Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ganimet ruhu yaşıyor…

1974 sonrası toplumun ahlakını bozan, ganimet oldu… Güney’de Allahın unuttuğu bir köyde kerpiç evinin tapusunu gösteren, lebi derya evlere, arazilere kondu. Hatta tek dikili ağacı olmayana bile, kılıfına uydurulup, tahsisler yapıldı.

Sonra o tahsisler, bir şekilde tapuya döndü. Kimi Güney’deki malının değerini yüksek gösterdi, kimi komik miktarlar ödedi, kimi mücahit puanı gösterdi,  adaletsizlik yasallaştı.

Ganimet olayı, sadece kendi özelinde kalmadı. Ne yazık ki, toplumun kültürü haline geldi.

“Bir arka bul, işini gör” olayına döndü.

Öylesine yaygınlaştı ve bizler toplum olarak bu kısa yoldan köşe dönmeciliği öylesine benimsedik ki, siyasi partiler de buna uygun hareket etmeye başladılar. Temel politika, toplumun genelini değil, oy getirecek olanı tatmin etmek oldu… Yasal olmayan işler kılıfına uyduruldu, “bu kadar bazası var” diyerek, devlet olanakları birilerinin önüne serildi.

Aradan kırk seneden fazla geçti. Bu lanet kültür, hayatın her alanını esir aldı. Kitaplar dolusu yasalar ve kurallar buna engel olamadı.

Yapan yaptı, görmezden gelindi, hatta el altından desteklendi, insanlar iyiden zıvanadan çıktılar.

Birine “Kurallara uy” dediğinde, sana aptal gözüyle bakar oldu. Adam yolun ortasına arabasını bıraktı gitti, nedir yaptığın dediğinde, “ne var”  deyip üstüne yürüyecek cesareti buldu.

Kaçak inşaat yaptı birisi, devlet kılıfına uydurdu, diğerleri sıraya girdi. Kimbilir hangi muhabbetlerle onlara da bir göz yuman bulundu.

Bakın Girne bölgesinde yine bir dere yatağı doldurma işi. E, ilk değil ki… Beşparmaklardan denize uzanan daha doldurulmamış dere yatağı mı kalmış ben de ona şaştım. İşin içinde büyük rant var…

Adam kafasına göre bitirmiş, dereyi doldurmak suç, ağaç kesmek suç, sorsan “ne var, herkes yaptı” diyecek… Meclis Başkan Yardımcısı da köylere gitmiş, “ormanlar en büyük miras” diye nutuk sallıyor…

Dağıtılmadık toprak kalmadı sanırsın. Hiç olur mu..? Maşallah istenince yaratılıyor…

Evkaf’ın malları, tapulu mal gibi milyonlarca sterlin hava parasına el değiştiriyor, göstere göstere…

İktidar partisinin bir milletvekiline 90 dönüm arsa tahsis edilebiliyor hala daha…

Geçen gün anlaşma olmasın diye canını dişine takmış birine verilen tahsislerin dökümü vardı gazetelerde.  Bu arazilere verilen teşvik ve kuraklık paralarını hesaplayıp, ödediği kiradan düştüm. Adam oturduğu yerden bu arazilerden, yaklaşık 50 bin TL civarında para kazanıyormuş. Anlatmaya çalıştığım budur işte…

Aynı zihniyet doğayı da yokediyor… Yasayla Doğal Koruma alanı ilan edilen bir bölgeyi peşkeş çekmek için kurallar, değerler değiştiriliyor… Taşocağı işletmenin kuralı, yasası var. Yıktığını, döktüğünü ağaçlandıracak… Hani, hangisi? Duyarlı kesimler bağırıyor, ama rant büyük, kurallar adamına göre esnek, tepki gösterene “saf” gözüyle bakılıyor.

KKTC yaşıyor, yaşatılacak, ama nasıl..?

Zıvanadan çıkmış bir şekilde, kuralsız, kanunsuz….

En belirleyici özelliği de, ganimet ruhu…Hayatın her yerinde….


 

OKUR MEKTUBU

Sevgili Moreket;

Bu memlekette ayrımcılığı en son yapacak kişi herhalde ben olurum. Benim gözümde Kıbrıs Türkü ile Türkiye Türkünün arasında fark olmadığı gibi, Anadolu Türkü ile Kırgız ya da Kazak Türkünün dahi birbirinden farkı yoktur. Ama bu toplumda bir kesim, Devlet gücünü elinde tutan başka bir kesim tarafından bilerek veya bilmeyerek eziliyor, hakları gaspediliyor, ötekileştiriliyorsa, müsaade edin de buna karşı çıkalım. Allaha şükür ki halk arasında bir problem yok. Halk arasında insanların kendilerine yakın olanları kollaması son derece normaldir. Bunun adına Hemşerilik denir. Dünyanın bütün ülkelerinde bu vardır. Yani mesela senin Kıbrıs, hatta Kıbrıslılar arasında, hatta onların arasında dahi bir tercih yapıp Limasolluları kendine yakın görmende, bunlara oy vermende bir sakınca yok. Bunun için kimse seni suçlayamaz. Ne var ki sakıncalı olan, Devleti yönetenlerin bu hemşerilik duygusunu ileri götürüp, bunu Devlet politikası haline getirmeleridir. Mesela, Hakim ve Savcıları seçen arkadaşlar sürekli olarak buralara Kıbrıs doğumluları seçer ve terfi ettirirlerse, bunun adı artık hemşerilik değil ayrımcılıktır. Müsaade et de Hakim ve Savcılığa müracaat eden ama, doğum yerleri farklı olduğu için buralara seçilemeyen kişiler itiraz etsinler. Müsaade et de YDP bu meseleyi seslendirsin. Normal olarak bu haksızlığa benden önce sizin gibi ayrımcılıkla uzaktan yakından alakası olmayanların karşı çıkması lazımken, tam tersi bu tip ayrımcılığa karşı çıkanları ayrımcılıkla suçlaması çok garip.Lütfen biraz empati yapın. Selamlar…

Erhan Arıklı

YDP Genel Başkanı

 


YERİN KULAĞI VAR

TEK BİR ÖRNEK VERSİN:

Başbakan’ın iddiası var, “Hükümet 9 aylık sürede güzel projelere imza attı… 2017 yılı yatırımlar açısından atılım yılı olacak” diyor. Ama her nedense örnek vermiyor. Örnek göreceğiz ki, 2017 için umutlanalım. Gerçekten çok merak ediyorum, övünerek söyleyebileceği bir tek örnek verebilir mi acaba? Yok, yok, birilerinin rantı için dağıtılan arazi projelerini sayamam. Ya da belli kesimleri susturmak için verilen paralardan… Halkın geneli için olmalı vereceği örnek… Tek bir örnek…

 

ELLERE VAR DA BİZE YOK MU?:

UBP-DP hükümeti döneminde yağma ve talan hat safhaya ulaştı. Sahiller, orman arazileri birileri için rant kapısı olarak dağıtılırken, bir milletvekiline 90 dönümlük bir arazi tahsis edildiği iddiları konuşuluyor bugünlerde. Hükümetin büyük ortağına mensup olan ve sık sık kendi hükümetini eleştiren bu vekilin son günlerdeki sessziliğinin nedeninin, tahsis edilen 90 dönümlük araziyle ilgili olduğu da gelen iddialar arasında…

 

ERKEN SEÇİME GEREK YOK:

Erken bir seçime gerek olmadığını söyleyen bağımlı bağımsız milletvekili Hasan Taçoy, “UBP içerisinde seçime gidilmesi yönünde birkaç milletvekilinin görüşleri vardır. Erken seçime gidelim bir tehdit olarak kullanılıyor. Aynı teklifi Başbakan da yaptı. O da bir tehdittir. Fakat doğru olan seçime gitmek değil kanaatindeyim” değerlendirmesinde bulundu. Sonunun ne olacağı belli olmayan bir seçime, ben olsam ben de ‘hayır’ derim…

 

9 MİLYONLA:

Cratos’un 9 milyonluk borcunun silinmesi için mahkeme sürecine rağmen harekete geçti hükümet. Kıb-Tek yönetiminde buna karşı çıkan, görevden alındı. Başka borçların silinme haırlığı da var… Ve aynı anda, şu günlerde elektriğe yeni bir zam geliyor. Düşünsenize, o 9 milyon Kurumun kasasına girmiş olsaydı, zamlara gerek kalır mıydı? Öyle değil işte. Reklamda dediği gibi, “ödeyeceksiniiiizzzz…”

 

BÖYLE YASA OLMAZ:

Yüksek Öğretim Değişiklik Yasa Tasarısı sorunları çözmek yerine işleri daha da karmaşık hale getirecek. Bağımsız olması gereken YÖDAK, yeni yasayla tamamen siyasetin emrine verilecek. Yeni yasayla halen YÖDAK başkanını seçme yetkisi Cumhurbaşkanı’ndan alınarak meclise, dolaylı bir şekilde de hükümete veriliyor. Gelen ikitdarlar, tıpkı üçlü karanamelerde olduğu gibi istediği kişiyi atayabilecek ve siyaset üniversitelerin içine de girecek…

 

DEVLET AVUCUNU YALADI: 

2016 yılı Ocak-Kasım ayları içerisinde Ercan havalimanında toplam 25 bin 011 uçuş gerçekleştirildi, 1 milyon 675 bin 556 yolcu giriş yaptı, 1 Milyon 687 bin 154 yolcu ayrıldı. Ama anlaşma gereği devletin kasasına bu işten kuruş girmedi. Gözler bu yılki yolcu sayılarında. Çünkü, TT Şirketi kazancının belli bir bölümünü devletle paylaşmaya başlayacak…

 

BU KADAR HOŞGÖRÜ:

Başhekim Bülent Didarlı hastanenin park yeri inşaatının ortasına bırakılmış araç sahibine seslenmiş sosyal medyadan, “çalışmayı engelliyorsun, gel arabanı çek, yoksa zarar görür” diyor. Sevgili doktorum, bu kadar hoşgörü biraz fazla değil mi? Kuralları çiğneyenler de işte bu hoşgörümüzden cesaret alıyor. Çağır bir çekici, hem polisi de çağır, çektir gitsin. Adam anlaşılan bedava park yeri bulmuş bırakmış gitmiş…

 


ZİRVEDEKİLER

Barış Burcu: “Bir kez daha belirtmek isteriz ki, Kıbrıs Türk halkının siyasal eşitliğini, özgürlüğünü ve güvenliğini içermeyecek bir anlaşmaya asla imza atılmayacaktır… Cumhurbaşkanı Akıncı, bunları içermeyen bir metni imzalayıp referanduma götürmeyeceğini daha önce de açık bir şekilde dile getirdi”…

 


DİPTEKİLER

Nikos Hristodulidis: Rum Hükümet Sözcüsü Nikos Hristodulidis, Kıbrıs Türk tarafının talebi olan dönüşümlü başkanlığın “siyasi eşitliğin bir gerekliliği olmadığı” iddiasında bulundu. Artık bu iş maskaralığa döndü, bir taraf adada bir anlaşmaya varmak için çaba sarfederken, diğer taraf sürekli takoz koyuyor. İyisi mi çıkın ve deyin ki, “biz sizinle bir anlaşma yapmak istemiyoruz.” Siz de kurtulun, biz de ne yapacağımıza karar verelim…