Yağmurlu, sıcak ve nemli bir İstanbul sabahında biraz hayal etsem diye yazı yazmak için masanın başına oturdum.
Yalnızca hayal ederek zorluklar aşılmaz ama hayal ederek başlanırsa zorlukların aşılmasını ya da hedefe ulaşmaya katkısı büyük olur. En azından benim 30 yıla yaklaşmış iş hayatında oluşan inancım ve iş yapış şeklim bu.
Hazır hem bizde hem de Türkiye’de yeni hükümet de kuruldu ya, diyorum hayal ederek siyasette başarının resmini çizecek olsak bununla ilgili ne yazarım diye başlıyorum yazmaya.
***
Yarın sabah Cumhurbaşkanı, tüm parti liderleri, Belediye Başkanları, Sendika Başkanları, Bakanlar, grup başkanvekilleri bir araya gelse ve yapısal sorunları çözecek bir reform programı üzerinde mutabık kalsalar, ne kadar farklı bir güne uyanmış oluruz.
Hayal ya bu, toplantı sonrasında tümü basının önüne geçip Kıbrıs Türkü’ne hep birlikte siyasetin, toplumun yansıması olduğunu söyleseler; hepimizin öncelikle kendimizi de ilgilendiren konularda uzun vadeli sürdürülebilirliği düşünüp bazı ödünler vermeyi kabul etmemiz gerektiğini anlatsalar. Bunu hazmetmeksizin, siyaset kurumunun bu çözümleri toplumdan bağımsız olarak üretmesinin hayalcilik olacağını söyleseler, ne kadar farklı bir başlangıç yapmış oluruz.
Kamuda çalışanlara ve emeklilere ‘’Ankara, size fazla maaş ve hak veriyormuşuz diyor’’ demek yerine kamu kaynaklarının kullanımında tutumlu, verimli ve etkili olmayı sağlamamız gerektiğini dile getirseler. Kamu harcamalarıyla ilgili bu üç kavramın ne anlama geldiğini, birbirlerini eleştirmek için değil topluma ayna tutmak için birlikte anlatsalar
Tutumluluğun, kamu kaynaklarının israfının önlenmesi, verimliliğin ise eldeki insan gücü ve diğer kaynakların daha azıyla daha fazla ürün/hizmet üretilmesini ve birim maliyetlerin düşürülmesini ifade ettiğini anlatsalar.
Bu üç kavram içerisinde belki de en önemlisinin ve zorunun kamuda etkinlik olması gerektiğini söyleseler. Etkin olmak elde edilen çıktıların vatandaşlar için gerçekten gerekli ve faydalı olmasını sağlamak gerektiğini vurgulasalar. Gerçekten bir değer yaratmayan faaliyetlerin kaynakların boşa harcanması anlamına geleceğini söyleyebilseler. Kendileriyle başlayarak toplumu bu üç kavram etrafında eleştirmeye değil düşünmeye ve önerilerle katkı yapmaya davet etseler farklı bir başlangıç yapmış olmaz mıyız?
***
Sabahın bu erken saatinde fazla hayal kurmuş ve rüya görmüş olabilirim diye yazdıklarımı okuyup bu sefer saçmaladım diyorum.
Bu sene İstanbul’a nem ve sıcaklar biraz erken geldiğinden mi acaba diye duruyorum hayal etmeye devam etmiyorum.
Bu kadar da ciddi mizah yazılmaz ki diye irkiliyorum!
Ama diğer taraftan da bunları düşünmek, söylemek, sorgulamak ve talep etmek için ille de Rum ile anlaşma yapıp AB kriterlerine uyum sağlamak için hukuki bir mecburiyetin doğması mı lazım diye kendime soru sormaktan da kendimi alamıyorum.
Biz bunları olası bir anlaşma sonrası yapamama olasılığı karşısında oluşacak olan mahcubiyetin baskısından dolayı mı ancak düşünüp yapacağız. Yazık ve ayıp değil mi bize?
Yok mu olası bir anlaşma öncesi kamu yönetiminde hayal etmenin ateşini yakacak içini doldurarak öncülüğünü yapacak olan bir siyasi irade? Varsa da daha neyi bekliyor?
































