Hayır!İnsan hayatının rutin günleri içine sıkışmış kırık dökük “olaylardan” söz etmiyorum.. Ki olanlarını da “kırık dökük” olarak ifade ediyorum!
Aradığım toplumsal sevinçlerimizdir! Ki daha geçen gün Ramazan Bayramı gelip geçerken farkına bile varamadıktı. Çünkü ne sevincini yaşayabildikti toplumca ne ailece..
NİTEKİM dün bu “sevinçlerle aydınlıklar” kısırlığını düşünürken, çektim önüme günlük bir iki gazeteyi, “ya bismillah” deyip başladım sayfalarını çevirmeye.. Tek aradığım sevincini yada yarattığı umutlarla güzellikleri yaşatan bir haberdi.. Bulamadım! Bulduklarım ise “layık olduklarımız değillerdi!” Buna karşın “layığını bulmuşum” gibi “kapkaralarıyla” ifade edeceğim o toplumsal haberler furyasında boğulurken anladım ki henüz yaşanası sevinçlere çok uzağız bu ülkede..
İŞTE BİR KAÇI: Tümü de gazete sayfalarına bir günlük haberler olarak sıkıştırılmışlar.. Bazıları artık rutinimiz hatta toplumsal hasletimiz olmuş!
Meselâ “ölümlü ölümsüz onlarca sürgit trafik kazaları gibi! Nitekim “dün yine iki araba kafa kafaya vuruşmuşlar.. Bir yolcu ölmüş diğeri ağır yaralı!”
…ÖTE YANDAN bir gazetemiz dayanamamış “40 yıldır diyor, kırk yıldır bitmeyen Çevre Kirliliği Felâketleri yaşıyoruz!” Ki onun asıl adı “pisliktir!” (Ben o haberin başlığını oluşturan kelimeleri “özel isimlermişler gibi büyük harflerle yazdım! Çünkü artık onlar gerçekten “özelimizdirler!” Bizden ve bize yakın dostlarımız! 40 yıldır birlikte yaşıyor, birlikte yıkanıyor, birlikte yatıp kalkıyoruz! “Pislik” dediğim “çevre kirlilikleriyle!
Haberleri okumaya devam ediyorum:
***
BİR EKONOMİSTİMİZ (kendileri bir devrelerde İngiltere gibi bir ülkenin Merkez Bankasında önemli görevlerde bulunmuş. Şimdilerde DAÜ’de öğretim görevlisi Dr. Mete Feridun.) Şöyle diyor: “KKTC’de her konuda bilinmezlik vardır. Artı enflasyon da öngörülebilirliği nedeniyle sorun yaratıyor!” …VE yine pahalılıkla ilgili haberler! “Anneler günü gelip geçmiş ama çiçekler çiçekçilerin ellerinde kalmış! Yeterince satış olmamış!
Anlıyoruz ki artık yurttaşlar “hele karnımız bir doysun, sıra çiçeğe de gelir” diyorlar! Lafın kısası “çiçek karın doyurmaz” olmuş!..”
***
…BİR GAZETEMİZ usanmadı yurttaşlara sordu: “Bakan sayısı 150, milletvekili sayısı da 300 olursa ülke düzelir mi?”
Güzel soru dedim kendime!. Ve sorunun cevabını da verdim: “Nisbeten güzel olur ama yetmez! Ta ki toplumda Bakan ve milletvekili yapılmadık tek kişi kalmayana kadar da yetmeyecek!”
…DÜNYADA çok fantastik olaylar, nesneler falan vardır, insanlar bunlarla oyalanıp mesut olurlarken KKTC için asıl fantaziya “seçilmek” fiili ile oynayıp şu veya bu şekilde ya Bakanlık makamı kapmak olmakta yada sırf fasarya çıkarıp hükümet yıkıp hükümet kurmak için Mecliste Milletvekili olunmakta!
***
PEKİ YOK MU BİR İYİ HABER? Var! En azından bir erken seçime daha gitmeden 3. Sınıf bir koalisyon Hükümeti ile siyasi rüştümüzün zevahirini kurtaracak karar!
Şöyle ki Sn. Tatar’ın olanca teamülleri alt üst ederek ve de Partilerin Başkanlarını es geçerek UBP’nin daha bugünden ne kadar başarılı olacağı hatta Hükümeti kurup kuramayacağı belli olmayan Ünal Üstel’i görevlendirmesi her halde doğru olmadı!
DEDİKTİ ama! “Başlar ayak, ayaklar baş oldukta” Anayasanın da etik değerlerin de çekiverin kuyruğunu gitsin!
Bu memleket nevi şahsına münhasır nadide bir çiçek olmasa da yukarıda yazdığımızca türlü çeşitli aykırı ve zararlı olaylarıyla ancak bu kadar Devlet olurdu! ***
YANLIŞ anlaşılmaya! Biz devletimizi severiz.. Serzenişlerimiz “Devlet ricalinedir!” Ki onların bu devleti ne kadar sevdiklerini öğrenebilmek için aradan 48 yıl geçti. Fakat asıl gerçek her zaman şu oldu: DEVLETİN makamlarının çok sevildiği! Ki o makamlar uğruna bugüne kadar kırkın üzerinde Hükümet kuruldu hükümet yıkıldı..
EĞER başarırsa sonuncusunu Ünal Üstel kuracak da daha şimdiden nasıl kuracağı bir yana, kaç gün ayakta kalabileceği merak ediliyor! ***
…BU NEDENLE, dün yazdımdı, bugün tekrar edeyim: Artık mevcut Anayasa ile KKTC’i istikrarlı bir devlet yapabilmenin mümkünatı kalmadı!
Başta “yönetim sistemi” olmak üzere köklü değişikliklere gerek vardır.. Mesela “Başkanlık sistemine” geçmek gibi!
YADA Cumhurbaşkanının, bugün de ihtiyacını daha çok hissedip gördüğümüzce, “işin ehli teknokrat Bakanlardan oluşacak Hükümetler kurabilmenin yolunu açmak için..”
DENECEK ki o zaman Milletvekilleri seçimlerini dolayısıyla halkın seçme seçilme iradesiyle oluşacak hükümetlerle Meclisi nereye koyacaksın?
İSTER Ankara’ya bakınız isterseniz Rum tarafına.. Alınacak dersler de vardır örneklenecek yeni yasalarla kurallaşacak sistemler de..
LAFIN kısası şudur: “Ya Devlet başa ya kuzgun leşe!” Karar vermek yine bize kalmıştır!
































