Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İKİ AYRI DEVLETİN KENDİLERİNİ FESHEDEREK FEDERASYON OLUŞTURDUKLARI NEREDE GÖRÜLDÜ?

Kıbrıs sorunu her ne kadar 1974’de başlamamış,  öncesinde de yığınla kanlı canlı olaylar,  müzakereler yaşanmışsa da;  1974 inadına bir tutumla  sorunun başlangıcı olarak kabul ediliyor…
Nedeni bellidir: Türkiye’nin Barış Harekâtı gerçekleşiyor, Türkler ve Rumlar iki ayrı bölgede toplanıyor ve adada ilk kez de fakto da olsa Kuzey’de  ayrı devlet oluşuyor…
Tabii Kasım 1974’te BM’ler Genel Kurulu’nda 3212 sayılı karar alınıyor ki  siyasi sorunun kilitlenmesinin en büyük nedeni oluyor:   Çünkü Türkiye’nin de onayladığı bu kararın daha 1. Maddesi şöyle diyor: “Bütün devletleri Kıbrıs Cumhuriyetinin egemenliğine, bağımsızlığına, toprak bütünlüğüne  ve bağımsızlık siyasetine saygı göstermeye ve bu devlete karşı bütün eylem ve müdahalelerden kaçınmaya çağırır…” 
Tabii bu BM’ler kararında   “bütün yabancı askerlerin çekilmesi yanı sıra  iki halkın eşitliğini vurgulayan  ifadeler de yer alıyor…
…Aradan kırk yıl geçti. “1974’te iki halk kendi tercih ve siyasi iradeleri ile  kendi kaderlerini tayin etme hakkında Güney ve Kuzey’de toplandılardı.  Kırk yıldır da  “Kıbrıs’ın tüm devleti olduğunu iddia eden Güney Rum Yönetimi’ne karşın Kuzey’de Meclis’i,  Anayasa’sı,  demokratik seçimleri,  tüm organları ile bir devlet vardır…”
İŞTE SORUN HALİNE GETİRİLEN BU İKİ BÖLGELİLİKTİR: Asıl istenen de Kuzey’deki Türk Devleti’nin yıkılıp Güney’deki Rum Devleti’ne intikal etmesidir!  Tabii adını böyle koymuyorlar. “Tek vatan tek devlet”  diyorlar:          Açıkça yazalım:  Dünyada var olan iki devletten birinin kendini feshederek diğer devletle “federasyon” oluşturduğu görülmüş değildir.  Varsa eğer cahilliğime bağışlayın!   Ha,   eğer deniyorsa ki  “fakat Kuzey’deki devlet değil,  illegal bir örgütlenmedir”  amenna!  Çünkü böylesi bir iddiayı en çok savunması gereken  CTP bile    “devletin iktidarı olmak için seçimler üstüne seçimler yapıyor,  KKTC’nin Devlet hiyarerşisi içinde de hükümet oluyor…  Bu kadar açık ve net!    
Tabi karşıt cepheler ve Anastasiadisli Rum liderliği için her zamanki gibi çözüm konusundaki  fedakârlık  yine   Kuzey’deki Türk Devleti’nden  bekleniyor.  Lafın kısası söyledikleri şu oluyor:  “Kurduğun devleti yık,  gel Güney’deki Rum devletinin alt kümesi ol!”
Kısaca dünyada  “federasyonlar”  yıkılıp yerine devletler oluşurken,  Kıbrıs’ta kırk yıldır mevcut olan iki devleti yıkıp yerine federasyonu ikame  etmek istiyorlar…  Hem BM’ler  hem de AB!
Tabi olur.  Olur da siyasi eşitliği içeren iki bölgeli iki toplumlu şekliyle… Ki bugün Anatasiadis’le yemek yerken görüşecek olan Eroğlu son demecinde bu durumu şöyle izah etmişti:  “İyi komşuluk ilişkileri içinde yaşamasını öğrenirsek Kıbrıs’ta zaten şu anda barış vardır…” 
Yapılacak olan kırk yıllık bu barışın üzerine KKTC’deki mevcut iki bölge iki halk gerçeğini dağıtıp parça körçe etmeden çözümü giydirmektir…     
**********    
KIBRIS TÜRK HALKI DAHA NE KADAR AKTİVİST OLACAKTI Kİ?  
    
Şimdi kalkıp da  “her şeye burnunuzu sokarsanız,  müzakerecileri zor durumda bırakırsınız”  diyeceğiz ama ayıp olacak!  Çünkü burunlarını  sorunun her bir yanına sokup asıl karıştıranlar görevleri de olsa  bizatihi gazetelerin “köşecileridirler!” Dolayısıyla diyoruz,  bu memlekette herkeslerin açıkça görüşlerini ortaya koyması haklarıdır…
Nitekim de öyle de olmaktadır.  Mesela TDP’nin yeni genel başkanı Cemal Özyiğit diyor ki   “Kıbrıslılar ayağa kalkmalıdırlar… Bir senaryo hazırlanmakta  ve birileri bizim adımıza karar vermektedir… Bu böyle olmamalıdır,  iki toplum bu süreçte aktif rol almalıdırlar…”
“Bizim adımıza o birileri”  dediği tabi ki Ankara’dır!  “Kıbrıslılar aktif rol almalıdırlar” lafına gelince. Maşallah memleket bugünkü aktivitesini hiçbir devrede yaşamadıydı…  STÖ’leri Güney’le ikili temaslardan tutun da siyasi iradeyi belirlemeye kadar varan görüşlerini konfetiler gibi havada uçurtmaktadırlar…
Maraş’ın iadesinden KTFF’nin bir alt küme olarak KOP’a üyeliğine…  Türk-Rum işadamlarının işbirliği arayışları için bir araya gelmelerine…  Dahası Türk halkının batan Rum ekonomisine destek vermek için  Güney’e akıp akıp  alışveriş yapmalarına…  Kuzey’deki mülklerinin işgal altında olduğunu söyleyen  Rumları    memnun ve mutlu  etmek için  ikide birde  “Türkiye dışarı”  demeyi  vazife bilen   kesimler midir  “kırk yıldır felç  olmuşlar gibi yerlerinde oturanlar?”  Her gün bir yeni çözüm üretip bunu taraflara dayatmaya çalışan kesimler midir etliye sütlüye karışmayanlar? 
Ya maazallah bir de yerlerinden kalkıp “çözüm” diyerek kükreselerdi!  
     **********     

MERAK İŞTE:  “KOALİSYON HÜKÜMETİNİN ÖMRÜ NE KADARDIR?”
Şimdi bir merak bastı: CTP-BG ile DP-UG hükümetinin ömrü ne kadar olacaktır?  Yahut şöyle diyelim:  Her şeye karşın S.Denktaş ile Yorgancıoğlu yola devam edip düşman mı çatlatacaklar yoksa bir yerde kopup asıllarına rücu mu eyleyecekler…
ÇÜNKÜ:  Bu koalisyon hükümeti  çok tatsız bir siyasi ortamda oluştu.  UBP cephesi Küçük’ün tutumu nedeniyle parça körçe olup seçimlerden yenik ayrıldı.  CTP cephesi ise  “parti bünyesinde gelişip üstlere taşınan”  “yenilerin”  baskısı altına  girdi…
Dolayısıyla hem siyasi hem  sosyo ekonomik sorunlara yönelik  “bakış açıları”  değişirken,  devlet kademelerinde  “kaçınılmazlığı”  ortada olan reformlar da  “farklı görüşlerle”  değerlendirilmeye başlandı…
Mesela Yorgancıoğlu’lu CTP için KTFF Başkanı Hasan Sertoğlu’nun kendi inisiyatifini kullanarak KOP’la ilişkiye girmesi,  özerk bir kurumun demokratik hakkı olarak değerlendirildi.  Zaten CTP’nin misyonu da bunu gerektiriyordu…
Fakat DP’li Serdar Denktaş için KTFF ancak KKTC sınırları kadar özerk ve haklara sahipti ki  o sınırları aşıp Güney’in KOP’u ile ilişki kurması demokratik hakkı değil,  siyasi yönden Kuzey’i Rum’a bağımlı kılan aksi büksü bir işti! 
Nitekim iki koalisyon ortağını bu konuda uzlaştırmak mümkün olmadı,  sürtüşme devam ederken  Serdar Denktaş,  KTFF’ye 400 bin TL’lik bağış kararının  altına    henüz imzasını atmadığını söyledi…  Öte yandan UBP döneminde istihdam edilen geçicilerin durdurulmalarına da karşı çıktı… 
Belli ki iki parti başkanının aralarında kolay kolay aşılamayacak  “sorunlar”  vardır ve bunlar CTP kanadında  “genç kadroların baskılarından”  kaynaklanmaktadır…   
PEKALA AKANSOY PARTİ BAŞKANLIĞINA SEÇİLİRSE NE OLACAKTIR?  Her ne kadar Akansoy  “Parti başkanlığı başka Başbakanlık başka”  demiş de olsa  değil işte!                
“Parti politikası Başbakanı her zaman bağlar!”  Bu tek ifade bile eğer Akansoy seçilirse  “öncesi CTP olmayacaktır”  yargısına mim koyar…  O zaman da büyük olasılıkla koalisyon hükümetinde çatlaklar daha büyür,  zaten hükümet rölantide,  tekmilinden yan yatar!