Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İKİ ÜÇ GÜNE SIĞDIRILAN BÜYÜK GELİŞMELER

Geçen hafta, merkez üssü payitaht Lefkoşa’nın olduğu, klasik ifadesiyle müthiş bir siyasi trafik yaşandıydı. Şöyle ki:

3 Mart 2021’de Erdoğan,  kurucusu olduğu “Dünya Ekonomik İşbirliği Teşkilatı” 14. Liderler Zirvesine canlı bağlantı ile katılıyor ve yaptığı konuşmada, KKTC’i işaretleyerek şöyle diyordu:

“TÜM üyelerimizi KKTC ile ilişkilerini geliştirerek, maruz kaldığı haksızlıkların üstesinden gelmesine yardımcı olmaya davet ediyorum..”

(Önce kısa adı “DEİT” olan Ekonomik İşbirliği Teşkilatıyla ilgili bilgi verelim: TC ile İran ve Pakistan’ın kurduğu, arkasından 1990’larda Rusya Federasyonundan ayrılıp bağımsızlıklarına kavuşan Türk Cumhuriyetlerini de bünyesine katan on üyeli ve bir gözlemci üye ülkeden oluşan ekonomik ve Kültürel işbirliğine dayalı bir örgüt..”

Kısaca şu anda da Erdoğan’ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetiyle ilişkilerini geliştirmeye davet ettiği ülkeler…  PEKİ önemi? Ankara ilk kez kendi ekonomik işbirliği teşkilatında yer alan bu on bir üyeli Ekonomik örgüte dahil ülkelere KKTC için bu kadar açık ve net çağrıda bulunmaktadır.. “Neden önemlidir” diyorum: Çünkü: Yıllar yılıdır, mesela ben de köşemde “Türkiye’nin hiç mi bizi tanıtacağı, bizimle işbirliği yaptıracağı dolayısıyla KKTC’de temsilciliklerinin de bulunacağı dostu olan ülkeler yoktur”diye serzenişte bulunuyordum! Mesela Azerbaycan, Pakistan gibi ülkeleri anıyor, “neden KKTC’i tanımasınlar diyordum.” İŞTE şimdilerde Erdoğan bu on bir üyeli “Dünya Ekonomik İşbirliği Teşkilatı” gibi örgütlü bir kuruluşa çağrıda bulunuyor ve KKTC ile ticari ilişkiler kurmalarını istiyordu.

***

ÖTE YANDAN: Erdoğan cephesindeki bu gelişmelere bir iki günlük o zaman diliminde Başbakan Ersan Saner Ankara’daki temaslarıyla katılıyor ve beraberinde TC’nin KKTC bütçesine aktardığı 3 milyar 250 milyon TL’e baliğ olan parasal katkı ve 20 bin doz virüs aşısıyla Lefkoşa’ya dönüyordu! Parası da aşısı da büyüktü..

Dönüşünde yaptığı açıklamasında ise “Kıbrıs konusunda TC ile hemfikiriz” diyordu.***VE daha takvim yaprakları değişmeden  ayni zaman diliminde Türkiye’nin Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, beraberinde kalabalık bir heyetle KKTC’e geliyordu. Geliyordu ve daha UBP’nin kuruluş günlerinde Maliye Bakanı Salih Coşar’ın çabalarıyla TC-KKTC arasında oluşturulan “Kıyı Ticaretinin” önündeki engellerin kaldırılacağı müjdesini veriyordu..

Yani KKTC ile TC ticari ilişkilerine yeni bir ivme kazandırıyordu.

(Buna karşın ben çok hayıflanıyordum. Çünkü yıllar yılı bu ‘köşemde’ “bizim TC ile bir kıyı anlaşmamız varken Mersin gümrüğünü bile aşamamamız ayıptır” diye yazdıklarımı hatırlıyor, rahmetlik Orhan İtimat’ın Mersin’in o gümrük mevzuatları karabasanında harcanarak ölümüne neden olunduğunu yeniden anımsıyordum!”

Salih Coşar’ın yıllar yılı “bizim TC ile yeni ticaret ilişkilerine ihtiyacımız yoktur. Zaten bir kıyı Ticareti anlaşması var. Yeter ki çalıştırılsın” dediğini de unutamıyordum..

VE yıllar yıllar sonra Pekcan ile beraberindeki heyet “kıyı ticaretinin güncelleştirileceğini” açıklarlarken boşuna geçen zamanlara acıyordum!

Ne var ki Pekcan, Ekonomi ve Enerji Bakanı Arıklı ve bazı iş insanlarıyla yaptığı toplantıda KKTC ürünlerinin dış ülkelerde sorunsuz şekilde ihracatını gerçekleştirmeyi amaçladıklarını vurguluyordu ki “inşallah bu kez başarılır” diyor teselli buluyordum.

Tabi ki  Erdoğan’ın da işaret ettiği Dünya Ekonomik İşbirliği Teşkilatı ülkeleriyle başlatılacak bu ekonomik ilişkiler  dönemini yeni bir “açılımın umudu” olarak önemsiyordum.

Kısaca Erdoğan DEİT’i oluşturan üye ülkelerin “KKTC ile ilişkiler kurmaları çağrısında bulunurken  ekonomik alanda yeni bir sayfa açılıyor dedirtiyor…

***AYNİ GÜN: Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AKP İstanbul milletvekili Akif Çağatay Kılıç da Maraş’ta incelemelerde bulunuyor ve şunları söylüyordu:

“Maraş’ı tüm insanlığın faydalanabileceği bir olanak olarak görüyoruz.”

***

ÖTE YANDAN:  Sn. Cumhurbaşkanı Tatar TC’deki Ekonomik İşbirliği Toplantısına tele konferansla bağlanarak 5+BM’ler gayrı resmi toplantısına niyet ve yaratıcı tutumla katılacağını beyan ediyor ve ekliyordu:

“Tartışılmaz gerçek adada tam teşekküllü iki ayrı devletin olduğudur.  Kıbrıs’ta kalıcı bir anlaşma ancak eşit iki egemen devlet temelinde olur.”

Öte yandan kısacık zaman diliminin arasına sıkışan Sn. Tatar ile Borel’in görüşmesi gerçekleşiyordu.. Sn. Tatar’a göre de oldukça tartışmalı geçen görüşmede Sn. Tatar Borel’e AB’nin tarafsız olmadığı için müzakerelere katılmasının mümkün olmadığını söylemiş! ***

YOL AYIRIMINA MI GELDİK? İki üç güne sıkışan bu son “siyasi gelişmelerden” anladığımız şu oluyor: Federasyon tezi çökmüştür.  KKTC ilk kez TC’nin de devreye girmesiyle mesela Dünya Ekonomik İşbirliği Teşkilatıyla (umut ederiz dediğimizce) bir ilk olması gereken yeni ticari ilişkiler girişimleri baslatıyor. Bu ülkelere dayanarak  çözüm olasılığını adadaki iki ayrı devletin kendi siyasi iradeleriyle içinde bulundukları ülkeler arası ittifaklar çerçevesinde kullanarak iki devletliliği kalıcılaştıracak yeni bir dönem başlatılabilinir.***

ÖTE yandan Amerika’nın Türkiye’nin Trakya’da tam karşısındaki Dedeağaç’ta askeri üs oluşturması.. AB’nin açıktan Yunanistan’ı desteklemesi.. ABD’li Biden’in Türkiye’ye şaşı bakması.. Makron’un iflah olmaz Türkiye alerjisi, zaten çok iyi bilinen Yunistan-Rum düşmanlığı..Falan…

Türkiye’yi Kıbrıs’a daha sıkı sıkıya sarılmaya zorunlu hale getirirken, 46 yıldır sürdürülen esnek politikaların artık bir işe yaramadığı da görülüyor.  Ve yeni bir politika değişikliğiyle Mısır’la iyi ilişkilere yönlenirken  Doğu Akeniz’de ortak çıkarları gözeten yeni ittifaklar oluşuyor.

Kısaca Kıbrıs siyasi sorunu ilk kez “lehimize” ivme kazanıyor. Bu fırsatı çok iyi kullanmamız gerekir..

NOT: Yarın “bu gelişmelere hazır mıyız” diye soracağız!