Köşe Yazarları

İçişleri Bakanı ve PGM açıklama yapmalıdır…


Lefkoşa Belediye Başkanı Mehmet Harmancı’nın söyledikleri, ilgili makamlardan açıklamaya muhtaç.

Harmancı Lefkoşa Surlariçi’nde geçtiğimiz hafta insanların ortasında meydana gelen kavgayı kast ederek diyor ki:

“Olay ülke genelinde yaşanan mafyalaşmanın, gece kulüplerinde yaşanan rant kavgalarının genele yayılmasıdır. Bu bölge özelinde, işletmelerin huzurunu kaçırıp haraç ve rant elde etmeye çalışanların Ekim 2018 tarihinde isim isim, doğum tarihlerine kadar nerede yaşadıklarına kadar yaptığımız tespitleri bu konuya ilişkin en üst makama bildirdiğimizi de belirtmek isterim”.

Hem esnafın haraç çeteleri iddiası doğrulanmış oluyor, hem de yetkililerin olayı bildiği halde üstüne gitmediği…

İkisi de birbirinden korkunç.

Polis kadar, zabıta da bölgede.

Demek ki, polisin görmediğini zabıtalar tespit etmiş. Hem de kimlik bilgilerine kadar.

Bu bilgiler “en üst makamlara” da iletilmiş.

Ben bu en üst makamdan, önce İçişleri Bakanı’nı, sonra da Polis Genel Müdürü’nü anlarım.

İşte açıklama yapması gereken makamlar bunlar.

Kentin Belediye Başkanı söylüyor bunları, kentin sorumlularından biri, inkar edilemez bir durum.

Görülen o ki, bu arkadaşlar takibe alınmamışlar.

İşlerini rahat rahat görmeye devam etmişler.

Neden?

İşte bu iki makam neden bu ihbarların ciddiye alınmadığını bize açıklamalıdırlar.

Diken üstünde oturan KKTC halkının bunu bilmeye hakkı var.

Nedir bu?

Umursuzluk mu?

Belediye Başkanı’nın uyarısına kulak asmamak mı?

Birilerinin ayağına basmaktan geri durmak mı?

Kim engellemiş?

Ne olmuş, bilmeye hakkımız var.

Harmancı’nın söylediklerini duyduktan sonra, adadan göstere göstere tüyen soyguncuların, ya da sokak ortasından adam vuranların buna nasıl cesaret ettiğine, sonrasında nasıl adayı terk ettiklerine hiç şaşmıyoruz.

Siz kabul etseniz de etmeseniz de bu ülkede bir iç güvenlik zafiyeti vardır.

Ve o zafiyet, ne polis sayısının azlığıyla izah edilebilir, ne de bir müdürü alıp, yerine başkasını getirmekle çözülebilir.

Bunu iddia etmek tam bir kolaycılıktır.

Önce bu ülkenin makamları olayın ciddiyetine vakıf olmalıdır…

 

 POLİS DE POLİS…

Baktım dün Meclis’te de olay polisin başına yıkılmaya çalışılıyor.

Muhalefet de, bizzat İçişleri Bakanı da.

Yapısal sorunlar, sayısal yetersizlikler falan.

YDP’nin “Polisi güçlendir, daha fazla polis al” ısrarının, asayiş olayları kadar başka konularla da ilgili olduğunu düşünürüm. Hani istihdam falan gibi…

Ama 1,5 yıldır İçişleri Bakanı olan biri “yapısal sorunlardan” bahsetmemeli.

Olaylar olunca mı ortaya çıktı bu sorunlar?

Daha önce bilinmiyor muydu?

Gidermek adına neden hiçbir şey yapılmadı?

Dedim ya, olaylara “polis” bağlamında bakmak zaten yanlış.

Sokakları esir alan çeteleşmeyi, suç oranlarındaki artışı polis mi çözecekti yani?

YERİN KULAĞI VAR

TATAR’IN ZOR SINAVI:

UBP’nin iktidara gelmesiyle birlikte mevki ve makam bekleyen birçok partili hükümetin önündeki en büyük sorun haline geldi. Parti içinde atamalarla ilgili ciddi tartışmaların yaşandığı, atanamayan bazı bürokratların krize neden olduğu iddia ediliyor. Aslında tüm bunlar, Başbakan Tatar’ın göstereceği kararlılık, onun ileriki günlerde parti içindeki gücünü de etkileyecek. Öyle görünüyor ki Tatar’a en sert muhalefet Meclis’te değil, kendi partisinden gelecek…

 

“HALK SEÇTİ, HALK GÖTÜRÜR”:

Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştı ya, bizim “milliyetçi koro” yine her telden söylemeye başladı. Akıncı’yı sever veya sevmezsiniz, Kıbrıs sorununa yönelik siyasetini de beğenmeye bilirsiniz ancak, “Akıncı görüşmecilik görevinden alınsın” gibi ipe sapa gelmez söylemlerle cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik siyasi rant elde edemezsiniz. Yüzde 60 oyla seçilen birisi için kararı verecek olan halktır. Serdar Denktaş’ın dediği gibi, “Halk seçti, halk götürür”…

 

ULUSLARARASI KRİZ:

Rumların Fatih araştırma gemisi personeline yönelik çıkarttığı tutuklama kararının yankıları sürüyor. Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, olayda İsrail’in parmağı olduğunu iddia ederek, Rum yönetiminin tutuklama kararını tek başına almasının mümkün olmadığını, azmettirenin Brüksel ve Washington olduğunu iddia etti. Sanki bizim dertlerimiz yetmezmiş gibi, şimdi de uluslararası bir krizle karşı karşıya kaldık…

 

YORUMSUZ:

Bülent Kanol sosyal medyada paylaşmış; “Şimdi benim biraz kafam karıştı…Bizim yeni politikamız iki ayrı devlet ve kadife ayrılık.. Tamam… Bu demek ki biz kuzeyde, onlar güneyde.. Yalnız bizimkiler şimdi tutturmuş biz güneyde bulunacak gazda ortağız diyorlar… Biri bize bu ortaklığın nasıl olacağını açıklasın”.

 

HEDEFTE ARTIK İRAN:

Irak’ın başına gelenlerin gerekçesi, Saddam’ın nükleer füzeler ürettiği iddiasıydı. Oysa Saddam’ın bu denemeleri yapmaktan çoktan vazgeçtiği yakalandıktan sonra anlaşıldı. Saddam’ı sorgulayan CIA yetkilisi bu ifadeleri üstlerine ilettiğinde, itibarından da olmuştu. Şimdi sırada İran var. ABD, İsrail’i konuşturuyor, “İran atom bombası imal etmeye çok yakın”. Asıl yakın olan doğuda yeni bir cephenin açılacak olması bence…

 

BU KÖTÜ: Kendi içimizde hırsıza uğursuza alıştık da, işin içine Güney Kıbrıs girince, hepimizi etkileyecek sonuçlar doğurması muhtemel. Adamlar öylesine cesurlaşmışlar ki, güneyden araba çalmışlar, sahibinden fidye istemişler. O araç kuzeye nasıl geçmiş, nasıl olmuş da kimsenin haberi olmamış? Bu işlerin önü alınmazsa, bizler her birimiz güneyde birer potansiyel suçlu muamelesi görebileceğimiz gibi, kuzeye geçen Rumları da korkutacak.

ZİRVEDEKİLER

Ali Baturay: “Artık huzurumuz yok… Ekonomik olarak da rahat bir ülke değil Kuzey Kıbrıs ama parası olanın da huzurunun olduğu pek söylenemez. İnsanın kendi ülkesinde yabancılaşması kadar kötü bir şey olamaz herhalde. Halkı kendi ülkesinde yabancılaşmış, göç yollarını tutmuşsa, yönetenlerin de bir yerde bir hata yaptıklarını kabul etmeleri gerekir. Bu ülkede yaşamayı seçenlere, çalışıp para kazananlara, eğitim görenlere, turist olarak bulunanlara tabii ki saygımız ve sevgimiz sonsuzdur ama her şeyin bir ölçüsü olmalıdır, ölçü kaçınca denge bozulur, huzur kaçar”…

DİPTEKİLER

Kıb-Tek ve Laçkalık: Devletin kurumlarında neredeyse her yerde bir otorite boşluğu, bir laçkalık var. İşte Kıb-Tek iki ay üst üste iki yolsuzluk olayı. Bir tanesi daha 4 gün önce mahkemeye çıkarıldı, şimdi çok daha büyük bir meblağla bir başkası ortaya çıkıyor. Akla eski Genel Müdür’ün ek mesai davası da gelince, otorite boşluğu iddiası yerini buluyor…

 

 

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı