Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
KıbrısKöşe YazarlarıManşet

Hristo zurna çalar mı?

Burak Karataş

Geçen hafta, toprağı bol olsun, Özker Hoca’dan bahsettik de, aklıma oradan geldi: Bizim Kıbrıs Cumhuriyeti’nin dış-politik düzlemede yeri nereydi?

Sahi, bunun üzerine doğru dürüst kafa yoran kaç kişi vardır? Lagalugayı bırakıp cevap verin: Bugün herhangi bir dış politika konusunu kendi kavlince, bilinçli bir biçimde, bilgi ekseninde yorumlayıp hakiki analiz yapabilecek kaç kişi vardır memleketimizde/matbuatımızda?

Birkaç kişi gelmiyor değil aklıma… Sözgelimi, Muhiddin Tolga Özsağlam, Menderes dönemi ile ilgili sağlam araştırmalar yapan Ulvi Keser hoca, merhum Nâzım Beratlı, Ulaş Barış, Ahmet Sözen, Ahmet An… Kambersiz düğün olmaz dersek, Mete Hatay… Elbette ki Niyazi Kızılyürek…

Yahu sosyolojide de öyle değil midir? Tamam, Hakan Gündüz’ü sever sayarız da, başka bir tane ademoğlu veya havvakızı yok mudur şu mevzuya kafa yorsun da üzerine iki satır yazı yazsın?

Basın suçlu. Sormuyor. Tamam, eyvallah… Ama sen de yazmıyorsun be kardeşim! Onu ne yapacağız?

Konuyu dağıtmayalım ve soralım ilgililere: Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “yıldızı halen daha sönmemiş Birleşik Krallık”, Yunanistan ve Türkiye ile doğal ilişkileri ve ünsiyet bağı, onu bir yere konumlandırmış mıdır?

Bana kalırsa, evet. Bunun bir Batı projesi olduğu açıktır.

O halde niye NATO’ya şimdi girmek büyük bir mesele haline geldi? Çünkü dünya kabuk değiştiriyor, pek çok coğrafyada ‘fay hatları’ derinleşiyor ya da oluşturuluyor ve deşiliyor… Bu yeni bir düzen demek. Ne ölçüde, nasıl ve ne zaman olacağı meçhul bir yeni düzen… (Yok, gazeteden söz etmiyorum! Mevzubahis olan dünya düzeni.)

ABD ayrı bir aktör, Çin ayrı… Burada bir fay hattı var. Rusya apayrı bir aktör… Ukrayna ve Gürcistan’da bir hat daha… Türkiye de bir aktör, İran da… Ortadoğu’daki hat zaten malumunuz.

Bunun adını koymak mıdır yani tüm mesele? Bir ölçüde, evet. ‘O eşik aşıldığında’ geri dönülmek imkânsız olacak, o nedenle herkesler ince eleyip sık dokumak zorunda. Bu bildik bir yirminci yüzyıl harbi olmayacak. Daha çok kan ve ölümün olacağı da, her daim seyreden rakamların bir anda zıplayacağı da bildiğimiz veriler…

Bu noktada biz de kendimizde bir fay hattı oluşturuyoruz. AB ile Rusya arasında, ABD ile Yunanistan ve Türkiye arasında bir fay hattı var bizimle birlikte başlayan ve biten. Bu noktada enerji bir mesele, siyaset başka bir mesele… Elbette emperyal güçlerin harp alanı olduk. Eskiden de öyleydik çünkü.

Bu ülkenin insanının çıkarı neyi işaret ediyorsa onu savunmak elbette doğru olandır ama buna kulak verecek kaç kişi var, işte orası muallak.

Çıkar çatışmalarından doğan ortak ve ayrık noktalar iyi okunmalı, karar da ona göre verilmeli… Yabancısı olmadığımız bir durum var önümüzde. Belli ki bir masa kurulacak. Kararın kimin tarafından verileceğine yönelik bir masa olacak bu. Kozlarımızı ona göre oynamalıyız.

Fakat bir güldürü bizi bekliyor olacak, trajedinin yanında…

Acaba kimler nerelerde, hangi safları tutacaktır?

Kıbrıs Cumhuriyeti yanlısı federalistler, yıllarca karşı çıktıkları ‘NATO’ya evet’ gibi bir noktaya gelirlerse bendeniz fena halde gülerim. Bu gün pek uzak gözükmüyor.

‘Bağımsızlık’ naraları atanların da durakları arasına Moskova eklenirse, yıllarca aleyhine slogan attıkları bu güzel şehre devlet imkânları ile bedavadan gidip tadını çıkarmaları gözlemlenir hale gelecek demektir ki buna da fena halde gülünür… Halk tarafından yani.

Makarios, Bağlantısızlar Paktı’na girmeye kalkınca kıyametler kopmuştu… Benzer bir süreç işlerse bu defa daha ağır belalarla karşılaşabiliriz. ‘Özel konumumuz’ ve stratejik önemimiz bu defa o kadar da sökmeyebilir. Muhayyel bir İsrail ilerleyişinde bize ne rol verileceği ve bunun nasıl işleneceği de önemlidir. Bunlar okunmadan iç politika da anlamsızlaşır.

Ama desenize, bizde o zaten anlamsızdır!