Geçen hafta, aslında önemli olması gereken “sosyoekonomik” bir sorun, gündemde bir süre çalkalanıp dalgalanıktan sonra çekip gidiverdiydi. “Unutulduydu” demiyorum. Çünkü sorun” daha topluma “cemaat” yada sonraları “yönetimler” dediğimiz 1974’ler öncesinden kalmadır ve o yıllarda neyseydi bugün de odur! Uzatmadan yazayım, “Kamu görevlilerinin+emeklilerin ikinci iş yapmaları olayı.”
SORUN yeni değildir. Nitekim 1974’lerden önce de henüz “Yönetimler,” sonrasında “Kurucu Meclislerle” ve o yılları takip eden dönemlerde de zaman zaman gündeme geliyor, etki ve tepkilerde tartışılıyordu.
Nitekim 1963’lerden sonra kendi içimize kapanıp kendimizi yönetmek zorunda kaldığımızda yeniden siyasi ve idari örgütlenmeye giderken, “Bakanlıklar” esamesinde “üyelikler” ihdas etmiş, Eğitimden Sanayiye, Kooperatiflerden Sağlık, Tarım gibi bugün ne kadar Bakanlık varsa emsalleriyle hemen hepsini de devreye sokmuştuk.
Dolayısıyla toplumda Kıbrıs Cumhuriyeti döneminden hemen sonra o yıllarda hâlâ “memur” dediğimiz “kamu görevlileri” istihdamları yapmak durumunda kalınmış ve ilk defa oran yönüyle “erkek-kadın istihdamları sorunu da gündeme gelmişti.
PEKİ erkeklerle kadınlar oranı dolayısıyla söz konusu ayırımlarda sorun neydi? Yada “erkeklerle kadınlar ayırımı yapmadan liyakata göre istihdam yapmanın sorunu neydi? Tutun ki söz konusu “aş, iş, para” oldu muydu hele bir de “viran olası hanede evladı ayan” var idiyseydi, elbette iş de para da aş da aslanın ağzında olcaktı çünkü o dönemler “yokluk ve karanlık dönemlerdi!”
NİTEKİM çok iyi hatırlarım: Vakta ki “erkek kamu görevlileri” yanısıra yoğunluğunca “kadınlar” da kamu görevlerinde yer almaya başladıklarında, “Bozkurt” gzetesindeki “Köşemden” ver yansın ediyor ve kadınları istihdam etmekle erkeklerin iş, aş hakkının gasp edildiğini iddia ediyordum!
Tabi karşılığını da “kadınların bombardımanına uğramakla gördümdü!” Ki yolda belde beni görüp tanıyan bazı bayanlar adeta üstüme yürüyerek, “sen erkek kadın ayırımı yapıyorsun. Kadını ikinci sınıf görmekte, insan haklarına tükürmektesin” gibilerinden tepkiler gösteriyorlardı ki doğrusu ya o yıllarda bu konuda epey zılgıt yedimdi!
Buna karşılık uzun süre “erkekler işsiz dolaşırken kadınların devlet kademelerinde istihdam edilmeleri yanlıştır” demeye devam ettimdi! Çünkü o yıllarda aile yapımız gerçekten de “erkeğin ağırlıklı ve mükellefiyetleri üzerine” oluşuyordu.
***
BU GÜNÜN sorununa gelince: Geçmişte benzer bir sorun “erken emeklilik yasasının” çıkmasıyla yaşandıydı. Neydi olay? İşsizliğin tavan yaptığı dönemde yeni istihdamlar yaratmak için emekliye çıkacak olanlara normal emekli gibi parasal olanak sağlanması!
Ve ne olduydu? Otuz otuz beş hatta yirmi beş yaşlarındaki yüzlerce kamu görevlisi yasanın kendilerine tanıdığı haklar içinde “erken emekliye ayrılmışlardı.”
VE ne yapmışlardı? Özel sektörde “2. bir işte hem de asgari ücret karşılığında çalışmaya başlamışlardı! Yani hem devletten emeklilik maaşı almaya devam etmişler hem de çalıştıkları özel sektörden de maaş çekmişlerdi..
Yoğun olmasa da bugün de devam eden bir olay! Ki o dönemlerde bunun adına “açıkgözlük” deniyordu! Devleti “aldattılar” diye lafazanlık ediyorlardı! Bana göre resmen “devletin dolandırılması ve özel sektörde istihdam edilebilecek yurttaşların hakkının yenmiş olmasaıydı!
***
HER ZAMAN AYNİ PARTİZANLIK! Geçmişte de bugün de iktidara gelen siyasi partilerin ilk yaptıkları icraat “kadrolarını oluşturacak” bahanesine sardıkları icraatlarıyla ve tabi seçim öncesi vaatlerine uygunluğunca devlet kdemelerinde istihdamları “yığınlar” haline getirmeleri oldu!
Hele Belediyelerde bu istihdamlar o kadar insafsız ve hesapsız oldu ki “batmalarına neden olacak kadar! Nitekim artık belediyeler ve “Başkanları” içinden çıkıp geldikleri siyasi partilerin acentalarıdır! Ve “emekliler sorunları” onlarda da kat katıyla vardır! Her yeni Belediye başkanıyla üyeleri “partizanca yeni istihdamlar yaparlaken, emekliye ayrılanlar da kabardıkça kabarmaktadır!
Sonuç gözlerimizin önündedir! Belediyeler çalışanlarını ve emekliye ayrılanlarının maaşlarını bile ödeyemez duruma gelmişlikleriyle artık hizmet yapamaz durumdadırlar! ***
SOSYAL YARA BÜYÜYOR! Geçen hafta resmi bir açıklamayla “ilk defa 9 yıl sonra işsizliğin yüzde 10.1 ile çift rakamlara ulaştığı duyurulduydu.. Aslında bu ülkede öteden beridir bir de “gizli işsizlik” vardır!
Devlet daireleri o partizanca atamalar, istihdamlar nedeniyle “iş yapmadan yada zaten yapılacak iş olmadığından, verimli karşılığı tam alınamayan “beleşinden” maaş ödemeleri yapmaktadır! Zaten işleri için yolları devlet dairelerine düşenler iyi bilirler çünkü o dairelerde “tıka basalık” bir yana, artık masa sandalyelerden “odalarında” yürümeye bile yer kalmamıştır!
ARTI, memlekette işsizlik arttıkça “aş iş sorunu” serzenişleri de artırmaktadır. Nitekim şimdilerde pandemiyle mücadelede görevlendirilen yeni istihdamlar gerçekleştirilirken nasıl yeni yeni sorunlar yaratıldığının tatsız ve usulsüz hikâyelerini de işitmeye başladık! ÖTE YANDAN: Bir yıl önce bu sütunlarda “artık dış ülkelerdeki yüksek öğrenimlerini tamamlayan gençlerimizin KKTC dönmediklerinden, okullarını bitirdikleri AB ülkelerinde kalıp çalıştıklarından söz ediyor ve ekliyorduk: “Çünkü KKTC’de iş yok! Artı askerlik yapmadan zaten iş, aş, hayat hakkı da yok” diyor ve örneklemeler yapıyorduk.. Bugün bu sorunun pndemiyle birlikte çok daha fazla büyüdüğünü bizzat görüp tespit edenlerdenim.. Örneğin bir yıldır KKTC’de kısılıp kalmış AB’deki üniversitelerden mezun olan gençler,“ne yapacağız” sorularının alamadıkları cevaplarında bunalımı yaşıyorlar!
***
BU MEMLEKET ÇOK KÜÇÜKTÜR: Ki yıllar önce şunu yazıyordum: “Eğer bu memleketin yüz doktora ihtiyacı varsa yüz birincisi her zaman fazla olcaktır! Eğer iki yüz avukata, şu kadar sayıda memura, işçiye, esnafa, zanaatkâra falan ihtiyaç varsa her zaman üzerindeki talepler fazla olacaktır..Ve asıl ne olacaktır? Toplumun büyük sorunu haline gelecek İşsizlik! Bu da yeni göç dalgalarını tetikleyecek, tutun ki toplum bir kez daha beyin göçü ile karşı karşıya kalacaktır.
NİTEKİM artık KKTC’de böylesi bir işsizlik de yaşanıyor. Ki artık “işe aşa” ulaşmak da siyasi iktidar partilerinin onay ve takdirleriyle mümkün olmaktadır! O mümkünatı yaratmanın yolu da “siyasi partilere” hizmet ve sadakatten geçmektedir!
SONUÇ: Dün de vardı yarın daha çok büyüyecektir: Bu küçük ülkede işsizliğin üstesinden gelemek mümkün değildir. Buna karşın “en azından” diyeceğimizle “emekliye” ayrılanların, kamu görevinde çalışırlarken özel sektörde ikinci iş tutanların (ki çoğu sigortasızdır) önüne geçilecek tedbirler alınabilir..
Kimse kimsenin ekmeğini çalmak hakkına sahip olmamalıdır! Devletin buna izin vermemesi gerekir..
































