diğer yandan yükselen taleple birlikte birçok yeni umumhane açılmaya devam ediyordu. Bu arada “mahalle namusu gitti” gibi şikayetler olmasın diye fahişeler komşularına, muhtara veya mahalle imamlarına kazançlarının bir kısmını sus payı olarak vermeye başlayacaklardı.
Surlar içi Lefkoşa’nın her yanında fuhuş evleri açılmaya başlamıştı. Birinci Dünya savaşıyla birlikte adadaki asker sayısının artması, bu artışın başlıca sebebini oluşturuyordu. Artan genelevlerle birlikte cinsel yoldan bulaşan hastalıklar da artmaya başlamıştı. İngiliz yönetimi 1917 yılında Lefkoşa’daki fahişelerin sağlık ihtiyaçlarını karşılamak için bir doktor görevlendirir. İlginç bir şekilde görevlendirilen doktorun parasını fahişeler karşılamak zorundaydı (a.g.e). Bunun eskiden gelen bir uygulama olduğunu ise baktığımız İngiliz belgelerinden anlıyoruz. Örneğin 1880 yılında adada her geçen gün biraz daha artan cinsel hastalıklar karşısında İngiliz Yüksek Komiseri biri Limasol’da, biri Larnaka’da olmak üzere iki sağlık ocağı kurulması kararını almış ve sağlık ocaklarının idamesini sağlayacak kaynağın fahişeler tarafından karşılanmasını emretmişti. Bu karar üzerine bölgede faaliyette olan on bir genelev yeterli kaynağın elde edilebilmesi için kayıt altına alınacaktı (Duncan 2014).

İngiliz İdaresi bir yandan fuhuştan gelir elde etmeyi yasaklarken diğer taraftan fuhuştan kaynaklanan geliri kullanarak Kamu sağlığını korumaya çalışıyordu. İngiliz yönetimi ayrıca ahlaki nedenlerden fuhşun yasaklanmasını isteyen yerel din adamlarını idare etmeye çalışırken çoğu zaman kendi askerlerinden gelen talebin arz bulmasına izin veriyordu.
Din adamlarının talepleri bazen fuhuş ve fahişelik tanımının sınırlarını bayağı geniş tutuyordu. Örneğin Kavanin Meclisi üyesi Mehmet Ziai Efendi, dansçı ve şarkıcı kızların da fahişe olarak tanımlanmaları gerektiğini ve Müslüman festivallerine katılmalarının önlenmesini talep eden bir yasa önerisi sunmuştu (SA 725/1912). Öte yandan bu dans eden kızların bazılarının gerçekten fahişelik de yaptığı ayrı bir gerçekti.
Bu arada cinsel yoldan bulaşan hastalıklarda adeta bir patlama yaşanıyordu. Özellikle frengi salgını oldukça artmıştı. 1925 yılında Lefkoşa Belediye Meclisi İngiliz yönetiminden acele olarak bir Frengi uzmanı doktor alınması talep etmiş ama bu talep Vali tarafından sudan nedenlerle reddedilmişti. 1926 yılında ise İngiltere’den özellikle fuhuş yapılan yerleri ziyaret etmek için gelen Social Hygine Council (Sosyal Hijyen Konseyi), adadaki sosyal sağlık konularını inceleyecekti. Bu örgüt besleme sistemiyle ev içi hizmetçi olarak devşirilen bazı köylü kızların fuhuş yapmaya teşvik edildiklerini veya genelevlere satıldıklarını iddia edecekti. Yüksek Komiserlik tarafından yapılan araştırmadan sonra bir kaç olay dışında bu iddiayı destekleyecek bir bulguya ulaşılmamıştı. Yüksek Komiserlik müsteşarı, Kıbrıs’ın insanının diğer Akdeniz ülkeleri gibi “sıcak kanlı” olduğunu ve bazı besleme verilen kızların ilk fırsatta cinsel deneyimde bulunmak istediklerini, ve böylece bekaretlerini kaybettiklerini ve bundan dolayı genelevde çalışma haricinde bir alternatiflerinin kalmadığını iddia edecekti (SA 1494/1927/1).
Sosyal Hijyen Konseyi ayrıca genelevlerin genel sağlık durumunu incelemiş ve eleştirel bir raporu Koloni Bakanlığına sunmasına rağmen genelevlerin kapatılmasını talep etmemişlerdi. Bu raporun sunulmasından sonra 1926 yılında Kıbrıs’ta görev yapmak için bir cinsel hastalıklar uzmanı görevlendirilir. Öte yandan frenginin yayılmasını önlemek için genelevlerin kapatılmasını isteyen Lefkoşa Belediye Meclisi taleplerinin yerine getirilmemesi üzerine, fahişelerin belli merkezlerde ve zamanlarda sağlık kontrollerinden geçmesini zorunlu kılacak bir karar çıkarır. Bu karar tabii ki fahişelerin sağlığından çok Kıbrıslı erkeklerin hastalanmasını önlemek amacıyla alınmıştı.
İngiliz idaresi, 1 Ocak 1932 tarihinde daha da ileri gidecek, gittikçe artan şikayetler üzerine fuhşun bölünmez bir parçası olan insan ticaretini öne sürerek genelevleri yasaklayacaktı. Bu karardan sonra beklenenin aksine fahişe sayısında önemli bir düşüş yaşanmayacaktı. 1933 yılından günümüze ulaşan bir dokümandan 270 olan fahişe sayısının, yasanın uygulamaya geçmesiyle birlikte sadece 251’e düştüğünü görmekteyiz (Constantinou 2013). Fahişelerin bir kısmı kendi kiraladıkları odalarda fuhuş yapmaya devam etmişler, bir kısmı ise erkek arkadaşlarının yardımıyla kiraladıkları mekanlarda çalışmaya devam etmişlerdir. Eski genelev sahipleri ise kahvehane görüntüsünde genelev görevi yapan yerler açmışlardı. Artık fuhuş yeraltına inmiş ve her türlü denetimden arınmıştı, bu arada kadınlar arasındaki cinsel hastalık oranı %10 artar (a.g.e).
Öte yandan bazı eski kahvehaneler de geceleri geç vakitlere kadar açmaya ve erotik dans yapan kadınlar getirip onları pazarlamaya başlayacaktı. Bu kontrolsüz fuhuş olayı ikinci dünya savaşı süresince devam edecekti. Surlar içi Lefkoşa küçük küçük odalardan oluşan umumhanelerle dolacaktı. İngiliz, Hint ve Kıbrıslı askerler her izne çıktıklarında Lefkoşa surlar içerisine doluşacaklar ve bu küçük umumhaneleri ziyaret edeceklerdi. Aşırı kerhane sayısı içerisinde kaybolan normal aile evleri kapılarına rahatsız edilmemeleri için “burası aile evi” levhaları asmak zorunda kalacaklardı. Yasal olarak fuhuş yasaktı ama “azgın” Birleşik Krallık ordusu tatmin edilmeliydi. Bu yüzden Ada idarecileri tamamen üç maymunu oynamaya başlamışlardı. Belsoğukluğu artık her taraftaydı.
Bu durumun savaştan sonra azaldığını biliyoruz ama hükümetin iki yüzlü siyasetinin devam ettiği ise bilinmektedir. Sayıca azalmasına rağmen fuhuş şehirlerin belli yerlerinde devam etti. 21 Haziran 1951 tarihli İstiklal gazetesi hükümetin bu iki yüzlü politikasını eleştirmekten kaçınmamıştı. Bugünkü yazımı İstiklal ‘den yapacağım bu alıntıyla bitirmek istiyorum:
“Büyük bir teessüfle kaydetmek mecburiyetindeyiz ki, Türk mahallelerini birçok umumhane istila etmiştir. Bu iğrenç yerlere, mabet diplerinde, mektep yakınlarında, en muhterem memleket şahsiyetlerinin evleri civarında rastlayacak kadar iş çığırından çıkmış bulunmaktadır. Kıbrıs ceza kanunları fahişeliği menettiği halde birçok süfli kadınlar aleni denecek derecede aşikar fahişelik yapmaktadır. Bunu delmek için hükümetin, polisin, belediyenin sıkı faaliyete geçmesi ve bu ahlaki kangreni bir an evvel önlemesi lazımdır. Yoksa ceza kanunları fahişeliği men ediyor ve umumhane yoktur diyerek yan gelmek hiç de doğru değildir….”
Leeds cinsel hastalıklar uzmanı ve bölümü başkanı Doktor Robert Lee, Birleşik Krallık ordusunun cinsel hastalıklarla savaşının başına getirilmişti. Bir süre Ortadoğu’da bulunan ordu mensupları arasında bazı incelemelerde bulunan Dr. Lee, daha sonra konuyla ilgili bir rapor hazırlamıştı. Bu raporda Doktor, Birleşik Krallık ordusu içerisinde en fazla bel soğukluğuna yakalananların Kıbrıslılar olduğunu rapor etmişti. Doktor Lee’ye göre Kıbrıslıların konuyu yeterince ciddiye almadığını ve hatta belsoğukluğunun Kıbrıslılar arasında bir gencin erginlikten erkekliğe geçişini simgelediğini duyduğunu yazmıştı. Doktor ayrıca birçok Kıbrıslı askerin işten kaytarmak ve sağlık ocağında bir süre yatmak için penislerine yabancı maddeler sokarak akıntılara sebebiyet verdiklerini de tespit ettiğini raporuna eklemişti. Doktor Lee, kondom kullanımın yaygınlaştırılmasıyla belsoğukluğu vakalarında bir düşüş yaşandığını iddia edecekti. Doktor, İtalyanlardan ele geçirilen 5,000,000 kondomun bu amaç için kullanıldığını yazar (Lee 1946). Bu arada Lefkoşa’da yeni bir meslek dalı türemişti: “şırngacılık.” şırıngacılar umumhaneleri ziyaret eden kişilerin ikinci durağı haline gelmişlerdi. Penisilinin belsoğukluğunu engellemede kullanılmasından sonra fahişeleri ziyaret eden kişiler her ihtimale karşı hastalığa yakalanmamak adına bu kişilerin açtıkları ufacık muayenelerde sıraya girerek penisilin iğnesi yaptırıyorlardı. Bunun yanında cinsel hastalıktan kurtulmak için kullanılan diğer bir yöntem ise penisin içine küçük bir hortum sokup deterjanla yıkanmasıydı. Lefkoşa’nın özellikle Silihtar, Arapahmet, Selmiye mahallesinin arkası, Ömeriye mahallesi, Tahtakala’nın bir kısmı, Kuruçeşme, Tripotis mahallesi, Kafesli gibi mahalleler küçük küçük fuhuş dükkanları ve odalarıyla dolmuştu. İngilizler ise Arapahmet’teki Protestan kilisesini (Narniya Bar’ın arkasındaki) cinsel hastalık tedavi merkezine dönüştürmüşlerdi.

İşte bu dönemde Sömürgeler Bakanlığına gönderilen bir mektupta binlerce askerin bu tip umumhaneleri kullandıklarını ve ucuz zivaniyanın onları bu yönde teşvik etmeye zorladığını iddia edecekti. Bunun üzerine bir araştırma yapan Hükümet o dönemdeki durumun resmi şöyle çizecekti.21 Nisan 1942 tarihli rapor durumu şöyle özetliyordu:
Kıbrıs’ın büyük kent ve kasabalarında 740 kişinin fahişelik yaptığı, bu sayının 300 kişisinin lefkoşa’da, 200 kişisinin Mağusa’da, 120 kişisinin Limasol’da, 80 ve 40 kişinin ise Larnaka ve Baf’ta fuhşa bulaşmıştı. Rapor ayrıca Askeri yetkililerin askerlerin cinsel hastalıktan korumak için bazı tedbirler aldıklarını yazıyordu. Bu tedbirlerin başında fahişelere vesika çıkartma işlemi gösterilmişti: Yani kadınlara “Kırmızı Kart” olarak bilinen vesikalar. Vesikalanan fahişeler, şehirlerde kurulmuş özel kliniklere giderek her gün işe başlamadan temiz kağıdı almaya zorlanıyorlardı. Temiz kağıdı alamayan fahişelerin vesikaları iptal ediliyordu. Askerlere de temiz kağıdı ve vesikalı olmayan fahişelere gitmemeleri emri verilmişti. Kıbrıs Hükümeti’nin Sağlık Dairesi toplam 228 kadına vesika verildiğini ve 120 tanesinin tamamen cinsel hastalıklardan temizlendiğini yazmıştı. 300’e yakın vesikasız veya onların deyimiyle “Kırmızı kartsız” kadın ise devamlı klinikleri ziyaret ediyor ve bakındıktan sonra sağlık ve temizlikle ilgili bilgilendiriliyordu. Geri kalan kadınlar ise arada bir bu servisleri kullanıyordu.

Raporun sonunda ise ucuz brandynin askerleri fuhşa teşvik ettiğini itiraf ediyordu. Askerlere sadece izne tabii alkollü içkilerin verilebileceğini fakat bunun uygulamaya bir türlü sokulamadığını iddia eden Kıbrıs Valisi, brandynin vergisinin artırılmasından sonra köylerde kayıtsız üretilen ucuz zivaniya üretiminde patlama yaşandığını iddia edecekti. Diğer bir rapor ise köylerde 77 kayıtsız zivaniya üretim tesisinin bulunduğunu yazacaktı.
Doktor Lee’ye göre Kıbrıs’taki askerlerin onda birinde bel soğukluğu olmasının en büyük nedeninin ucuz zivaniya ve brandynin piyasayı ele geçirmesiydi. Lee hastalığın bu kadar yayılmasının nedenini şöyle özetleyecekti:
‘‘Yarım sterline bir şişe brandy, kadın ve belsoğukluğunun satın alınabileceği bir ülkede ne beklenirdi ki?”
Kaynakça:Angelo G. Constantinou (2013), “Cyprus and the Global Polemics of Sex Trade and Sex Trafficking: Colonial and Postcolonial Connections,” International Criminal Justice Review 23(3) 280-294.
Engin Kırlı (2010), “Tanzimat Sonrası Fuhuş Hadisesine Yaklaşımda Yaşanan Değişim,” Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 12.
Josette Duncan (2014), “Health, Dominion and the Mediterranean: Colonial Medicine in Nineteenth-Century Malta, Cyprus and the Ionian Islands,” Unpublished PHD thesis submitted in partial fulfillment of the requirements for the degree of doctor of Philosophy in History, University of Warwick Department of History.
Osman Köse (2007), “19. Yüzyıl Sonları Rus ve Avusturya Savaşları Esnasında Osmanlı Devletinde Bir Uygulama: Fuhuş ve İçki Yasağı,” Turkish Studies Volume 2 /1 Winter
Robert Lee (1946), Veneral Diseases in the Armed Forces Overseas, An address to the Medical Society for the Study of Veneral Diseases, 25th May 1946.
State archives, dosya SA 1494/1927/1; SA 725/1912
Mark David Whyer (2013), “Wicked” Istanbul, The Regulation of Prostitution in the Early Turkish Republic, Libra Kitap.
































