Hükümetin, daha doğrusu CTP’nin en büyük sorunu ne biliyor musunuz, icraatlarının arkasında duramaması…
Neden CTP diyorum; çünkü ortada DP kanadının bir icraatı yok da ondan. Ne Meclis’ten geçen bir yasa tasarıları var, ne komitelerde bir varlıkları, ne de ciddi bir Bakanlık icraatları. Kısaca DP sanki hükümette değil, DP’nin uhdesindeki 6-7 bakanlık da sanki faaliyetini durdurmuş. Bıraktım icraat yapmayı, yapılanı da savunmuyor. Sanki iktidar değil, o da muhalefet cephesinde.
O nedenle ortada görünen sadece CTP.
Bir yasa hazırlanıyor, bazen geçiyor, bazen geçmiyor, önemli değil; doğal olarak da kamuoyunda tartışılıyor. Ancak sonuçta, iyi niyetle de hazırlanmış olsa, toplumda olumlu bir etki yapması mümkün olmuyor.
Bir takım milletvekilleri kendilerince hazırlanan yasaları savunsalar da, kamuoyunu tatmin edemiyorlar.
Nasıl mı?
İşte vergi konusu. Daha doğrusu vergi faizlerinin affı.
Tasarı Cumhurbaşkanı tarafından Meclis’e geri gönderildi. Gönderilirken de, Cumhurbaşkanı’nın bazı yüklü vergi borcu olanları da yüksek oranda af kapsamına sokmak istediği şeklinde bir söylem başlatıldı.
Ardından hükümet, yasa değişikliği yerine, Meclis’in de kapalı olması nedeniyle uygulamayı Tüzük değişikliği ile hayata geçirdi.
O anda kıyamet koptu. Oklar hükümete yöneldi.
Bu kez de hükümet, bazı işadamlarını korumakla suçlandı.
Bir yandan Maliye Bakanı, bir yandan Birikim Özgür sürekli savunmaktalar. Ancak teknik izahatlarla karşı taarruzun önüne geçemiyorlar.
Neden?
Çünkü CTP’de icraatların arkasında bir bütün olarak durulmuyor. Siyasi bir bütünlük yok gibi…
“Şu kadar iş adamıyla gizli toplantılar yaptınız, partinize menfaat karşılığı bu tüzüğü çıkarttınız” şeklinde bir iddia var. Aldı başını gidiyor. Kamuoyunu tatmin edecek türden siyasi bir kararlılık, şeffaflık ortaya konmuyor. Sevgili Hüseyin Ekmekçi sormasa, Başbakan’ın bu konuda açıklama yapacağı yoktu.
Verdiği yanıt da ne kadar etkili oldu ki? “Üzüldük… Yasayı okumadan, uygulamayı bilmeden peşin hüküm vermek doğru değildir” diyor Başbakan. Üzülmek işe yaramıyor, ayrıca Allah aşkına, kaç kişi yasa okur ki?
Çıkacak, açık açık eleştirilere yanıt verecek, söylemleri bir bir, halkın anlayacağı şekilde çürütecek, “Biz kararlıyız, doğrusu budur” diyecek, gerekirse listeler yayınlayacak ve kapatacak.
Maalesef bu yok.
Aynı durumu Anayasa değişikliğinde de yaşadık. Nitekim bizzat kendileri, “halka anlatamadık” dediler.
Sonuçta orada da fısıltı gazetesi hakim oldu, sonuçta belki de bir ilk adım heba edildi. Hem de tüm Meclis’i siyaseten yaralayarak. Halk, Meclis’in tümüne ret oyu verdi.
Kastettiğim propaganda değil. Şeffaflık… Netlik, anlaşılabilirlik, ikna edebilirlik.
Halk adaleti hissetsin, niyetin iyi olduğuna inansın, denetim yapılacağına, kimseye ayrıcalık tanınmayacağına güvensin.
Bu noktada sanki bir kararsızlık görüntüsü verilmekte.
Niyet iyiyse, korkulan, çekinilen bir durum yoksa, yapılan doğruysa, ya da siz öyle olduğuna inanıyorsanız; gereği gibi savunmalısınız. İnandırıcı olmalısınız. Bu yapılmayınca da, belli merkezlerden üretilen ve dedikodudan öteye gitmeyen eleştiriler, halk nezdinde itibar görüyor.
Tabii bunun için, önce partinin sonra da hükümetin kendi içinde otoritesini, birlikteliğini ortaya koyması, icraatların arkasında tek bir parça olarak durması gerekiyor. Ve sanırım, CTP’nin sorunu da burada başlıyor.
İşler eğer bu minvalde devam edecekse, iktidar, ağzıyla kuş tutsa, işi zor…
YERİN KULAĞI VAR
ACELEYE GEREK YOK:
Başbakan Özkan Yorgancıoğlu partisinin Cumhurbaşkanı adayı konusunda aceleye gerek olmadığını, bu konuda partinin çalışmalarını sürdürdüğünü, gelecek ay bu çalışmalarının tamamlanacağını açıkladı. Sayın Başbakan aceleye gerek yok diyor ama, her gün olası adaylarla ilgili kamuoyunda inanılmaz bir dezenformasyon yayılıyor. Bunun hem adaylarına, hem de partiye zarar verdiğinin farkında değil mi acaba..?
CTP, “UBP”LEŞİYOR:
CTP’nin içindeki parçalı yapı, giderek icraatları da etkiliyor. İşte Cumhurbaşkanı adaylığı, işte tüzük değişikliği. Her kafadan bir ses çıkıyor. Hele de Abbas Sınay’ın istifası, hepsinin üstüne mum dikiyor. Sonuçta bir otorite boşluğu seziliyor ve bu da CTP’yi ilk defa olarak “UBP”leştiriyor…
HALK UNUTMAYACAK:
Bakan Hamit Bakırcı’nın kıyak Marsilya ziyareti unutturulmaya çalışılıyor. Yanlış olduğu açık. Yargılanır mı yargılanmaz mı, ayrı konu. Ancak hem CTP kanadı, hem de DP kanadı yanlış olduğunu kabul ediyor. Serdar Denktaş, “Bilsem izin vermezdim” de diyor. E, bu yanlışın üstünü kapatacak mısınız? Bu kadar kolay değil, bu leke hükümet ortaklarının üstünde kalmaya devam edecek. Ve eminim ki, kendi tabanlarınız soracak hesabını…
BİR BABANIN FERYADI:
Bir okuyucu. Eğitimli, genç bir kız babası. Diyor ki; “Gelmiş geçmiş ve bugün iktidarda olan hükümete ne kadar teşekkür etsem azdır. Çünkü hep söylüyorlar, ‘ülke gençlerinde sahip çıkacağız’ diyorlar. Ben de bu sözü söyleyenlere soruyorum, hangi gençlere sahip çıktılar? Sahip çıktıkları gençlerin kurultay delegesi çocuğu, örgüt başkanı çocuğu veya yakını mı olması gerekir? Üniversitede master yapmış gençlere kim sahip çıkacak? Ne yazık ki genç bir bayan yukarıda belirtilen eğitimi yapmış olmasına rağmen bugün Arap ülkelerinde çalışmak için yurt dışına gitti. Kızımı yurt dışına gitmeye zorlayan zihniyete yazıklar olsun.” Sizce bu isyanında haksız mı..?
MUHATABIM DENKTAŞ:
Başbakan Yorgancıoğlu, DP Ulusal Güçler Genel Sekreteri’nin, kendisine yönelik yaptığı eleştirilere, hükümet programını DP-UG Başkanı Serdar Denktaş ile imzaladığını, bu yüzden hükümetteki muhatabının Serdar Denktaş olduğunu söyledi. Ancak Serdar bey de bu eleştirilere karşı bir şey söylemiyorsa, bence kendisi de katılmış olmuyor mu..?
ONKOLOJİ DÖKÜLÜYOR:
Gün geçmiyor ki, devlet hastanesinin onkoloji servisi ile ilgili bir şikayet almayalım. Onlarca kez bu sütunlardan yazdık, ikaz ettik. Ama öyle görünüyor ki, şikayetler Sayın Bakan’ın bir kulağından girip ötekinden çıkıyor. Merak ediyorum acaba, zahmet edip de onkolojide yaşananları yerinde görme zahmetine ne zaman katlanacak. Bir servisi idare edemeyen zihniyet, yarın koca Onkoloji Hastanesi’ni nasıl idare edecek…
HALA DAHA ANLAMADINIZ MI:
Telekomünikasyon Dairesi Müdürü Remzi Evram, Maliye Bakanlığı’nın daireye 6 yıldır kaynak vermediğini ve bu yüzden 25 yıllık sistemlerle hizmet sunmaya çalıştıklarını söyledi. Boşuna şikayet etmeyin, devletin Telefon Dairesi gibi bir gailesi yok. Dairenin özelleştirileceğini sağır sultan bile duydu. Oraya yapılacak yatırımı boş yatırım olarak görüyorlar…
ZİRVEDEKİLER
İbrahim Alkan: Çiftçiler Birliği Genel Sekreteri Alkan, “Yüzde 30 oranında zeytinyağı içeren bir bitki olan aspirin üretilmesi halinde Türkiye tüm malı satın alma garantisi veriyor. Tek yapmamız gereken bu ürünü burada yetiştirmektir. Ayrıca yağ üretimi için tesisler kurulması halinde yeni iş kapıları da açılacaktır. Öte yandan sadece arpa ve buğday eken çiftçimiz için de daha iyi gelir elde edeceği bir ürün ekme fırsatı bulacaktır” diyor. Proje üretmek yerine, kuraklık parası ödemeyi marifet sayan davetimize ve özellikle de Tarım Bakanı’na duyurulur…
DİPTEKİLER
Sağlık Bakanlığı YDÜ ilişkisi: Sağlık Bakanlığı YDÜ Hastanesi’ne hasta sevkini durdurmuş. Sebep, her zamanki gibi, faturalarla veriler uyuşmuyor. Ahmet Kaşif’in Sağlık Bakanlığı yaptığı dönemde, halen Eğitim Bakanı olan Mustafa Arabacıoğlu Meclis’te açıklamıştı. YDÜ 30 milyonluk bir fatura göndermiş, açıklaması yok. Diğer yandan ortaya çıkıyor ki, YDÜ’nün devlete 26 milyon borcu varmış. Arabacıoğlu, “Bu borç ödenmesin diye, devlete 30 milyonluk fatura gönderdiler” demişti. İşe bakın ki, Kaşif’le Arabacıoğlu şu an aynı kabinedeler. İktidar değişmiş, ancak aradaki ilişkinin devlet yararına değiştirilmesi sağlanamamış…
































