1996’larda Clinton’lu ABD’nin Kıbrıs’taki temsilcisi Holbrooke ne zaman Denktaş’a takılsa “sen derdi arabada giderken hep dikiz aynasına bakarsın!” Malum Denktaş Rum liderliğine güvenmez, sürekli 1963’lerden sonra Türk halkına yönelik saldırı ve katliamlarını hatırlatır, şehitlerimizi anardı… Holbrooke ise “geçen geçmiştir şimdi ileriye bakmak zamanıdır” politikasında Denktaş’ı çözüme yaklaştırmaya çalışırdı.
Bugün de dünün “sloganı” haline gelmişliği ile “ileriye bakmak” lafı, tutun ki müzakerelerin mihenk taşı olmaktadır.
ANCAK BİR SORUN VARDIR: BM’lerin, AB’nin, Amerika’nın “geçmişi bırakın ileriye bakın” nasihatleri neden hep Türk tarafına yönelik olmaktadır? Ve çok merak ederim. Kuzey’de barışçı çözüm için Türk liderliğini ikna etmeye çalışan Kıbrıs’la ilgili yabancı misyon şefleri türlü çeşitli nasihatlerde bulunurlarken, Güney’de Rum liderliği ile halkına: Hangi mesajları vermektedirler? Rum liderliğinden hangi konularda ödün vermesini istemektedirler? (Mesela bizim tarafta Maraş’ın hemen iade edilmesinin barışa katkıda bulunacağını söylemektedirler!) Hangi konuda eleştiride bulunmaktadırlar?
Türk tarafının daha esnek, daha yapıcı ve cesur karlarlar almasını isterlerken, Rum tarafından bu konuda ne istemektedirler?
HİÇBİR ŞEY Mİ? Yani Kıbrıs’ta cirit atan yabancı misyon şefleri ile irili ufaklı diplomatlarla politikacılar sadece KKTC’de mi faaliyet göstermektedirler? Barışçı çözümü sadece Kuzey’den mi talep etmektedirler? Ya Rum tarafından? Hiçbir şey mi?
Galiba öyle diyoruz ve ekliyoruz: Tabii ki bizim istihbaratımız yoktur. Bu tip çapımızı aşan politik gelişmeleri bilmek durumunda değiliz. Ancak medyadan izlediğimiz kadarı ile ne BM’lerin ne AB’nin ne de ABD’nin Güney Rum Yönetiminden yana bir sıkıntıları yoktur! Çünkü:
Bir: Değil mi ki Türkiye 1974’te Barış Harekâtı’nı gerçekleştirip Kuzey’i işgal etti ve de adayı ikiye bölerek iki halkın arasına kara kedi gibi girdi! İki: Değil mi ki Kuzey’deki Rum mülkünün üzerine yattı!
Üç: Değil mi ki bu mülkü TC’den kaydırılan nüfusla iskâna açıp iş gücü haline getirdi!
Dört: Değil mi ki Kuzey’de defakto bir devlet yarattı!
Beş: Değil mi ki adada Türkiye’nin askeri vardır! Ve Müzakerelerde barışçı çözüm için ayak sürümektedir!
İŞTE BU NEDENLERDEN DOLAYI: Ki tümü de uydurmadır, haksızdır, hukuk dışıdır! Fakat onlar bunları Türk tarafının ödün vermesi, boyun eğmesi için tepe kullanmaktadırlar! Yani AB, Amerika Kıbrıs siyasi sorununa bu siyasi şaşılıkla bakmaktadırlar! İspatı da “Annan planına “hayır” dediği halde Rum tarafını AB’ye üye olarak almalarıdır.”
Neden? Rum tarafını daha güçlü kılmak için! Nitekim o güç şu sıralarda hem Türkiye’ye hem de Kıbrıs Türk halkına baskı yapmaktadır. Bir avuç Rum toplumu TC’ye AB kapılarını kapatabilmekte, Türk halkını ambargolara mahkûm edebilmektedir!
Kısaca Rum tarafını AB’ye Türkiye’ye karşı kullanabileceklerinin hesaplarında almışlardır! Sonra da Kıbrıs Türk halkının karşısına geçip müzakerelerde “ileriye bakmasını” istemişlerdir?
Bu bir siyasi riyakârlıktır! Mazlum Türk halkına karşı yapılan insanlık dışı baskıdır. Rum tarafını sırtlarlarken Türk tarafını çiğnemektir.
Kıbrıs’ta Rum’la siyasi eşitlik ve eşit yaşam hakkına sahip Türk halkını ezerek Rum’un istediği çözüm şekline zorlamaktır.
Kıbrıs’ın egemenliğini Rum çoğunluğuna teslim edecek siyasi ve ekonomik baskıdır!
İLERİYE BAKACAKSAK BİRLİKTE BAKMALIYIZ: Türk Rum tarafları olarak masada bunun için görüşüyoruz. Bu adayı paylaşacaksak eşit siyasi koşullarda, eşit ekonomik olanaklarla ve makul toprak sahipliklerinde paylaşacağız. Buna Rum tarafı da evet demişse “neden ileriye bakmayalım?” Kıbrıs’ta at koşturup cirit atan üçüncü ülke insanları biraz da Güney’e nasihat etseler ya! Kıyamet mi kopar?
***********
KISACA TAKILDIĞIM: (TC’DEN AKACAK SUYUN KRONOLOJİK ANLATIMI VE SUYA BİLE KONAN KAPKARA TEPKİLER!)
Kıbrıs’ta su sorunu Kıbrıs tarihi kadar eskidir. Çünkü bu ada kuraktır, dolayısıyla susuzdur!
Buna karşın uzaklara gitmeden TC’den Kuzey’e akacak olan suyun tarihine bakalım: Ki o tarihin “ön sözünü” İsmet Kotak’la ben yazdıydım:
(Çok kısa anlatıyorum.) Yıl 1967’ler olmalıdır. İngiliz Elçiliğinden Mr. Peck diye bir ateşe Mağusa’da İspano’nun lokantasında, hepsi de rahmetlik olmuş, İsmet Kotak, Ayhan Çiftçioğlu ve İsmet Besim’e (Müsteşar) bir öğle yemeği ısmarlar. İngiliz ateşe çok güzel Türkçe konuşmaktadır. Masada konu “siyasi sorun ve taksimdir.” Ansızın bana döner ve “pekala der, adayı taksim ettiniz su sorununu ne yapacaksınız?” (“sorun” kelimesi yeni kullanılmaya başlandıydı.) Ben de çok doğal bir düşünce refleksi ile “pipe line’lerle TC’den su getireceğiz” cevabını veririm. Ve ertesinde de “TC’den borularla su getireceğiz” diyerek Bozkurt gazetesindeki köşemde yayınlarım.” Nikos Samson anında gazetesi Mahi’de bana cevap verir: “Eşref Nidai çok açıkgözdür. TC’den su gelsin, Demirel istediğinde rubineti açsın istemediğinde kapatsın bizi susuzluğa mahkûm etsin…” Yani Samson “Türkiye’den su gelemez” diye yazmaz, olayın siyasi yönüne takılır. Tabi İsmet Kotak Bakandır. O da “TC’den billur sular gelecek” diye açıklamalarda bulunur, rahmetliyi yıllarca alay edip, tefe koyup çalarlar!
İKİNCİ GELİŞME: Türkiye’nin Devlet Su İşleri Müdür yardımcısı borularla su olayına ön hazırlık için bir heyetle KKTC’ye gelir. Mağusa’da belediye başkanı ve diğer davetlilerle bir akşam yemeğinde buluşuruz. Beni özellikle yanına oturturlar ki “sudan” söz edelim. Nitekim ederiz. Müdür bir ara bana döner ve der ki “kızma ama bu adada bir damla suyu bile harcamaya hakkınız yoktur. Hatta patates değil mi patates onu da ekmeyeceksiniz…” Tabii ki kızarım, “eğer patates de ekemezsek bu Kuzey’de nasıl var olacağız” diyerek adama çatarım… Sonradan DSİ bize en mükemmelinden bir sondaj makinesi gönderir, Yedikonuk’ta çalışmaya başlar, kuyun derinliklerinde kayaya takılır kırılır!
ÜÇÜNCÜ GELİŞME: Demirel KKTC’ye resmi ziyarette bulunur, su konusunda “borularla akıtılacaktır” müjdelerini verir… “Nikos Samson’un bile TC’den su akıtılması mümkün değildir” diyemediği gerçeğe nazire, “bizimkiler” uzunca bir süre Demirel’le alay ederler! “TC’den su gelecekmiş” denilerek kahkahalar atarlarken, “gazete köşecileri” de mal bulmuş mağribi gibi olayın üstüne atılarak Rum’dan beter yayınlarla “şimdi bir de su ile mi Türkiye’ye bağımlı olacağız” bile derler!
VE SON ETAP: Sonunda Kıbrıs Türk halkının “barışçı çözümden yana globalistleri” ile Türkiye’nin değil suyunu, parasını bile istemeyen, hele askerini görmeye bile tahammülü olmayan sendikacılarına inat AKP hükümeti “onca yılın hayalini gerçekleştirir, borularla KKTC’ye su akıtmak için düğmeye basar!”
VE SU ÜZERİNE DE “İNCİLER” DÖKTÜRÜLMEYE BAŞLANIR: Önce, “gelemez de başarılamaz da” denir…
Sonra görürler ki iş ciddi, bu su dediğiniz KKTC’ye akıtılacak, başlarlar “ya gelirse ne olacak hallerimiz” demeye!
İşler ilerledikçe ve o “hallerin” ne olacağı anlatıldıkça, anlarlar ki ne edip eyleseler suyun önünü kesemeyecekler, bu kez fiyatının pahasından söz ederler! Uzun süre, “faturası ceplerimizi yakacak” derler…
Bakarlar ki yok öyle bir olasılık, bu kez de sanki borulardan Amazon nehri akacakmış gibi başlarlar KKTC’ye akıtılacak suyun topraklarımıza nasıl zarar vereceğinizi yaymaya!
Bu yaygın propagandanın anlamı ile aklı, akıllı insanlar tarafından kabul görmeyince bu kez de “acaba bu büyük olayı neresinden vuralım ki kanı aksın” diye düşünürler ve bulurlar:
SUYA KİM SAHİPLİK KOYACAK? Kırk yıldır KKTC’ye sahiplik koymak yerine Kuzey’i Güney’le birleştirmek yollarında kan tere batıp canları çıkan “Kıbrıslılar” hayret ki hayret, “suyun sahipliğine” takarlar! Fakat bu defa sahiplik “birleşik Kıbrıs’ta Kuzey Güney su federasyonu” için değildir! Evvel emirde “bizim değil” dedikleri KKTC’ye akacak suyun nasıl “sahip’i mutlakı” olunacağı içindir!
Nitekim siyasi parti liderlerimiz görüşlerini ortalara koyarlarken bir tanesi der ki “Kararı TC değil, biz vereceğiz. TC’nin iradesi sadece suyun getirilmesidir. Yönetim kararları bize aittir!”
SAHNEYİ VİRAN HARAP ETSELER DE: Bu su KKTC’ye akacak. Ötesi teferruattır!
































