Her sene, 8 Ağustos’ta binlerce kişi, toplatılarak Erenköy bölgesine götürülür. Birkaç saat için, Erenköy Şehitliği’nde törenler yapılır. Büyüklerimiz, hamaset nutuklarını, büyük bir coşkuyla atarlar.
9Ağustoz günü ise Erenköy konusunu unuturlar.
8 Ağustos yalanlarının her yıl tekrarlanması, biz gerçek Dillirgalıları artık tiksindiriyor. Bu yalanların bir yerde durdurulması gerekiyor.
Öncelikle gençlere, Erenköyle sınırlı olmayan bu bölgenin önemi anlatılmak istenmiyor. Rum kayıtlarına bakıldığında, bu savaşlar için, Dillirga Savaşları denmektedir. Gerçekleri yeniden hatırlatmalıyız:
Ağustos 1964’te başlayan çatışmalar, çok geniş bir alanda başlamıştı…
Bu alan Mali Tepesinden, Agoni’den, Mutallo’dan, yani Mansura’nın tepelerinden, Bozdağ’ın üstünden, Selçuklu’dan, Alevkaya’dan, Başin Ammos sırtlarından, 16 bin Rum askerinin saldırması, bu köylerde yaşayan Kıbrıslı Türklerin ise direnmesi demektir.
Dillirga Savaşlarında, Türkiye’de okuyan öğrencilerin, yurtlarına tek gelebilecekleri bölge olan Dillirga’nın Kıbrıs Türkleri açısından önemi ortaya çıkmıştı. Şimdi ise politikacılar bu önemi gizlemek için, söz konusu geniş bölgeyi sadece Erenköy’e indirgiyor, etrafındaki Türk köylerinin, hala Rumların işgali altında olduğunu gizliyor. Çünkü gerçekte bu direniş bölgesine sahiplenmek İSTENMİYOR.
Dillirga bölgesi, Kıbrıs Türklerinin Türkiye’ye bakan en geniş tapulu arazileridir. Yeşilırmak, Yağmuralan da içine katılırsa, bu bölgenin sınırları 100 km karenin üzerine çıkar. Arada da, Rum köyü olarak, Pirgos, Piyenya ve Mofsili kalır…
Bu gerçekler bile halka nedense anlatılmıyor. Bu gerçekleri anlatıp, bölgeyi Türk bölgesi olarak, yeniden rehabilite etmek isteyen bölge sakinlerinin talepleri ise gizleniyor.
Şu anda bile Erenköy’ün içinin rehabilitasyonu ve iş olanaklarının kurulması durumunda, 34 Erenköy ailesi, ki bu hemen hemen her Erenköylü aile bireylerinden biri anlamındadır, Erenköy’e dönmek istediklerini çeşitli çevrelere yazılı olarak sunmuşlardır. Ama bu 34 ailenin temsilcisine, hala herhangi bir cevap verilmemekte, her 8 Ağustos’ta ise hamaset nutuklarına devam edilmektedir.
Bu hamaset nutukları yetmezmiş gibi, bazı sivri akıllı yazarlar da, Dillirgalıların koçanlı malları üzerinde, tatil evleri yapılmasını ve belirli çevrelere dağıtılmasını talep etmektedirler.
Savaş koşullarında, askeri komutanlığın baskısıyla, Mansur, Bozdağ, Pi, Küçük Selçuklu, Selçuklu ve Alevkaya köylerinden göç etmek zorunda kalan insanların açıkta kalmamaları için, çok cüzi bir para verilerek baskıyla alınıp kullanılan tarlalara ise, bugün Vakıflar İdaresi sahiplenmek istemektedir. Bu da, kahramanlık şarkıları arasında, fırsatçılığın DANİSKASI’dır.
Göçmen Evlerinin yapılması zorunluluğunda, hangi köylü, tarlamı vermiyorum deme hakkına sahipti. Oysa, bu tarlaların büyük bir çoğunluğu aileme, anneme, dayıma, teyzelerime veya yeğenlerime aittir.
Savaş koşullarında, Dillirgalı insanların mallarını, fırsatçılıktan faydalanarak yağmalamak, Erenköy trajedisinin başka bir yönüdür.
Erenköy bölgesi, doğru tanımıyla Dillirga, Kıbrıs Türklerinin tümünün Çanakkalesidir. Bu bölgeye tümüyle sahip olmak için, gerçekler doğru bir şekilde tartışılmalıdır. Kıbrıs Türklerine, direnmeleri için silah taşıyan bereketçiler, ağabeylerim, amca çocuklarım, dünürlerim, yani en yakınlarımdır. Silahları saklayanlar ise Mansura’da babamdır, nenemdir, en yakınlarımdır.
Bizler, Erenköy’ün Çakır’ı olan, Şehit İlmiye’nin oğlu Nevzat, Silah getirirken kaybolan Asaf Elmas’ın kardeşi Kara Ayhan, oğlu İlter ve diğer saymakla bitmeyen arkadaşlarım Dillirga bölgesinin tümünün rehabilitasyonunu isterken, unutturulmak istenilmekteyiz.
O zaman, her 8 Ağustos’ta hamaset nutuklarınızdan utanınız beyler… Oranın sahipleri vardır. Orada yüzyıllardır yaşayan insanların anılarına sahip çıkan çocukları vardır.
Dillirga’ya sahip çıkmanın, bu bölgeyi gerçekten bir Türk bölgesi olarak talep etmenin siyasi sonuçları vardır:
Dillirga savaşları, Kıbrıs sorununun 1974- 20 Temmuz’unda değil, 1963’te başladığının en büyük kanıtıdır.
Kıbrıs Rumlarının adada, Türk varlığını istemediğinin kararı 1964 Mart ayındaki Hükümet kararlarında, bir belge olarak durmaktadır. Bunu bile kullanmayı bilmeyen Kıbrıs Türk siyasetçilerinden, Kıbrıs Türkleri ne faydalar elde edebilir. Erenköy trajedisinin bir başka yönü de budur.
































