Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Poli

İngiliz dönemi ve İşkenceciler

1 Nisan 1955 tarihinde adanın muhtelif yerlerinde patlayan bombalarla kendini herkese tanıtan ve Enosis için sömürge güçlerine savaş açtığını ilan eden EOKA, kısa sürede İngilizlere büyük bir baş ağrısı olacağını ispat edecekti. General Grivas komutasındaki genç EOKA savaşçılar kısa sürede Sömürge güçlerine ciddi zararlar vermeye başlayacaktı. EOKA, adadaki Rum toplum üzerinde de tahakküm kurmakta gecikmedi. Hükümetle işbirliği yapan birçok Rum onlar tarafından ağır bir şekilde cezalandırıldı ve çoğu zaman infaz edildiler. Bir süre önce Kenya’daki Mau Mau isyanında düzenli olmayan silahlı güçlere karşı savaşma tecrübesi edinmiş İngilizler ise, Kenya’da uyguladıkları benzeri metotları Kıbrıs’a da taşımaya çalışacaklardı.

Bu arada kullandıkları bazı metotların 1949 Cenevre anlaşmalarına ters düşmesi onları zaman zaman Westminister’de zor durumda bırakacaktı. Parlamento tutanakları dönemin muhalefet milletvekillerinin adadaki güvenlik güçleri aleyhine işkence yaptıkları iddiasıyla onlarca soru önergesi getirdiklerini bize açık bir şekilde göstermektedir.

Öte yandan adadaki yöneticilerin onlara sadık Kıbrıslı Rumları koruyamamaları, EOKA’nın hegemonyasını yavaş yavaş tüm ada satına yaymasına neden olmuştu. Örneğin, adanın tek İngilizce yayın yapan gazetesi, EOKA onları havaya uçurmayla tehdit ettikten sonra hırçın bir enosis taraftarına dönüşecekti. Anayasa taraftarı Fileleftoros gibi gazetelerin, arşivdeki yayınlarına baktığımızda 1957 sonlarına doğru nasıl ani bir dönüş yaptıklarını görürüz. O döneme kadar EOKA’nın uyguladığı şiddete karşı bazı Rumların eylemler bile gerçekleştirmeye çalıştıklarını görürüz. Fakat, daha sonra İngiliz yönetiminin EOKA’yı bastırmaktaki beceriksizliği yüzünden, İngiliz idaresi tüm Rum toplumunu EOKA’nın eline bırakmak zorunda kalacaklardı. Korumasız Rumlar EOKA’ya katılmasa bile tamamen sessizleşecekler ve hükümete yardımı keseceklerdi. “Olağan Üstü hal” dönemi olarak bilinen 1956-1959 döneminde EOKA  Kıbrıslı Rumlara karşı 230 sabotaj ve infaz gerçekleştirdi. Bunlardan 13Ünde hedef kurtulmayı becerdi. 148 Rum ise hayatını kaybetti. 69 kişi ise ağır yaralandı. Ölenlerin sadece 23 kişisi solcu olarak bilinen Rumlardı. Rakamlara baktığımızda aynı dönemde 58 Kıbrıslı Türk’ü öldüren EOKA’nın kendi vatandaşlarına daha acımasız davrandığını görürüz.

Ölenlerin çoğu ya Grivas’ın emirlerini dinlememişti, ya da hükümetle çalışmaya veya alışveriş yapmaya devam eden kişilerdi. Sadece İngiliz’e EOKA hakkında müzevirlik yapanlar değil İngilizlerin yönettiği karışık okullara çocuklarını öğrenci olarak gönderen veliler bile tehdit ediliyor veya şiddete maruz kalıyordu. Herkes potansiyel hedef olabilirdi. EOKA bazen bir kişinin mesul olduğu bir olayı tüm köye mal edip kolektif cezalar bile verebiliyordu. İlk yıllarda bu tip saldırılara sadece propagandayla karşılık vermeye çalışan Sömürge güçleri, bir süre sonra anti-terör adı verdikleri yöntemleri kullanmaya başladılar. Yukarıda söz ettiğim Kenya’daki Mau maulara karşı gerçekleştirilen bazı insanlık dışı yöntemler bize “medeniyetin” temsilcisi Britanya İmparatorluğunun da kendini kaybedip, elini bazı hallerde çok ağır şekilde kullandığını göstermektedir. Bazı zamanlar İngiliz 90,000 kişiye varan sayıda insanı üst üste daracık kamplarda tuttuğunu ve güvenlik kuvvetlerinin şiddet kullanmaktan hiç bir zaman çekinmediğini bilinmektedir. Bugünlerde basına düşen birçok belgeden Malaya’da isyancıları cezalandırmak için tüm ülkeyi dolaşmış mobil infaz tahtasıyla 1000 kişinin asıldığını öğreniyoruz. İsyan boyunca yaklaşık 150,000 kişi açlıktan, sıkışıklıktan, sistematik şiddetten ve hastalıktan telef olmuştu bu dönemde.

Bu seviyede  olmamış olsa bile İngiliz güvenlik güçlerinin özellikle 1956 yılından sonra “counter-terörizm” metotlarını ağırlaştırdıklarını ve birçok olayda aşırı şiddet kullanacaklardı. Bazı iddialara göre gözaltında 15 EOKA’cı hayatını kaybedecekti. EOKA mücadelesi uzadıkça, Grivas veya diğer savaşçılar da bir türlü yakalanamayınca, adada güvenlikten sorumlu birimler soruşturmalarında bir çok farklı işkence yöntemini kullanacaklardı. Ellerinden ve ayaklarından asılı bırakmak, anüse değnek sokmak, ıslak kumaşla sanıkları nefessiz bırakmak vesaire belgelere girmeyi başarmış yöntemlerin sadece bazılarıydı.

İşte bugün o dönemde soruşturma adı altında yapılan birçok işkencenin yapıldığını gösterdikten sonra İngiliz arşivinde bulduğum bir belgeden bu soruşturma memurlarının genellikle kimlerden seçildiğine bakacağız. Tabii o dönemden kalan belgelerde iki tarafın da yoğun bir propaganda savaşı içinde olmasından birçok konunun abartıldığını biliyoruz. Örneğin EOKA adanın her bölgesinde İnsan Hakları komiteleri kurarak devamlı surette İngiliz’in soruşturma ve EOKA ile mücadele metotlarını birçok mis-enformasyon içeren efsaneler üreterek eleştirmeye çalışıyorlardı. Bu tip iddialara karşı adadaki yönetimin bazen paniğe kapılıp Londra’ya ve Parlamento’ya zaman zaman yalan bile söylediğini biliyoruz.

Olaylar arttık sonra İngiliz yönetimi yanındaki Rumları tek tek kaybediyordu. 1957 yılına geldiğimizde soruşturma yapacak hiç bir Rum polis memuru bile kalmamıştı. Görevli İngiliz memurlarının birçoğu Yunanca bilmiyorlardı. İngilizler ise dil bariyerlerinden dolayı “düşmanla” bir türlü iletişim kuramıyordu. Bakacağımız belgede 1956 yılında 8 olan soruşturma memuru sayısını artırma kararı almış olan hükümetin adada yeterli kalitede adam bulamadığını ve Rumca bilen polis ve soruşturma memuru bulmak için gözlerini Yunanistan ve hatta Türkiye’ye çevirdiğini görürüz.

O dönemde NATO’dan bile yardım istendiğini görürüz. Bu arada bir ara NATO’da yüksek seviyede görevlendirilmiş bir subay sayesinde Türkiye’den bu işi yapacak bir kişinin isminin bazı belgelerde dolaştığını görürüz. Emekli Albay Karagülle. Girit asıllı olduğu için anadili gibi Yunanca konuşan Karagülle, NATO’da çalıştığından iyi derecede İngilizce biliyordu. Yazışmalardan 60 yaşında olduğunu ve işe almaya hazır olduğunu anladığımız bu kişi son anda fiziki durumunun iyi olmadığını iddia eden İngilizler tarafından gelişi iptal edilmişti.

Diğer trajik komik durum ise Yunanca bilen İngiliz soruşturma memurlarının Kıbrıs Rumcasını kolayına anlamadıkları için adadaki yönetim onları altı aylık Kıbrıs Rumcası kursuna soktuklarını biliyoruz. Günün şartlarına göre iyi maaş alan soruşturma memurlarının bazıları Yunanistan’da yaşayan İngilizlerden oluşuyorlardı. Bir süre sonra bu durum tespit edildiği için bazı soruşturma memuru işi bırakmış ve Yunanistan’daki hayatını riske atmak istememişti. 1958 yılına geldiğimizde 20 kadar kişinin bu görevde olduğunu görürüz. Dil sorununu Kıbrıslı Türk tercümanlar kullanarak çözmeye giden İngiliz idaresi bu şekilde bazı Kıbrıslı Türk polis memurlarını da bu tip yasa dışı işkence olaylarına bulaştıracaktı. 1956-58 yılları arasında infaz edilen Kıbrıslı Türk polis memurlarından en az iki tanesinin işkencecilerin tercümanlığını yaptıklarını ve hatta bilfiil olaylara bulaştıkları iddia edilmektedir. 

2012 yılında İngiliz arşivlerinde açılan yeni dosyalardan sonra bazı eski işkenceye uğramış EOKA savaşçısı İngiliz hükümetini mahkemeye götürmüş ve tazminat istemiştir. Bildiğim kadarıyla dava devam etmektedir. İngilizler benzeri bir davadan Kenya’daki mağdurlara külliyetli miktarda tazminat verdikleri bilinmektedir.