Hükümetin ve özellikle de Başbakan Özgürgün’ün düştüğü aciz durum epeyce tartışılacak.
Siyasette, verilen bir sözden bu kadar kısa sürede geri dönen bir siyasetçi, unutulmayacak.
Çünkü basit bir iş değil. Daha bir kaç haftadır sürekli “getirin öneriyi imzalayalım” derken, bir anda kıvırması unutulmasın da zaten…
Dün Meclis’i izlerken, aklıma rahmetli Süleyman Demirel’in şu meşhur sözü geldi; “Bulun 226’yı devirin hükümeti”…
Krizli yıllar… Adalet Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi neredeyse sokaktaki kavganın parçası olmuş, ülke unutulmuştu. Koalisyonlar dönemiydi… Ya azınlık hükümeti kurardı rahmetli, ya dıştan destekli hükümet…
O zamanlar Meclis’te 450 milletvekili var… Her fırsatta güvensizlik önergesi veriliyor. Umut ediliyor ki, dıştan destek verenler, ya da hükümet partilerinin içinden birileri de “evet” versin de hükümet düşsün…
Sonuçta hemen her hükümette benzer durumlar oldu, siyasi liderler sokaktaki güvenliği sağlama konusunda bile uzlaşamadılar, anarşi daha da azdı, sonunda sonuçta Demirel’i asker düşürdü…
Hüseyin Özgürgün’ün “getirin imzalayacağım” çıkışı aslında buna pek benzemez. Demirel akıllı adamdı. Siyasetin de kurduydu. Muhalefetin istenen sayıyı bulamayacağından hareket ederdi ki… Hiç bir zaman yapamayacağı şeyleri söz vermezdi. Gün gelip yüzüne vurulacağını bilirdi…
Oysa bizim Başbakan, acemiliğinin kurbanı oldu bir kez daha.
Malum gaflarıyla meşhur Başbakanın ve bu hükümet döneminin herhalde en büyük gafı da bu olacak…
Dün Serdar Denktaş da Nisan 2018 tarihi için seçim önerisi verdi. Başbakan niyetini tümüyle açığa verecek bir başka numara daha yaptı ve hem TDP’nin, hem DP’nin önerilerinin ikisine de ‘evet’ diyeceklerini söyleyiverdi…
Öyle bir hava yaratmaya çalıştı ki, sanki önerilere ‘evet’ demiş. Yok öyle bir şey. Sadece önerilerin komiteye havale edilmesine ‘evet’ dedi o kadar…
Herkes de pekala bilir ki, komiteye gittiğinde hükümet çoğunluk olduğundan istediği tarihi geçirecek.
Önemli olan “getirin imzalayalım” efelenmesiydi ki, içi boş bir efelik olduğu kısa sürede ortaya çıktı.
Sosyal medyada, Özgürgün’ün şu son bir haftada yaptığı zig zag’la ilgili öyle yorumlar yapıldı ki, buraya almak bile istemem…
Ancak şunu söyleyebilirim, halkın nezdinde güvenini ve de itibarını sıfırladı.
Meclis kürsüsünde izledim, tam anlamıyla boş konuştu. Hiç bir konuda tatmin edici savunma yapamadı. Ne icraatların neden yapılamadığı konusunda, ne ortağıyla durumu konusunda, ne de şu son geri adımı konusunda…
Bu siyasette basit bir kıvırma olayı değildir. Ciddi sonuçları olacaktır. UBP, öyle yüzde 30’lar hayali görmesin artık…
Başbakan’ın partisini düşürdüğü bu komik durumdan sonra, kemik oyu olan yüzde 22-23’ü öpsün de alnına koysun…
Ha, bu arada UBP’de bundan sonra konuşulan konulardan biri de bence gelecek kurultay olacak…
Parti düşürüldüğü bu durumu bence içine sindiremeyecek…
Başka yolu yok…
YERİN KULAĞI VAR
ÇOK BEKLER:
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, görüşmelerin yeniden başlayabilmesi için, “Enosis referandumunun okullarda kutlanması” kararının Rum Meclisinde geri alınmasını şart koşmuş. Eğer görüşme masanın yeniden kurulması bu şarta bağlıysa kusura bakmasın ama, Sayın Akıncı daha çok bekler…
SEÇİM SATHI MAİLİ:
TDP de CTP de, Yüksek Seçim Kurulu’nun gerekli gördüğü değişiklikler için gereken süreyi tanıyacakları sözünü vermiş olmalarına rağmen, bakın göreceksiniz, Meclis’te seçim konusunda toplanacak komite, Nisan 2018’i onaylayacak. Ferdi Sabit Soyer’in dediği gibi ülke artık seçim sathı mailine girmiştir. Bundan sonra kimse bu hükümetten ekonomide bir hareket ya da beklenen reformları geçirmesini falan beklemesin. Olsa olsa seçimi garantileyecek bir takım işler görebilirsiniz. Herkes gözünü dört açmalı bence…
HERKES ENDİŞE DUYMALI:
Önce Eski Eserler Yasasında, gelirlerin bütçeye aktarılması düzenlemesi yapıldı. Ardından da meslek örgütü temsilcilerinin Anıtlar Yüksek Kurulu’ndan çıkarılması önerisi verildi. Anıtlar Yüksek Kurulu bu son hükümet döneminde çok tartışıldı. Eski Eserler Dairesi Müdürü, bazı kurul üyelerini kafasına göre görevden aldı, yapılan usulsüzlükler Ombudsman’a kadar rapor edildi. Girne’de bir sit alanı Yakın Doğu’ya verilmek istendi, sonra yine eski eser alanı olan Bedis bölgesinin bir aileye verildi. Hükümet aykırı sesleri susturup, çıkan engelleri bertaraf etme adına, Yasa’yı değiştirme yoluna gitti. Ben endişeliyim. Sizler de olmalısınız. Alınacak kararların geri dönüşü yok…
NİHAYET:
Çıkarma Plajı’nın kumarhaneli otele dönüştürülmesi projesi konusunda, Mücahitler Derneği’nden nihayet açıklama geldi. Ben de günlerdir bekliyordum milliyetçi örgütler bakalım ne diyecekler diye. Destekledikleri hükümetin bu çabasına da mı ses çıkarmayacaklar derken, yine de kibar bir açıklama yayınladılar ve tarihi değerine uygun bir şekilde düzenleneceğine inandıklarını söylediler. Bekleyip göreceğiz…
SAMİMİYETSİZ KİM:
Dünkü Meclis birleşiminde konuşan CTP’li milletvekili, mevcut hükümeti Kamu Görevlileri Yasasını, aradan 10 ay geçmesine rağmen, gündeme getirmediği için samimiyetsizlikle suçladı. Kusura bakmayın Sayın vekil ama, son 10 yılda en çok iktidar koltuğunda oturan parti olarak bu konuda, en az bugünkü hükümet kadar samimiyetsizsiniz…
ETİK DIŞI:
“Sayıştay dediğiniz, devletin her kuruşunun hesabını sorar. Kuruş kuruş hesap yapar, halktan yana raporlar hazırlar. Halkın kuruşuna zarar gelsin istemez. Halkın parasının peşine düşer” diye yazmış. Belli ki, Sayıştay üyeliğine atanmak istenen ve 3 ay sonra emekli olacak bu arkadaşımız, halkın parasının peşine düşmek yerine, kendi parasının peşine düşmeyi tercih etmiş. Ancak bu tür etik dışı uygulamalar bu ülkede ilk kez yapılmıyor, bunu söylemekte de fayda var sanırım…
ZİRVEDEKİLER
Avukat Serkan Mesutoğlu: “Seçime sırf seçilebilmek için değil, seçilip iş yapabilmek için hazır olunur. Bunca yıldır hükümete gelen partiler, erken seçim her gündeme geldiğinde böbürlenerek, ‘hazırız’ dediniz de ne oldu? Halimiz ortada. Hakikaten siz neye hazırsınız? Bir palazlanmadır da gider!…”.
DİPTEKİLER
Devlet Para Karşılığı Zehirliyor: Devlet eliyle zehirlenmek bu olsa gerek. Teknecik santaralinin bulunduğu Esentepe bölgesindeki her üç evden birisinin, kansere yakalandığı iddia edildi. Devlet, bu santrallerin bacalarına filtre takılmasını sağlamak yerine, asgari ücretin bimem kaç katı ceza yazarak kendi insanın zehirlenmesine adeta para karşılığı göz yumuyor.
































