Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İnadına ve dikine tepkiler: (Yaşam zorluğu siyasi sorunu beterince etkiliyor!)

Kaldırımda hem yürüyorum hem başım sokulu gazete okuyorum. Birden beynimden akıp tüm vücuduma yayılan tarifsiz bir darbe ile bırakın irkilmeyi, bir an felç olduğumu sanıyorum! Acı yok ama kitlesel bir ağırlığın altında ezildiğimi hissediyorum! Ve saliselik bir düşünce refleksi ile durumu kavrıyorum. Kaldırımın tam ortasındaki elektrik direğine tam da kafadan yükletmişim!

Önce o elektrik direğini kaldırımın orta yerine dikenlere rahmetlerin en büyüğünü okuyorum! Ardından kim yetkili ve sorumluysa onları kalaylıyorum! Hızımı alamıyorum “böyle yönetimin böyle memleketi olur” diyorum! Yine kesmiyor bu kez “gelsin be Rum, gelsin bizi idare etsin belki adam oluruz” diyerek isyanı oynuyorum! Ve son noktayı “lanet olsun” diyerek koyuyorum! Sonra derin bir nefes alıp:
OH BE DİYORUM! Tüm bu “döktürmelerimden” sonra öyle rahatlayıp tatmin oluyorum ki kendimi tebrik ediyorum. “Bravo diyorum iyi kalayladın ha!”
Sonra düşünüyorum ama: Senin hiç mi suçun yok? Kaldırım da olsa, yürürken gazete okunacak yer mi? Çok merak ettiysen çekil bir kuytu yere oku!..
Biraz da abarttığım fakat gerçekten yaşadığım bu olayı niye anlattım? Çoğu insanın Kıbrıs siyasi sorununa bakarken böylesi bir halet’i ruhiye içinde olduğuna ispat çakmak için! Günlük yaşam sıkıntıları altında canı çıkan insan tepkilerini nasıl göstersin ki?      “Vatan sağ olsun” mu diyerek yoksa “ben böyle vatanın da” mı diyerek!
Çözüm beklentilerinde ve de sözleri ile vaatlerinde “çözümsüzlüğe” mahkûm edilmiş insan hangi müzakereci için “başımızdan eksik olmasın” der?
Sıkboğaz olmuşluğun karabasanında bunalır, evladı ayanın nafakası peşinde koştururken, hangi insana “devletimizin kudret ve azametinden” söz edebilirsiniz ki?
BU TRAVMALARI YAŞIYORUZ: O kadar yoğun yaşıyoruz ki artık türlü çeşitli siyaset atraksiyonları ile bunalmışlıkları yaşamaya tutsak edilmiş insanlar, “elektrik direğine çarpmış gibi sarsılan beyinleri ile bedenlerinin o büyük şokunda, “Rum tabi ki haklıdır” diyebiliyorlar! Ve başlıyorlar sıralamaya: Malını alan biz! Topraklarını gasp eden biz! Güney’e göçe zorlayan biz! Çözüm istemeyen biz…
Anlarsınız ki onca sorunun arasında bir de kör gibi gidip elektrik direğine toslamanın o tarifsiz darbesidir insanları acı acı konuşturan! Tabi yurduna milletine saygılı sevgili insanlardan söz ediyoruz! Ve anlıyoruz: Sen kırk yıldır çözüm sağlamazsan, sorunu kronikleşmiş siyasi bunalım haline getirirsen, tabi ki tepkileri de inadına ve dikine olur!             
**********      
TC ile ticari entegrasyon (Ürünlerimizi satabileceğimiz bir Türkiye olmalı!)     

Artık bu lafları duymak istemiyorum, bıkkınlık geldi. Ki daha 1956’larda falan olmalıydı: TC’den hangi ekabir Kıbrıs’a gelip kitleler karşısında nutuk atsa konuşmasına hep “Size Anavatan’dan kucak dolusu selam ve sevgiler getirdim” diye başlardı! Tabii sonraları o selamların yerine “para” da geldiydi, asker de ekonomik yatırımlar da… Ancak bu sözlerin modası hiç geçmedi: İşte bir yenisi:
“KKTC Türkiye açısından dünyadaki tüm önceliklerin önündedir… Türkiye her şartta Kıbrıslı kardeşlerinin yanında yer almaya devam edecektir… Bundan sonra da haklı davasını AB ile pazarlık konusu yapmayacaktır…” Falan…
Bu sözler geçtiğimiz gün Ankara’da Serdar Denktaş ve beraberindeki heyetle görüşen Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nindir… “2023 hedeflerini Türkiye ile beraber Kıbrıslı kardeşlerimizle gerçekleştirmek istiyoruz” demeyi de unutmadan tabii…
“BEN DEMEDİM Mİ?” Her halde bir “gazete köşecisi” için karşısındakini inadına sinirlendiren laflardan biridir “ben demedim mi!” Lafazanlığın tavan yaptığı yer!
Öyle de olsa “diyoruz ama!” Nitekim Zeybekçi ile görüşmesinde Denktaş şöyle diyordu: “Kıbrıs’ta bir çözüm olacaksa bu sadece bizim isteğimizle değil, Rum tarafının ihtiyaç duyması halinde mümkün olabilecektir… O nedenle çözüm olur veya olmaz bizim ekonomik anlamda güçlü, dünyanın tüm ülkeleriyle de rekabet edebilir duruma gelmemiz lazım… Bunun en önemli yolu da TC ile ekonomik entegrasyondur…”
İşte “dediydim” dediğimin denileni! Ki hafta başından beridir yine eski defterleri karıştırıp “KKTC-TC arasında Serbest Ticaret Anlaşması” oluşturulmalıdır” diyoruz. Eğer siyasi sakıncası varsa işte size sıfır gümrüklü fakat Mersin limanını aşabilecek ihracat olanağı hatırlatmasını yapıyoruz. Dolayısıyla “TC ile ticari entegrasyon denmiş de olsa önemli olan Kıbrıs Türk ürünlerinin her hal’u kârda Türkiye çarşılarının tezgâhlarında yerlerini almalarıdır” kaçınılmazlığına mim koyuyoruz!
Ve el yordamıyla da olsa benzer şeyleri yazıp söylerken ekliyoruz: “Nasıl ki TC menşeli ürünler iğneden ipliğe KKTC’de satılmaktadır, KKTC’nin ürettiklerinin bir tamamı da TC’de satılma olanağı bulmalıdır!
Kıbrıs Türk üreticisinin Demokles’in kılıcı gibi başının üzerinde duran ambargolardan dolayı başka şansı da yoktur…
İNANMAK İSTEDİĞİMİZ: Zeybekçi ile görüşen heyette S. Denktaş’la birlikte Ticaret ve Sanayi Odaları Birlikleri de vardı. Yani bizzat ekonomik sorunları yaşayanlar! Her halde diyorum Zeybekçi’ye öyle bir anlattılar ki KKTC’nin ekonomik sorunlarını, anladı! Anlamışsa zaten yakında anladığını biz de anlayacağız!

**********       
KISACA TAKILDIĞIM: (NEDEN EVLENİYOR NİYE BOŞANIYORSUNUZ Kİ?)

Eğer boşanacaksanız neden evleniyorsunuz? İşte o büyük hayal için: Genç ve yakışıklı damadın kolundasınız! Yürümüyor uçuyorsunuz! Beyaz gelinlikler içinde periler kadar güzelsiniz!  Tüm güzellik ve endamınızla adımızı attınız mı düğün salonuna. Aileniz tanıdıklarınız misafirler hepten ayakta! Gözleri sevgi ve mutluluktan yaşlı, alkışlar alkışlar! Ve tüm gözler sizinle dans ederken o ilk dansınız! Ve sonra tebrikler, tebrikler… TÜM PAHASINA KARŞIN: Evlilik törenleri çok güzeldirler. Her kızın hayalİ olmalıdır her erkeğin olduğunca… Tek eksiği şudur ama: Çoğu genç insanımız işte o gelinlik bir, o düğün iki, o ilk dans üç, o sevinçlerle mutluluklar dört…  Bu büyük hayal gerçekleşsin diye evlenirler! Yoksa neden bir yılda evlenenler kadar ayrılanlar olsun ki?