Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AB treni devrilmez

Türkiye’de önce AK Parti içerisinde, daha sonra da hükümette bir değişiklik yaşandı.

Ahmet Davutoğlu gitti, onun yerine Binali Yıldırım geldi.

Türkiye’de yeni bir hükümet kuruldu.

Bu gelişmelere paralel olarak Türkiye-AB ilişkilerinde de önemli gelişmeler yaşanıyor.

Türkiye’ye AB’nin vize uygulamasını kaldırması karşılığında, Türkiye’nin mülteciler konusunda ‘geri kabul anlaşmasını’ yürürlüğe koyması konusu Türkiye-AB ilişkilerini gerdi.

Özellikle de AB’nin Türkiye’den terör ile mücadele konusunda yasal mevzuatında değişikliğe gitmesi talebi işi geren esas mesele oldu.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan AB’nin bu talebini ret ederek üslubunu sertleştirdi.

Tabii ki Türkiye ile AB arasında ilişkiler gerilince Kıbrıs’ta bazı çevrelerde şöyle bir algı ortaya çıktı:

Türkiye’nin AB treni devriliyorsa, ya da Türkiye’nin AB yolculuğu bitiyorsa, bununla bağlantılı meselelerden biri olan Kıbrıs meselesi de devrilmeye adaydır. O zaman Kıbrıs meselesinin 2016 yılı bitmeden çözümleneceğine dair yapılan açıklamalara bakarak neden umutlu olalım ki? Hava ve gelen mesajlar umutlu olunacak gibi değil.  AB Türkiye ilişkileri iyi değilse Kıbrıs meselesinde de işlerin iyi gitmesi mümkün olamaz.

Meseleye düz mantıkla ya da ortaya çıkan durumdan sonuç çıkaracak şekilde bakıldığı zaman böyle bir çıkarım yapılabilir.

Ama böyle bir çıkarım doğru değildir.

Tıpkı insan ilişkilerinde olduğu gibi kurumlar arası ya da devletler arası ilişkilerde de inorganik ve organik bağlar vardır.

Türkiye’nin Avrasya ya da İslam ülkeleri ile iyi ilişkiler içerisinde olması, Orta Doğu ülkeleri ile iyi ilişkiler içerisinde olması bütün tarafların elbette ki karşılıklı yararınadır. Ve bu bağların kurulması, güçlü tutulması iyidir.

Ama bu bağlar ya da ilişkilerin inorganik bağ ve ilişkiler olduğunu bileceğiz.

Bunların gelişmelere bağlı olarak kırılıp yeniden yapılanabileceğini de akılda tutacağız.

Türkiye’nin Batı ve AB ile ilişkileri ise organik bir bağdır.

Neden?

Çünkü Türkiye 1952 yılından bu yana NATO üyesidir ve bu arada 1987’de AB’ye tam üyelik başvurusu yapmıştır. Türkiye’nin AB ile ilişkileri de 1963 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğuna yaptığı başvuru ile başlar. Türkiye 1995 yılından bu yana AB ile Gümrük Birliği içindedir.

Bu arada geriye dönüp bakıldığı zaman 1960 yılından bu yana Türkiye’de iki defa askeri darbe yaşandı, bu arada iki kez de askeri müdahale ile Başbakanlar değişmek durumunda kaldı.

Ama Türkiye’nin AB yolculuğu değişmedi, AB treni devrilmeden bir şekilde yoluna devam etti.

Dolayısıyla şu anda AB-Türkiye ilişkilerinde yaşanan gerilimler nedeniyle de bu tren devrilmeyecektir.

Tren yoluna zaman zaman ağır aksak olsa da devam edecektir.

Türkiye’de hükümet değişimine bakarak bu trenin raydan çıkacağı yanılgısına kapılmamak lazımdır.

Türkiye’nin AB işlerinden sorumlu yeni Bakanı Ömer Çelik’in ilişkilerin rayına oturmasında önümüzdeki dönemde önemli bir görev üsteleneceğine kesin gözüyle bakılıyor.

Sonuçta AB’nin Türkiye’den vazgeçemeyeceği gibi, Türkiye de yüzünü AB’ye dönemez. İlişkileri organiktir ve kopamaz.

Bu ilişkilerin geliş gidişleri olabilir ama tren yoluna devam eder.

Kıbrıs meselesi de bu ilişkilerden dönem dönem etkilenmiştir.

Ama bu aşamada etkilenmeyecektir.

Bu arada Türkiye-AB arasında yaşanan gerimler aşıldıkça ilişkilerin çok daha güçlü ve doğru bir şekilde kurulduğunu da not edelim…