Haberlere göre Rum tarafı savaş gemisi alacakmış.
İsrail de iki karakol gemisi verme meselesini yeniden gündeme getirmeye hazırmış.
…
Bir gün deli hastanesinde yatan biri kendini öldürmeye karar verir.
Eline ip alarak bahçeye çıkar.
Sonra ipin bir ucunu ağaca, diğer ucunu beline bağlar.
Birkaç dakika sonra hemşire gelir ve
-Aa sen ne yapıyorsun böyle, der.
Hasta,
-Görmüyor musun? Kendimi asıyorum.
Hemşire,
-Tamam da madem ki kendini asıyorsun, ipi boğazına bağlaman gerekir, beline değil.
Deli,
-Ee o zaman nefes alamıyorum…
…
Savaş gemisi de alınsın bakalım…
…
Rum komşularımızın İsrail ile dostluklarına diyecek yok.
Zaman değişir tabii.
Zamanın da ruhu var.
Bir dönem başka, bir dönem başka…
…
Henüz Osmanlı adaya gelmezden önce, 1563 yılında Kıbrıs’a gelip ailesi ile burada kalan İtalyan yazar Pesarolu Elias’ın Rumlar hakkındaki izlenimleri şaşırtıcıdır.
Onları aşağılayıcı bir dil ile suçlayan, ne hırsızlıklarını, ne dolandırıcılıklarını bırakan gezginci, Rum ahalinin Yahudiler karşısındaki tutumunu da anlatır.
Der ki,
“Dünyanın bütün altınlarını verseler bile, bir Yahudi’nin elinin değdiği herhangi bir şeyi yemezler ve asla mutfak eşyalarını kullanmazlar.”
…
Diyelim ki bir Yahudi alıcı, bir Rum satıcıdan bir şey satın alacak.
Yahudi o mala elini asla süremezmiş.
Derdini sözle anlatmak durumundaymış…
…
Zamanın ruhu değişti.
Şimdi,
İhtimal,
İsrail’in savaş gemilerini kullanacaklar…
…
Rumları o dönem üzerinden görmeye gerek yok.
Ama, ipi bellerine bağlamaya da gerek yok…
…
Bizim durumumuz daha farklıdır.
…
İki akıl hastası havuzun başına gelirler.
Biri hemen havuza atlar suyu içer ve azıcık içtikten sonra tükürür.
Bunu gören diğer deli,
-Ne yaptın sen şimdi? diye sorar.
Havuzdaki deli,
-Geçen gün iki şeker atmıştım, tatlı oldu mu diye bakıyordum ama olmamış.
Diğer deli şaşırıp akıl verir:
-Sen deli misin nesin yahu, karıştırsana!..
…
Karıştırın…
































