Toparlanıyoruz Hareketi güzel bir site açmış, adı Şeffaf Kıbrıs…
Sitede, hükümetin vaadleri ve yerine getirilme oranı sürekli yenileniyor.
Şu ana kadar 338 vaadden,
Tamamlanan sadece 6,
Çalışmaları devam eden 85,
Hiç başlanmamış olan 247…
Vaadler verileli 10 ay olmuş, başarı oranı % 1.7…
Diğer taraftan Türkiye ile imzalanan ve KKTC’nin bir çok çarpıklığına son verecek reformlar içeren ekonomik protokolun 81 şartı vardı…
Bunlardan sadece 3’ü tamamlanmış.
Devam eden 4,
Başlanmayan 42,
Zamanı geçen 32 madde var…
Burada da karne yüz üzerinden sadece 3.7…
Ve hükümetin karne ortalaması ise yüzde 2.7…
Toplumsal hafızayı canlı tutmak önemli tabii.
Bir yerlerde açıp bakılabilecek bir arşiv bulunması da öyle.
Ancak sadece “başarımetre” takibi yapmakla kalmamalılar.
Benim Toparlanıyoruz Hareketi’ne bir önerim var…
Konu şeffaflık olduğuna göre, hükümetin karnesine eksi olarak yazılması gereken “icraatlarını” da bir bir yazmalılar oraya…
Mahkeme kararına rağmen ödenmeyen borçlarını, mahkeme kararına rağmen göz yumulan kaçak inşaatları ve denizlerin doldurulmasını, kuralları zorlayarak, hatta emirname değiştirmeye kalkarak yapılan peşkeşleri, kafaya göre dağıtılan vatandaşlıkları da sıralamak lazım… Bunlar, geri dönüşü olmayan, geleceğimizi karartan kararlar…
Hesap sormak böyle bir şey…
Mesela en son ilave edecekleri, Kıb-Tek yetkililerinin Yönetim Kurulu onayı olmamasına rağmen, Cratos Otel’in elektrik faturasında 9 milyonluk indirim yapması olmalı…
Mahkemede olan bir konu, kararı etkileyecek şekilde, savunma yapılmayarak davalının leyhine kıyak yapılarak nasıl sonlandırılabilir..?
Şimdi bu yöneticilerden bunun hesabı sorulmayacak mı?
Kafalarına göre mi yaptılar..?
Birinden emir mi aldılar..?
Bunu öğrenmeyecek miyiz..?
Bu usulsüzlük değil midir..?
Aynısını talep edenler sıraya girmeyecek midir…?
Zaten toplayamadığı 482 milyon liralık alacağı ve 200 milyondan fazla borcu olan, zam üstüne zam yaparak vatandaşa borç faizi ödeten, bu yetmeyip arka kapıdan adam doldurulan bir Kurum, bu kıyağı nasıl yapar..?
Bizler yazıyoruz, muhalefet, sivil toplum beyanatlar veriyor, ama günü gününe unutuluyor.
Bir internet sitesinde bunların sıra sıra dizilmesi, hesap sorma günü için önemli…
YERİN KULAĞI VAR
“YÖNETCİMİZ UYUYOR MU”:
Eskiler hatırlayacak, televizyon ekranlarında böyle bir reklam vardı. Ülkenin bugünkü hali işte tam buna uygun. Memleket yangın yerine dönmüş, tüm sektörler gelecek tehlikeden, iflaslardan bahsediyor ama, hükümet en ufak bir endişe duymuyor… Tek söyledikleri “bekleyip görelim…” Kardeşim bu işin bekleyecek tarafı kalmadı. Vatandaş perişan, tencere borçla kaynıyor. Buna önlem alacağınıza tam tersi, hergün zam üstüne zam yaparak ülkeyi batağa sürüklüyorsunuz. Elinizden hiçbirşey mi gelmiyor… Ey yöneticiler uyanın artık…
ORTAK KARAR ALMALI:
Mecliste temsil edilen ve edilmeyen tüm partiler Rumların aldığı “enosis” kararı konusunda ortak tepki vererek, belki de ilk kez bir birliktelik sergilemeyi başardı. Bu toplum için çok güzel birşey ama, bunun devamı da gelmeli. Rumların adada bir anlaşma için pek de istekli olmadıkları, bizim için önemli hiçbr konuya “evet” dememeleri aslında sürecin bitmesi noktasına geldi. Şimdi yapılması gereken Cumhurbaşkanı Akıncı’nın tüm partileri toplayıp, bundan sonrası için ne yapılması gerektiğini tartıştırması olmalıdır…
DOYMAK NEDİR BİLMİYORLAR:
Durum bu kadar ciddi iken hala daha “arayı düzeltmek için” Maraş’ı da verelim, limanları da açalım gibi sözde güven yaratıcı önlemleri artırma tekliflerini anlamakta zorlanıyorum. Niye hep biz katkı koyalım, esas onlara güvenmeyen bizleriz, onlar bu güvenimizi kazanmak için niye yarım adım bile atmıyorlar? Tamam limanları açalım, hatta Maraş’ı da verelim, bitecek mi sanırsınız. Yarın Güzelyurt’u, Karpazı da istemeyeceklerini kim garanti edebilir ki..?
BUNDAN KÖTÜSÜ OLMAZ:
Çoğunuz kızacak belki ama, Akıncı bugün gitse ve Anastasiadis’e “biz masadan kalkıyoruz, sizin çözüm istediğiniz yok” dese ne olur? İnanın bundan daha kötüsü olmaz… 2004’de biz ‘evet’ dememize rağman suçlanırken Rumlar, “hayır”larının hayırını gördü. Varsın dünya masadan kalkan taraf olarak bizi suçlasın, zaten bugüne kadar yaptıkları bu değil miydi? Bari bundan sonrası için kendi göbeğimizi kendimiz keselim…
ÇAKICI’NIN DURUMU YASAL MI:
TDP’den ayrılarak, TKP YG’yi kuran Mehmet Çakıcı, kendisinin Meclis’te bir partinin başkanı olduğunu söylüyor ve Siyasal Partiler Yasası’nda yapılan, “seçim dönemine kadar bağımsız kalma” zorunluluğunun Anayasa ile çeliştiğini iddia ediyor. Oysa Anayasa’nın 70. Maddesinin 1. Fıkrası; “Yurttaşlar, siyasal parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve çıkma hakkına sahiptir” diyor. O usul de, Siyasal Partiler Yasası olsa gerek. Cumhurbaşkanı’nın TKPYG’yi Meclis dışında sayması da bundan. Esas çelişki, kendilerinden kaynaklanıyor…
KİM DUR DİYECEK?:
Bu memlekette geçerli olan orman kanunlarıdır. Dileyen dilediğini yapmakta serbesttir. İzinsiz inşaat çıkmak, otelin kanalizasyonunun denize akıtmak, devlete olan yüklü miktarda borcunu ödememek ve yasalara göre halkın olduğu iddia edilen denizleri işgal etmek, dere yataklarını kapatıp inşaat dikmek, 20 Temmuz’un simgesi olan anıtı çok yıldızlı otel ve kumarhaneye çevirmek… Peki ama ülke genelinde bu yıkıma ‘dur’ diyecek kimse yok mu? Yok ki, dileyen dilediğini yapabiliyor…
ZİRVEDEKİLER
Bülent Kanol: “Biz bu toplumda ayrıcalıklı kesimiz!.. Ancak 15.30 a kadar çalışır, sonra gider kamuya giremeyen insanların alması gereken işleri de biz yapar onları işsiz aşsız bırakırız… Ya da evde keyfimize bakar kamuda işi olan insanların bizim keyfimizin gelmesini beklemelerini büyük bir hazla izleriz… Eğer birileri bizi 17.00’ye kadar çalıştırmaya kalkarsa da greve gideriz…. Kusura bakmayın ey kamu sendikaları ama bu sizinki ne eşitliğe, ne adalete, ne de örgütlü mücadele ruhuna uyar!!..”.
DİPTEKİLER
Espen Barth Eide: Rumların köhnemiş enosis idealini gençlere öğretmeye karar vermesi karşısında BM’nin nasıl bir tutum takınacağı merak ediliyordu. Dün Anastasiadis’le ve Akıncı’yla görüşmeleri vardı Eide’nin. Çıkınca, ne diyecek diye baktık, anlaşılan BM her zaman olduğu gibi görmezden gelecek. Eide, yine ezberini tekrar etmiş, “ortam iyi değil, ancak ilk kez sorun yaşanmıyor, sorunlar aşılabilir” falan demiş… Bunların gözlerine sokmanın tek yolu, fiiliyat… Mektupla, beyanatla olmayacak…
































