Yaşanan birçok olay bize göstermiştir ki Kıbrıs Türkü ne kadar mülayim ve ağırbaşlı bilinse veya eşitlikçi bir portre çizse de bilhassa dışardan gelene karşı çok acımasız olabiliyor.
En küçük bir olayda kendinden olmadığına kanaat getirdiği kişiyi alt edebilmek için tüm yeteneklerini hiç çekinmeden ortaya dökebiliyor. Sevgili dostum Tufan Erhürman bir süre önce Kıbrıslı Türklerin hiyerarşiyi ortadan kaldıran ama bir o kadar da kapalı bir toplum halinin ürettiği tuhaf bir kardeşlik halinden söz etmişti: “don kardeşliği.” Buna benzer bir terim esasında Rumcada da yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Kıbrıs Rumcasında “Golongevraci” yani “don göt” olmak, aşırı samimi olmak olarak da bilinir. Bu terim zamanla Kıbrıs Türkçesine de girmeyi başarmıştır.
Küçük toplumlar ve özellikle sosyal devinimini tamamlamamış cemaatlerle ilgili yazılmış dünya literatürüne baktığımızda da karşımıza hem birbirine sıkı sıkıya bağlı hem de dışarıya karşı düşmanca davranan topluluklarla karşılaşırız. Lars von Trier, Dogville adlı filminde sözü geçen toplumlardan birini betimlemeye çalışmıştı. Yönetmen, filmde izleyicilere küçük toplumlardaki bu sıkı yapı içerisinde saf iyilik var mıdır, iyilik ve kötülük nedir, bu kavramlar insanların menfaatlerine göre değişkenlik gösterebilir mi sorularını sormuştu. Gücü kullanarak herhangi bir kötülüğün faili olmak mı yoksa kötülük karşısında tutuk kalıp bir çeşit suç ortağı olmak mı kabul edilebilir ve daha ahlaklıdır sorusu filmin özellikle üzerinde durduğu en önemli soruydu.
Benim iddia edeceğim diğer bir olgu ise dıştan gelen herhangi bir tehdittin olmadığı zamanlarda veya dışa karşı devamlı kendi kendine aşırı bir güzelleme yapan toplumlarda, kendi özgüvenlerine gelecek en ufak bir darbenin, imajlarına çizik atılması olarak algılandığı ve toplum içi cephelerin anında ortaya çıkmasına neden olduğudur. Bu tür cepheleşmenin bazen dıştan gelecek tehlikeye karşı gösterilecek tavırdan daha uç noktalara sürüklenebildiği, tarafların birbirlerine karşı aşırı gaddarlaşabildiği ve acımasız bir şekilde saldırganlaşabildiği bilinmektedir.
Özellikle bir Kıbrıslı tarafından gerçekleştirilen son çocuk istismarı olayının akabinde, kısa bir sessizlikten sonra herkesin, olayın faili hariç kendi toplum içi rakibine saldırmak için aynı olayı araçsallaştırdığını ve kin kustuğunu maalesef özellikle sanal medyada yapılan tartışmalardan açık bir şekilde gözlemledik. Tartışmaların çoğuna bakıldığında olayın özü kullanılarak yakın tarafların aralarındaki küçük anlayış farklılıklarını kullanarak birbirlerine acımasızca nasıl saldırdıklarını hep birlikte izledik.
Yani “don kardeşliğinin” ve “don göt” olmanın limitlerini ve antagonisttik birlikteliğin daha minör narsistik nedenlerle nasıl ortadan kalktığını yine hep birlikte gözlemledik. Böylesine korkunç bir olayın farklı boyutlara çekilmesi ve bastırılmış birçok kişisel kavgalar için kullanılması ise geçtiğimiz hafta bizi üzen ama üzerinde durulması gereken en önemli olayıydı bence.
































