Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİR BAŞKA HAYAT

Orta yaş ve üstü kuşaklar yeni kuşaklardan daha şanslıdırlar.

Onlar en azından bisiklet kullanabilmişler; işlerine bisikletle gidebilmişler, güzel havalarda bisikletle gezinebilmişlerdir.

Daha şanslıydılar; rahatlıkla Bandabuliya’ya, Arasta’ya bisikletleri ile çıkabilmişler;

Seyyar bir mahallebiciye, bir fıstıkçı veya dondurmacıya ya da bir sandviççiye bisikletleri ile uğrayabilmişlerdir.

Domatesi ve salatalığı tadında yedikleri dönemi yaşadıkları için çok şanslıdırlar.

Domates domates gibiydi, salatalık salatalık gibi.

Yaz geldi mi Kıbrıs’ta yetişen çileği, bostanlarda yetişen karpuzu, dalında pişen Trodos elması ile şeftalisini ve Limnidi bananası ile verigo üzümü tadında  yediklerinden böyle bir dönemi yaşadıkları için şanslıdırlar.

Şanslıdırlar çünkü dün ile bugün arasındaki farkı ve memleketin nereden nereye sürüklendiğini daha iyi bilirler.

Sosyal bir hayat olarak bir daha eşine benzerine rastlanmayacak olan o açık ve kapalı sinema günlerini yaşadıkları için çok şanslıdırlar…

Victoria Kız Lisesi, Lefkoşa Türk Kız Lisesi ve Lefkoşa Türk Lisesi dönemini yaşamak gerçekten güzeldi ve o dönemler ileriye yığınla anı biriktirecekti; işte, o günleri yaşayanlar çok şanslıdırlar.

Hamamların henüz kapanmadığı o dönemlerde hamamlara gitmenin bir ritüel halini aldığı o hayatı yaşamak; Lefkoşa’nın dar sokaklarında her kapıya seslenerek dolaşmak ve her evde bir dikiş makinesinin olduğu o günleri yaşamak her nesle nasip olamazdı.

Pikaplarda ve ahşap radyolarda şarkılar dinlemek ve hisar boylarına dizilen hasır sandalyelerde oturup kahve yudumlayarak nargile içmek eşine benzerine rastlanacak görüntüler değildi; muhabbettin, dostluğun, bir arada yaşamanın resmiydi olup bitenler.

Ve hayatta olup da o dönemi yaşayanlar gerçekten çok şanslıdırlar…

Köylerin henüz köy olduğu, köy otobüsleri ile köylere giderken o kerpiç evlerden ibaret köy evlerinin ve göz alabildiğine uzanan bostanların göründüğü, ovalarda tarlalarda çobanların hayvanlarını güttüğü, etrafta akbabaların gruplar halinde leşlerin üzerine üşüştüğü o köy hayatını solumak, yaşamak bambaşka bir dünyaydı…

Sokaklarda bir ayak, saklanbaç, i sende, topaç ve pirili oyunlarının oynandığı, hisarlarda lingiri oynanıp uçurgan uçurulduğu o dönemler nasıl unutulur?

Atatürk, Yenicami, Haydarpaşa ve Selimiye ilkokullarında okuyanların çocukluk anıları ve o anılarda yer alan ilkokul öğretmenleri nasıl unutulur?

O dünyayı yaşayanların anıları romanlara, şiirlere, şarkılara konu olur…