Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İlle Türkiye de tanısın!

AB Türkiye’nin “Kıbrıs Cumhuriyetini tanımasını” istiyor!

Tutun ki yeni bir muzırlık örneği! Ki kaç zamandır, “Kıbrıs müzakereleri artık tuluata dönüştü” dediğimin yeni bir versiyonu!

Ancak ben “tanısa ne olacak” gibilerinden bir siyasi yoruma dalmayacağım! Çünkü Türkiye’nin tanımasına gerek kalmadan;  KKTC,  “Kıbrıs’ın tek egemen devletiyim” diyen ve BM’in  Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tescilli üyesi durumunda bulunan  “Güney Rum Yönetimini” zaten tanımaktadır!

Pasaportuyla, kimliğiyle… “Güney’le alışverişi ile… Geçişlere daha çok imkân tanıması için daha çok sınır kapıları açılması arzusu ile… Bugüne kadar olagelen müzakerelerde bir kısım Rum nüfusun Kuzey’e dönmesine cevaz vermesiyle… İkili ilişkiler ve kültürel temaslarla…  Küçücük  çocukların Güney’e geçip kendileri gibi çocuklarla  türlü çeşitli etkinliklerde buluşmalarıyla…  Ve ilahi…

FAKAT KKTC’nin   Güney’e yönelik   bu “biat siyasetine”  karşın, Rum devletini  “tanıma” konusunda  tatmin etmesi mümkün olmuyor! “Ve beni asıl Türkiye tanımalıdır” diyor!

Tanımalıdır ki “Türkiye’nin bile tanıdığı adanın  tek devleti oluş üstünlüğünü kullanarak “azınlıktaki Türk cemaatı üzerine egemenliğini seriversin!”

OYSA Türkiye henüz Ankara Anlaşmasını bile uygulamadı!                                                                                                       Bu nedenle tek bir Yunan gemisi limanlarına yanaşamaz.. Tek bir uçağı hava sahasına giremez.. Üstelik Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarına da Türkiyesiz dolayısıyla KKTC’siz sahiplik koyamayacağı gerçeklerde…

Tabidir ki Türkiye’nin (Güney Rum yönetimini değil) Kıbrıs Cumhuriyetini tanıması tüm bu ambargoları yıkacaktır!”

Yıkacaktır da Kuzey’in üzerindeki ambargolar ne olacaktır? Öte yandan:

BİLİNİYOR: AB ile TC ilişkileri arızalıdır! Bu netameli ortamı zaman zaman hem Rum tarafı hem  AB “Türkiye”yi köşeye sıkıştırma taktiği olarak kullanırlar her defasında da Erdoğan’ın “kimsin yavy sen” çıkışlarıyla susuz sabunsuz yıkanmışlıkta pusup geri çekilirler!

SON çıkışları da sonuçta ayni tecelli ile sonuçlanacak da biz şu gerçeğe takmış olalım   ve Erdoğan ağzıyla soralım:

“Ey AB bizim Güney’i tanımamız   yetmedi mi?   Sadece geçen yıl Güney’e 1 milyon 140 bin 682 geçiş yapmamız yetmedi mi? Hem de o taraftan alışveriş yapmak amacında!  İlle Türkiye de mi tanısın sizi! Allah doyursun gayrı!”

**********

BÜYÜK OLAY KARŞISINDA MIYIZ?

Geçmişe bakarak ne kadar önemsememiz gerektiğini bilemiyorum. Mesela heyecanlanabilir miyiz? Umutlanabilir miyiz? Büyük olay diyebilir miyiz?

Ki TC’den borularla deniz altından KKTC’ye aktığı için “asrın projesi” denilen “suya” bile bu memleket “suyunu da al git” derken, “büyük olay” diyemediydi!

KALDI ki 1974’den beridir   “sosyoekonomik gelişimimizde” çok önemli  olmaları gerekirken TC ile oluşturulan Mali ve Ekonomik protokoller de uygulanmadı, hâlâ da uygulanmıyor!

Bu gerçek bilinirken,  geçtiğimiz günlerde “Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğiyle Kıbrıs Türk Ticaret Odası işbirliğiyle oluşturulacak “ortak oda”  anlaşması karşısında  umutları yeniden yeşertmemiz mümkün mü?

BUNA karşın “fakat bu sonuncusu öncekilerden farklıdır” mı diyelim!

İlk kez TOBB ve başkanı  Rifat Hisarcıklıoğlu ile Kıbrıs Türk Ticaret Odası ve Başkanı Tugay Deniz’in yer aldığı, sendikalarla STÖ’leri ve öteki ilgililerin de katılımıyla oluşturulan “kurulda”  KKTC’e yabancı yatırımları çekmek  için  bir “ortak oda” oluşturuldu…

Genelde toplantıya katılanların hemen hepsi de “çözüm isteniyorsa ekonomik yönden güçlenmemiz gerekir” dedi.. Ki 1974’ün büyük politikacısı  Ecevit de Barış Harekâtının  hemen ardından “bu askeri zaferi şimdi de ekonomi ile taçlandıracağız” dediydi de  hâlâ ne  taç var ortada ne takacak baş!

TOBB ile KTTO’nın “ortak oda” oluşumuyla yabancı sermayeyi KKTC’ye çekme amacında  iş ve güç birliğini çok önemsiyoruz.

Fakat daha önce de vurguladığımız  gibi  hâlâ  “aile işletmeciliği” ötesine geçememiş, kooperatifleşmeyi bile becerememiş işinsanlarımız TC’nin  devasa sermayeli şirketleriyle “yatırımlar” konusunda hangi ölçüt ve koşullarda “iş güç birliği” yapacaklar?

Kaldı ki ambargolar altındayken Türkiye pazarı ötesinde hangi pazarlara nasıl açılacağız?

BUNLARI sormak haddimizi aşsa da  her halde şunu sorabiliriz gayrı!

TC’den akan suya bile sahiplik koyamayan, TC ile vatandaşlıklar konusunda hâlâ sürtüşen, TC’li yatırımcılara bürokratik engellerle kök söktüren, Havaalanı  inşaatının Emrullah Turanlı’sıyla  gün 24 saat kavga eden… Dahası iki kişinin bir yere gelip “büyük yatırımlara imza atamadığı” bu KKTC de acaba büyük TC’nin küçük  sermayesiyle sermayedarları  bu büyük ve çoklu  yatırımlara ne kadar hazırdırlar?                                                                                                                                                **********

KISACA TAKILDIĞIM: (KOOP. MUCİZESİ Mİ?)

Kasaplarımız Güney’den ve her halde kendi bünyemizden de kaynaklı kaçak et  olayı karşısında “kooperatifleşmeye” karar verdiler!

Bu işte bir terslik var ama? Et kaçakçılığının nedeni KKTC’deki pahalı etten dolayıdır!” Eti satan da kasaplardır!

Şimdi sorulası soru da şudur:

Bir:  Kooperatifleşince kasapların sattığı etler mi ucuzlayacak ki kaçakçıların et kaçırmalarına gerek kalmayacak!..

İki: Yoksa   kooperatifçilik kaçakçılığı önlemek için argüman olarak mı kullanılacak, nasıl?

Üç: Kooperatifçilik genelde üreticilerin sistemi.. Kasaplar hayvan üretmeyecekse yoksa “hayvancıyı” hizaya sokmak  için mi kooperatifleşecekler?

Nereden baksanız galiba yine “tüketici yiyecek ayvayı!”  Hele kursunlar kooperatiflerini göreceğiz elbet.