Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İKİ AÇIKLAMA: (BİRİ İNGİLİZDEN BİRİ RUMDAN! YA TC İLE KKTC?)

HAMMOND NE DEDİ? Dün “Köşemde”  bölgedeki ateş çemberi ile sarılan Kıbrıs’ın  stratejik yönden büyük önem kazandığını anlatmaya çalıştıydım.   Değerlendirmemim üzerine     “ispatı kendinden menkul” iki “açıklama” düştüydü.  Birisi İngiltere Dışişleri Bakanı Hammond’du. Rum basınına verdiği demeçte “Ülkesinin gelecekte Kıbrıs’ta ne tür bir rol oynayabileceğine dair peşin hükmü olmadığını, her hangi bir özel rol talep etmediğini, süregelen müzakere prosedüründen çıkarlarının bulunmadığını, İngiltere’nin iki toplum arasında işleyebilen  çözümün sağlanmasını istediğini söylüyor ve ekliyordu: “Birleşik Krallığın  çözüm sonrasında  üs bölgesinden toprak verme teklifi geçerlidir. Üslerin  yalnız İngiliz ordusu açısından değil, bölgedeki güvenlik ve istikrarı açısından da önemi çok büyüktür…”
NEOFİTU NE DEDİ? Bir diğer açıklama, Anastasidis’in de mensubu olduğu Disi partisinin genel başkanı Averof Neofitu’dan geldiydi. Kısaca  söylediği şuydu: “Anastasiadis de Disi de Kıbrıs Helenizmini tehlikeye atacak bir çözümü kabul etmeyecektir…” Neofitu “Mülkiyet konusunda da şunları söylüyordu: …Demopulos kararı nedeniyle toprak konusunda ciddi ve hassas sorunlarla anlaşmazlıklar vardır. Kategoriler ve kriterler oluşturuluyor. Büyük savaş verilmesi gereken yer de burasıdır. Kategoriler ve kriterler ne olursa olsun bizim tarafın siyasi yaklaşımı değişmeyecektir. 1974’den bugüne kadar olanları görmeden bütün mülklerin yasal sahiplerine iade edilmeyeceğinin anlaşılması gerekir… Bizim açımızdan bu konu nettir: Toprak düzenlemesinde Rum tarafına ne kadar çok bölge verilirse mülkiyet sorunu o kadar azalacaktır! Kıbrıs sorunu ‘çapraz’  ve ‘başlıklar  evlendirilerek’ (harmanlanarak) müzakere edilmedir dememizin nedeni de budur!..”
KISACA: Diyor ki İngiltere Dışişleri Bakanı  “üssü terk etmemiz söz konusu değildir!” Diyor ki Disi Genel  Başkanı “Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır… Kuzey’deki mülkümüzden  ne kadar çok kaparozlarsak mülkiyet sorunu da o nispette azalacaktır…”
BİZ NE DİYORUZ? Müzakerecilerimizin ne dedikleri açık ve net:    “Çözüm isteriz!”  Oldu mu? Ki başından beridir “karşımızdakiler” İngiltere de dahil hep “kırmızı çizgilerini”  öne çıkararak “böyle çözüm olmalıdır” diyorlar! Bunun son  turfandası da  Hammond ve Neofitu oluyor!
YA ANKARA: Dün yazdık. Eğer “ben garantörlükten vaz geçerim yeter ki çözüm olsun” derse, hem bölgedeki büyük rolü ile Doğu Akdeniz’deki stratejisini yitirecektir hem artık kendisi için çok daha önemli konuma geçen Kıbrıs’taki varlığını kaybedecektir!
     **********     

SIKIŞAN EKONOMİYİ RAHATLATMAK: (SUNAT ATUN’UN TASAVVURU.)
Büyük umutlarla açılan dükkânların bir süre sonra “kapandıklarını” gördüm mü üzülüyorum. Çünkü çoğunluğu genç olan insanlardır bunlar. İşsizliğin kader haline geldiği memlekette “çoğunun ana baba parası yahut bankalardan aldıkları kredilerle oluşturdukları işyerlerinde nasıl sabahtan akşama müşteri gözlediklerini görmek insanı kahreder…
Gizli işsizliğin   kol gezdiği KKTC’de “büyüklerin” ahvali de iyi değil. 2004’lerden sonra inşaat sektörü ile gelişmeye başlayan KKTC’deki cemaat esamesindeki nüfusumuzun istese de tüketemeyeceği orandaki çapımızı aşan türlü çeşitli üretimlerine karşılık  ambargolar nedeniyle kısır kalan ihracattan dolayı artık orta ve büyük ölçekli işyerlerinde de kriz var!
Zaten eğer bir ülke ihracatından çok ithalat yapıyorsa, dıştan yatırımlar dolayısıyle sıcak para alamıyorsa işi nanaydır demek için ekonomist olmaya gerek yoktur, mal zaten meydanda!
SUNAT ATUN’UN ÇIKIŞI: Önce parantez içinde vurgulayım.  “Ne varsa gençlerde var”  diyoruz ya!  Söylemi “yalana” irca etmeden  kendilerini ispat ediyorlar..  Aslında çok ayrı bir araştırma konusu olmalıdır: Çünkü geleceğin KKTC’sini gitgide genç bir kuşak devralmaya başladı. Üstelik genç oluşlarının dinamizmini  “gelişimin devinimi” yapmak için büyük çaba sarf ediyorlar.  Ticaret ve Sanayi Bakanı Atun’u bu cümlemin içine koyuyorum. Çünkü gittikçe daha çok sıkışan KKTC ekonomisine nefes aldırmak için çalışıyor. Son tasarısı da şu oluyor: “Güney’le karşılıklı mal, sermaye ve hizmet akışının serbest olarak sağlanması…” Mesela şöyle diyor:
“Bugüne kadar açılan kapılar daha çok sosyal içerikliydi. Sadece iki kapıdan Yeşil Hat Tüzüğü gereği sevkiyatlar yapılmaktaydı… Yeşil Hat Tüzüğü gibi artık işlevini yitirmiş ekonomik ilişkileri bir kanara koymak gerek. Mesela Haspolat sınır kapısı belki de KKTC ile Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin sanayi bölgelerinde endüstriyel bir güzergâh üzerinde kısmi olarak entegre edilebilir…”
Bakın bu adada çözüm olmasa da artık Rum tarafı ile ekonomik ve sosyal ilişkilerin devam edeceği gerçeğini kimse yabana atamaz! Ancak zaten başından beridir verimli çalışmayan Yeşil Hat Tüzüğü yerine iki bölgenin sanayi bölgelerinin birbirleri ile entegre oluşumlarda “ticari ilişkiler”  kurması çok daha yararlı olacaktır..  (Tabi Rum tarafı bu olaya ne kadar sıcak bakar belli değildir)
Yine hatırlatırız: Atun, Kıbrıs’taki bazı yerel ürünlerimizin TC’de marka haline getirilmesi için çalışmalar yapılacağını da açıklıyor!  Ve tabi bu kez Türkiye için parantez açıyoruz.  (KKTC’ye sıfır gümrük uygulanmadan üretimimizi dolayısıyle ihracatımızı ayağa kaldırmak mümkün olmayacaktır.)
      **********
KISACA TAKILDIĞIM: (KAMU HİZMETİ KOMİSYONUNUN KARARI!)

Rahmetlik Taşkent Atasayan  anlatırdı. İngiliz döneminde Limasol’da sabahın daha ilk saatlerinde posta dairesini teftişe giden İngiliz müfettiş, hemen pullarla satıştan elde edilen paraya el koyar, sayımını yapar ve 2 kuruş eksik bulur.  Sorar, Rum memur şöyle der:  “Her gün 3 kuruşa gazete alırım.  Bugün cebimde bir kuruş bozuk vardı. Çekmeceden daha sonra yerine koymak için 2 kuruş aldım…”     Memur müfettişin raporu ile “tart” edilir. Yani işinden atılır. Nedeni de şudur: “2 kuruşu alan, yarın iki lira da alır daha çoğunu da!”
Yıllar sonra bizim Kamu Hizmetleri iki memuru cezalandırarak işlerinden durdurdu. “Hem çok geç hem de birisi şaibeli! Demek ki kamu hizmetinde  düzen kurmak için kırk fırın daha ekmek yememiz gerekiyor!