CTP ağırlıklı Yorgancıoğlu koalisyonu “hükümet”ten çok geçmişi yargılayan “mahkeme” görünümü veriyor…
Meclis Başkanı Sn. Sibel Siber’den kalma bir teamül! Ne var ki o “geçici hükümetin” geçmişi yargılama nedenleri çok farklıydı. Her şeyden önce icraat hükümeti değildi. Dolayısıyla mevcut “usulsüzlüklerin” üzerine gidelim dendi… İyi de iş çıkartıldı…
Ancak bugünkü hükümetten beklenen “geçmişle kavga” etmesi değil, “geleceği kurtaracak icraat hükümeti” olmasıdır… Nitekim sorunlar dağlar gibi önünde yığılı dururken bir bakıyorsunuz hükümet DAÜ’ye bağlı DAK ve DAİ’nin “Doğa Okulları”na usulsüz şekilde kiralandığının üzerine gidiyor… (DAİ, DAK ve Kreşin İşletmesinin Özel Hukuk Tüzel Kişisine Devrinin Meclis tarafından araştırılması, soruşturulması…)
Yahut Ercan Hava Alanı’nın 24 yıllığına yap işlet devret modeliyle Taşyapı İnşaat’a devrinin araştırılıp iptal edilmesini gündeme getirmeye çalışıyor…
Ve işin aslı KKTC’nin çıkarlarını gözetme hassasiyetinden dolayı değil, UBP ile bitirilmedik hesaplaşmaların devam ettiğini çağrıştırıyor!
Yani “partiler arası iktidar muhalefet çekişmesi devam ediyor.” Tabii yetmiyor bir de partiler kendi bünyelerindeki kavgalarını sürdürüyorlar…
Buraya kadar gelmişken bir de şu doğa okulları olayına bakalım: DAÜ Vakıf Yönetim Kurulu tutun ki keyfi bir kararla artık kahrını çekemeyeceği DAÜ’ye bağlı ilk ve orta dereceli okullarını (DAK ve DAİ) bugün Türkiye’de eğitim ve öğrenim kalitesi ile ciddiyeti uluslar arası düzeyde olan “Doğa Okulları”na kiraladı…
O dönemi iyi hatırlarız. Mağusa’da eğitimle uzaktan yakından ilgisi olmayan beş on işadamı, aynen KTHY’lerini kurtarma girişimlerini hatırlatan fantastik gösterilerle DAK ve DAİ’yi devralmaya hazırız dedilerdi…
Fakat ne ellerini ciddiyetle taşın altına soktulardı ne de laftan öte gidebildilerdi… İyi ki öyle yaptılardı yoksa şu anda o işadamlarının siyasi ve ekonomik çıkar tutumlarında bu iki okul ya çoktan batar giderdi yahut gelip giden iktidarların yeni bir çiftliği durumuna gelirdi…
Ercan havaalanına gelince: “Millileştireceğim” diyerek Kıbrıs Türk Hava Yollarını Türkiye Hava Yollarından kopartıp sonunda batışını izleyen DP’li Serdar Denktaş kendine dava yaptı: “Her halû kârda Ercan Havaalanı’nın özel firmaya yap işlet devret modeli ile kiralanmasını iptal edeceğiz…”
Doğruyu söylemek gerekirse 24 yıl uzun bir süre… Ancak bir doğru daha vardır: Artık Ercan Havaalanı mevcut hava trafiğinin kahrını çekemeyecek duruma düşmüştü. KKTC hazinesi ise Ercan’ı büyültüp talebe hazırlayacak durumda değildi…
Kısaca KKTC’ye devrinin süresi dışında yapılacak olan yapıldı. Üstelik bu uzun süre Taşyapı İnşaat için siyasi sorundan dolayı rizikolu olmalıydı buna rağmen elini taşın altına soktu…
Kısaca: Eğer “bizim olsun da nasıl olursa olsun” diyorsanız işte Mağusa Limanı: Bizimdir! Veya işte Elektrik Kurumu: O da bizimdir! Sigortalarımız, narenciye bahçelerimiz, Karpaz’ımız, yabani eşeklerimiz, eski eserlerimiz hepten bizimdir… Soralım: Kaçına sahip çıkıyoruz, yahut kaçını sorunlarından kurtarabiliyoruz?
Hayır yanlış anlaşılmaya: “Verin gitsin, satın gitsin, özelleştirin gitsin” demiyoruz. Sümme haşa! Sahip çıkın ki mesela Doğa Okulları ve Ercan Havaalanı ile hesaplaşırken “eldekileri mamuris ettiler de kaldı bunlar” demesinler. “Helal olsun” desinler! **********
Mazbata mağdurlarını önce devlet mağdur etmiştir! Hayırlısı ile Kasım ayına da girdik… Yeni bir yıla ne kaldı ki? Daha şimdiden salyalarımız akmaya başladı. Çünkü yeni yıl demek “bereket” demektir…
On üçüncü maaşlarla birlikte bazı evlere yirmi bin liranın üzerinde para girer… Bakın boru değil, para! Ki ne derler? Dünyada üç güzel ses vardır: Kadın sesi bir, su sesi iki, para sesi üç!
Yakında gazetelerin sayfalarında, TV’lerin ekranlarında duyurular başlayacak. “Gelin gelin, alın gidin, isterseniz iki ay sonra isterseniz beş ay sonra ödemeye başlayın…” Neyi? Mesela fiyatı otuz kırk bin sterlinlik arabaları!
Yahut: “Yeni yıl dolayısıyla indirim. Şu kadar ay taksitle beyaz eşya satışları…” Buz dolabı mı istersiniz televizyon mu? Gaz ocakları mı bulaşık makineleri mi… Al git, aydan aya öde!
Yıllardır bu ülkede ekonominin tekerliği böyle döner… Yeni yıldan yeni yıla 13. Maaşlar yüzü suyu hürmetine alışverişlerin katmerlisi yapılır…
SONRA NE OLUR:? Her yıl mazbata mağdurlarına kat kat yeni mağdurlar ulanır… Kimileri ödeyemedikleri kredi kartları borçlarından, kimileri firmalara, özele olan borçlarından dolayı…
Geçen gün, artık iyicene külüstürleşen bizim arabayı götürdüğüm makinistle konuşuyoruz, “işler nasıl” dedim, “sorma dedi berbat, para toplayamıyoruz.” Ve ekledi: Dün aylardır borcunu vermeyen bir müşterime, “yahu o borcunu ver biz de sıkıdayık” dedim ne cevap verdi bilin? Nere istersen git vermem!”
Mazbata mağdurlarına hapislik geliyormuş: Siyasi çözümsüzlükle ambargoların vurduğu ekonomiyi kaçınılmaz istikrarsızlığın kefenine sarıp ruhuna Fatiha okumaktan başka kalmayan çarelerde, mazbata mağdurlarına idam cezası da kesseniz hiçbir iyileştirici sonuca varamazsanız.
Bu ülkede piyasa, ticaret erbabı, yurttaşı rizikolarını bilerek borçlandırır! Yurttaş ise bilerek borçlanır! Alıcı da bilir ki az biraz dolar, sterlin, Euro yükselse ödeme güçlüğü çekecektir… Satıcı da bilir satarken rizikoya girmektedir fakat şu veya bu şekilde satmaktan başka çaresi yoktur… Bankalar da mesela o kredi kartlarını önlerine gelene vermek için yarışırlar… Sonra mahkemelerde uğraşırlar!
Binlerce borçlu, binlerce mazbata mağduru var… Tek çıkış yolu şudur: “Olan oldu… Hapishaneleri devletten kaynaklı ekonomik ve mali istikrarsızlıktan dolayı mazbata mağduru olanlarla doldurmak yerine, felaketin bundan sonra da ayni şekilde devam etmemesi için alınacak tedbirler üzerinde durulmalıdır.
Ötesi zaten mahkemeler tarafından insaf ve adalet ölçülerinde yerine getiriliyor. Her mağdurun bir taksit bir ödeme kapasitesi olacaktır. Galiba bu gerçekle yetinmekten başka da çare yoktur…

Önceki Haber
Sonraki Haber

























