Hristodulidis ikide bir, “Montana sürecinde kaldığımız yerden devam edelim” diyor. Ancak Kıbrıs sorununda belirleyici olacak olan güçler, Hristodulidis’in geçmişte izlediği politikalara bakınca, hiç de umutlu olamıyor.
Annan Planına son anda karşı çıkan , Montana sürecinde de son anda masayı devirenlerin kimler olduğunu herkes biliyor.
İki kez işleri yokuşa süren birinin, bu alışkanlığını üçüncü kez de tekrarlamayacağının garantisini kim verebilir?
Cuellar’ın söylediği gibi, görüşmeleri başlatma anahtarı Hristodulidis’in elinde.
Hristodulidis’e Cumhurbaşkanlığını kazandıran güçler, Kıbrıs sorununda esas olarak HAYIR Cephesinde olan güçlerdir.
Hristodulidis, Kuzey Kıbrıs Yöneticilerinin oyunu okuyamamaları nedeniyle, kendisini BİR NO LU BARIŞÇI olarak lanse edebilmektedir. Oysa gerçek tam aksidir.
Hristodulidis yeni ve özlü açılımlarla Türkiye ve Kuzey Kıbrıs yöneticilerine, elini taşın altına KOYMAYA HAZIR OLDUĞUNU GÖSTERMELİDİR.
Rum tarafı, Kıbrıs Türklerinin kendi bölgelerini, Kıbrıs Rumlarının kendi bölgelerini yönetmelerinin, BM tarafından kabul edilen bir parametre olduğunu UNUTMAMALIDIR.
Bu noktadan sonra, Kıbrıs konusunda ilk hedef ,iki toplum arasındaki korku ve tehditleri dikkata alan YENİ BİR AÇILIM olmalıdır .
Sınır kapılarının tamamıyla serbestleştirilmesinden kim zarar görebilir. Kıbrıs’ta kapılardaki yoklamalarla geçiş sistemi , sadece kaynak israfıdır. Kim olursa olsun, sınır kapılarından serbestçe geçebilmelidir.
Kurulacak olan Birleşik Cumhuriyette Cumhurbaşkanlığı makamının her iki toplumu da temsil edecek şekilde düzenlenmesi için, Hristodulidis’in net bir politika ortaya koyması gerekmektedir.
Kıbrıs sorununda ikna edilmesi gereken tarafın Kuzey Kıbrıs Yöneticilerinin olmadığını HRİSTODULİDİS dikkate almalı ve Türkiye’yi çözüme götürecek tavizlere hazır olduğunu bir şekilde göstermelidir.
AB ve ABD, Kıbrıs sorununda belirleyici olacak güçlerdir. Bu belirleyiciliğin, ancak Türkiye istediklerine erişirse, mümkün olacağını HRİSTODULİDİS DE ANLAMALIDIR.
Kıbrıs Türk tarafının çözüm masasına dahi oturmak istemediğinin herkes farkındadır.
Kuzey’in ileri sürdüğü şartlar ipleri germe politikasıdır. Bu ipi germe stratejisinin de Türkiye –AB ilişkilerine bağlı olacağı unutulmamalıdır.
Zaten AB, Kıbrıs için Türkiye’yi karşısına alma politikasını benimsemediğini bir çok kez göstermiştir.
Ukrayna-Rusya KRİZİ tüm dünyayı bir ateş çemberine çevirme potansiyeline sahiptir. Böyle bir dönemde AB, Kıbrıs için Türkiye’yi karşısına ALAMAZ.
AB nin Rusya’ya ENERJİ ALANINDAKİ BAĞIMLILIĞINI sona erdirebilecek tek yol, Türkiye üzerinden yeni gaz ve petrol iletişim olanaklarının geliştirilmesidir.
Hristodulidis tüm bu olguları somut bir şekilde analiz edip, FARKLI POLİTİKALARLA çözüm masasına gelmelidir. Farklı politikalar, Türkiye’ye teslimiyet anlamında değil, KAZAN KAZAN prespektifiyle ortaya konursa, Kıbrıs’ta çözüm masası YENİDEN KURULABİLİR.
































