28 Temmuz seçimlerinin üzerinden üç ayı aşkın bir süre geçti. CTP-DP koalisyon hükümeti ise göreve başlayalı ise neredeyse iki ay oldu. Şu ana kadar yapılan açıklamalar dışında elle tutulur ne bir icraat yapıldı, ne de umut veren bir adım atıldı. Yapılan sadece kulağa hoş gelen süslü sözler ve beyanatlar…
Öyle anlaşılıyor ki, iktidara gelecekleri aylar öncesinden belli olan koalisyonun iki ortağının hükümetle ilgili elle tutulur bir çalışması, sorunlara çözüm üretecek ciddi program ve önerileri de yoktu. Hoş, iki aydır bu hükümeti, “hiçbir şey yapmadığı” için “başarılı” bile bulabiliriz…
Ortakların her ikisinden de söz edilebilir ancak, DP’yi konuşmak istemiyorum. DP hem küçük ortak, iradesi sınırlı. Hem de öyle bir iddiası zaten yoktu.
Temmuz ayı başında başlayan propaganda sürecinde “Bir Parti Var” sloganını kullanan Yorgancıoğlu, ülke ekonomisi düzenleyip düzlüğe çıkaracak tek partinin CTP olduğunu savunarak, ekonomiyi düzenli olarak büyütecek programa sahip bir parti olduğunu söylüyordu… Ancak ne yazık ki bu “bir parti” bugün iktidarda ama, bırakın ekonomiyi düzlüğe çıkarmayı, ülkenin hiçbir sorununa çözüm üretecek bir icraata, henüz daha imza atmayı başaramadı. Demek ki propaganda döneminde söylenen ve ülke sorunlarını çözecek, toplumu refaha çıkaracak diye vaat ettikleri ne bir program, ne de öngörü ve hazırlıkları yokmuş…
Elektrik Kurumu’nun özelleştirilmesini, ekonomik protokolle ilgili yapılacak olanları, sağlık ve eğitimde mevcut ve acil sorunları iktidar olmaları halinde önlerinde bulacaklarını bizden çok iyi biliyorlardı. Bu temel sorunların çözümünü gerçekleştirebileceklerini, 2009 seçimlerinde Derviş Eroğlu’nun söylediği gibi, “formülün ceplerinde” olduğunu iddia etmemişler miydi..?
Seçimlerin üzerinden üç, iktidar olmalarının üzerinden iki ayı aşkın bir süre geçti. Söyler misiniz, bu saydığım sorunların hangisini çözme yönünde bir program açıklayıp adım attılar? HİÇ… Geçmişte olduğu gibi hala daha eğitimdeki öğretmen eksikliğini, sağlıkta yaşanan sorunları tartışmıyor muyuz. Kıb-Tek’in özelleştirilmeyeceği, özerkleştirileceği sözünü vermişlerseydi, bunun formülü veya programının ellerinde olması gerekmez miydi..? Ama hükümetin, hala daha Kıb-Tek’in geleceğiyle ilgili net bir tavrının olmadığını görüyoruz. Düzlüğe çıkaracaklar dedikleri ekonomiyi, sorunlarını çözme sözü verdikleri esnafı, “zam kaçınılmaz” diyerek elektriğe yapacakları okkalı zamla mı kurtarmayı düşünüyorlar acaba..?
Sonuç olarak hükümetin ülkenin temel sorunlarını çözecek irade ve hazırlığı olmadığını söylersek, yanlış bir değerlendirme yapmış olmayız sanırım…
Hatırlayın 2003 seçimlerinde de ülkedeki tüm sorunların çözümünü Annan Planı’na bağlamışlar, tüm dertlerin çözümle ortadan kalkacağını iddia etmişlerdi. Daha sonra bu yaptıklarının hata olduğunu defalarca bizzat kendileri ifade etmişlerdi. Aradan 10 yıl geçmesine rağmen öyle görünüyor ki, CTP geçmişten hiç ders almamış…
“Üç dört kova güvensizlik”
Önceki gün bu kez de Teknecik’te yeni bir felaket yaşandı…
Çevre Bakanlığı ilk açıklamasında, “2-3 kova” büyüklüğünde bir yakıtın, sırasında denize akıp, 1,5 metrekarelik bölümü kirlettiğini ve derhal temizlendiğini duyurdu. Üstelik dikkat buyurun, bunun “yakıt aktarımı sırasında” değil, “yakıt aktarım borularında yapılan çalışmalar sırasında” meydana geldiği özellikle vurgulandı.
Sonrasında Gıda, Tarım ve Enerji Bakanı Önder Sennaroğlu, bu açıklamayı yalanlarcasına “İkmalin tamamlanması sonrasında bağlantı borusunun gemiden ayrılarak hortumun ucuna flanş adı verilen tıpanın yerleştirildiğini, ancak söz konusu tıpanın bağlantı noktasından damlalarla ifade edilebilecek bir sızıntının yaşandığını” söyledi.
Çelişki bitmedi. Bir haber daha geldi. Haber “Çevre Bakanı Hamit Bakırcı Yenidüzen’e konuştu: ‘Teknecik’te çok az miktarda petrol, yakıt gemisindeki arıza nedeniyle denize sızdı. Kirlilik gün içinde temizlenecek’ şeklindeydi.
Birbiriyle çelişen 3 açıklama… Biri bakanlık açıklaması, ikisi bizzat bakanlardan…
Bir de bana gelen bir gözlem var. Cumartesi günü sabah saatlerinde, gazeteden telefonumu bulan duyarlı bir Alman turist beni arayarak, Alagadi bölgesinde denize girdiğini, vücudunda, özellikle de gözlerinde bir yanmayla denizden çıktığını söyledi. Sahilden uzaklaşıp, yukarıdan baktığında, denizin üstünde “oil carpet”ler gördüğünü ifade etti. Yani denizde yakıt tabakaları…
Eğri oturalım, doğru konuşalım, 3-4 kova yakıt böyle bir tahribat yaratmaz. Hele de Bakanlık 1,5 metrekare’den bahsederken, Alagadi’de yani Teknecik’ten en az bir mil uzakta denizin üstündeki bu yüzeyler neyin nesidir. Zaten televizyonda temizleme çalışmalarını görünce, miktarı tahmin etmek zor değildi…
Çevrenin gördüğü zarar önemli. Hele de kaplumbağa sahilinde meydana gelen tahribatın belki de telafisi mümkün değil. Üstelik daha iki ay önce tıpatıp benzer bir felaket yaşanmışken, gerekli tedbirlerin alınmamış olması ürkütücü. Ancak bunun kadar önemli olan diğer husus, devletin 3 makamından gelen çelişkili açıklamalar. Bu mudur açıklık, bu mudur şeffaflık? Bu mudur otorite, tecrübe, konuya hakimiyet, güvenlik… Ne olacak şimdi? Al sana yeni bir güvensizlik. Hem de her açıdan…
YERİN KULAĞI VAR
SÖZÜ SUYA YAZMIŞLAR:
CTP-DP ve ondan önceki geçici hükümet döneminde, her ayın sonunda maaşların ödenip ödenemeyeceği tartışmaları yapılıyorsa, seçim öncesi, TC’den veya başka bir dış kaynaktan maddi destek almayı ortadan kaldıracakları sözünü nasıl verdiler..? Çaresini maaşları düşürmek olarak düşünmüşlerse, bunu da seçimden önce açık açık söylemeliydiler.
ÖNCE ÇEVREYİ ÇAĞDAŞ YAPIN:
LTB Başkanı Kadri Fellahoğlu, bisiklet kullanımının bir çağdaşlık göstergesi olduğunu ve belediye olarak başkentte bisiklet yolları yaratmak için proje hazırladıklarını ifade etmiş. İyi de çevresi ot, moloz ve çöp yığınlarıyla dolu Lefkoşa’da bisikletlilerin kazaya uğraması işten bile değil. Bence öncelikle Lefkoşa’nın imajını bir düzeltin, Lefkoşalıya çağdaş bir yaşam standardı sağlayın bu bize yeter de artar bile…
ALLAH YARDIMCISI OLSUN:
Polis terfileri ve Toma krizlerini yeni atlatan hükümet, şimdi de kendini askerlik tartışmalarının içinde buldu. Kendi partili gençlerinin askerlikle ilgili talepleri karşısında sıkıntıya düşen Başbakan Yorgancıoğlu’nun iki yakası bir araya gelemiyor. Koltuğa oturduğu günden beridir bu tür krizlerle uğraşan Yorgancıoğlu, bunlar yetmezmiş gibi bir de parti içerisinde yaşananlar ve yakında yapılacak kurultay ile de uğraşmak zorunda. Ne diyelim Allah yardımcısı olsun…
BÖYLE BAŞA BÖYLE TRAŞ:
Duydunuz herhalde, siyasetin haylaz adamı Ejder Aslanbaba daha önce kaybettiği İskele Belediye Başkanlığı’na aday olduğunu açıklamış. Daldan dala atlayan kuş misali kısacık vekilliği döneminde bir partiden diğerine geçmekle ün salan, Meclis kürsüsünden, “rüşvet aldım” diye dolarları sallayan ve daha birçok olayda adı öne çıkan Aslanbaba hala daha kendine oy verecek insanların olduğuna inanıyor. Haksız da sayılmaz hani. Bu seçmenin yıllardır kimleri oylarıyla nerelere getirdiğini unutmadık…
ANAYASA GENİŞLEMEMELİ, DARALTILMALI:
Anayasa değişikliği için Hukukun Üstünlüğü Hareketi’nin verdiği öneriyi, diğer hukuk örgütlerinin de izlemesi gerektiğini savunmuştuk. Nitekim verdikleri öneri tartışılmaya başlandı bile. Bir hukukçu dostum arayarak şunları söyledi; “Hareket Geçici Maddeler hariç zaten 164 madde olan Anayasa’ya 21 madde daha eklenmesini savunuyor. Oysa koskoca ABD’nin Anayasası 20 küsur maddeden oluşuyor. Amaç, katı kurallar yerine, yasalara esneklik getirebilmek ve pratik olmak. Madde sayısını ne kadar arttırırsanız, Anayasa’nın bağlayıcılığı o kadar artacaktır”. Hangisine ihtiyacımız var, buna karar vermek lazım…
İKİ AYDA MI BİRİKTİ:
UBP Güzelyurt milletvekili Kemal Dürüst, üreticilerin hala daha geçen yılın ürün bedellerini almadığını kaydederek, ürün bedellerinin ödenmesi çağrısında bulunmuş. Daha 3-5 ay önce hükümette kimin olduğunu unuttu herhalde Sayın Dürüst. Üreticinin ve kamyoncunun alacakları son iki ayda hak edilmiş birşey değil sanırım. Muhalefet etmenin de bir raconu olmalı…
HALLOWEEN:
Sevgililer Günü ve Noel’den sonra, Cadılar Bayramı da ülkemizde “geleneksel” hale gelmiş durumda. Toplumda, özellikle de orta dereceli özel okullarda resmi bayram gibi kutlanmasına velilerden ciddi tepkiler gelmekte. “Hristiyan değiliz… Keşke kendi bayramlarımızı da böyle kutlasak… Yeni bir masraf kapısı açıldı… Taklitçi olduk” gibi bakış açıları var. Bu gibi kutlamaların hızla yaygınlaşmasının temelinde sadece “tüketim tuzağı” var, bunu bileceğiz. Diğer yandan, ilk iki örnek Hristiyan geleneği olmasına karşın, Cadılar Bayramı’nın, Hristiyanlık öncesi Paganizm’den kalma olduğunu da not etmek gerek. Kendi bayramlarımızı da böyle renkli bir şekilde kutlayamıyorsak, bu da bizim sorunumuz…
ZİRVEDEKİLER
Bilbay Eminoğlu: Gazeteci gibi gazeteciydi Bilbay ağabey. Basının mutfağından yetişmişti. Cumhuriyet’in kuruluşundan, çatışmalara kadar Bozkurt gazetesinde çıkan birçok fotoğrafta, haberde imzası vardı. Yaşayan bir tarihti. Bizler onlar gibi zor günlerin gazetecileri olmadık. Yokluklar, ilkel teknikler ve savaş günleriydi onlarınki. Gerçek anlamda bir kamuoyu yaratma, bilinçlendirme görevleri vardı ve en iyi şekilde yerine getirdiler. Nur içinde yatsın…
DİPTEKİLER
Devlet Ciddiyeti: Dünyanın başka bir yerinde büyük bir olay olabilir ama, bizde hiç bir kurumumuz tamam olmadığından, akaryakıt sızıntısı olması da normal. Ancak bununla aynı paralelde, devlet ciddiyeti de sorgulanmalı. Bir olayda 3 değişik mesaj verilmesi ve resmi bir açıklamada “kova”nın ölçü birimi olarak kullanılması kabul edilebilir gibi değil. En azından halka doğru bilgi verseler de güvenimizi hepten yitirmesek…
Lefke Turizm Derneği öncülüğünde, Lefke Belediyesi ve Lefke Avrupa sponsorluğunda 2-3 Kasım 2013 tarihleri arasında cumartesi-pazar günleri gerçekleşen 4. Hurma Festivali sona erdi
































