Ünlü besteci Johann Sebastian Bach için şöyle denir:
“Aile soyundakilerin tümünün müzik içgüdüsü, sanat sevgisi ve müzik yaratıcılığı hep onda toplanmıştı.”
…
Barok döneminin bestecisiydi.
Tanrı’ya inancı tamdı,
Ve kör olduğunda bu inancı daha da pekişti.
Şöyle dediği söylenir:
“Müzikte tek gaye Tanrıyı hoşnut etmek olmalıdır. Dinine gerçekten bağlı herhangi bir kimse, çok çalışırsa en az benim kadar başarılı olabilir.“
…
Ünlü besteci Bach, hayatının bir bölümünde kilisede görev yapmış, çalışmalarını orada sürdürmüştür…
…
Aynı dönemin kemancı ve bestecilerinden Vivaldi papazlık eğitimi almıştı.
Hayatını bir yetim yurduna adayarak,
Oradaki çocukları eğitmeye çalıştı.
Aslında,
Uzun yıllar çok anlaşılmadı.
Daha sonraları eserleri meydana çıktıkça,
Dünyanın en iyi bestecileri ve Kemancıları arasında yer aldı.
“Dört Mevsim” onun eseridir…
…
Herhangi bir camiden çıkan,
Ya da bir imamın zihninden üretilen herhangi bir eser var mı?
…
Bir yerde yanlışlık olmalı,
Ama nerede?
…
Kıbrıs’ta bir zamanlar medreselerde din eğitimi veriliyordu.
Sonra işin içine modern eğitim girdi.
Üstelik bu eğitim sırasında Müftülüklerin öncülüğünde hayata geçiriliyor,
Ve din eğitimi okullarda gerekli ilgiyi görmeyerek giderek kapanıp gidiyordu…
…
İngilizler, Lefkoşa Türk Erkek Lisesinin adını İslam Lisesi yapınca,
Liseliler ortalığı kaynatmış,
Tekrardan LTL olmasını sağlayabilmişlerdi.
Erkek Lisesi bilinirdi ama daha 1937’de bu okula kız öğrencilerin de gittiği kayıtlıdır…
…
Diyeceğim,
Kıbrıs Türkünün mazisinde kötü şeyler olduğu gibi,
İyi şeyler de var…
…
Fakir fukaraya günde bilmem kaç öğün yemek vermek ne demektir?
Anayasada “sosyal devlet” yazar.
Bu sosyal devlet,
Yoksul olan kesimin ihtiyaçlarını gidermek zorundadır.
Bunun zorlanması lazım.
Sanki,
Yemek veriliyor da,
“Dört Mevsim”i besteleyecek çocuklar mı yetiştiriliyor?
…
Onca yüzyıl sonra,
Durup durduğumuz yerde,
Vivaldi’yi savunacak değiliz.
Bize ne!
Ama “Dört Mevsim” güzel.
Yine de,
Keşke bir imam Vivaldi yetişebilseydi…
…
Yukarıdaki yazı 2016 yılında yazıldı.
O gün bugün ne imamlara ne profesörlere tanık oluyor insanlar, her gün; dönem onların.
Profesör var, yobaz imamdan bin beter.
Kadının evde “ev hanımlığı” yapmasını savunuyor, bu yüzden hiçbir kadın adaya oy vermeyecekmiş; adam Dekan!
Akademisyen var, yobaza “dur şunda” diyecek cinsten; Nuh peygamberin cep telefonu olduğunu ileri sürüyor; dünyanın öküzün boynuzları arasında tutturulduğunu savunanlardan ne farkı var?
Biz de tutturmuş, bu tür imamlardan Vivaldi çıkmasını istiyoruz!
































