Dün 21 Aralık 1963 Kanlı Noel’inin 52. Yıldönümüydü. Demek ki aradan yarım asrı aşkın süre geçti. Fakat Türk halkının 1963 ile birlikte “kaybettikleri ile çektikleri” 21. Yüz yıla girerken de bitmedi. Eğer bu Kıbrıs Türk halkının kader yazgısı ise demek ki “kaybetmeye ve çekmeye” devam edecektir!
Buna karşın “kimselere ne çektiklerimizi ne de kaybettiklerimizi” kabul ettiremedik çünkü anlatamadık! Şu anda da kaç kişilik bir nüfusa sahip olduğumuzu bilemeden “BM’ler ve AB üyesi, artı Kıbrıs’ın tanınmış devleti olan Güney’deki Rum yönetiminin çoğunluğu gölgesinde kalmış bir toplum esamesindeyiz! Zaten müzakereler de bu minval üzere gelişiyor! Üstelik suçlu sandalyesine oturtulmuş mahkûm durumunda! Rahmetlik pederim “insan taş olsa çatlar” derdi!
…Bütün olay Makarios’un Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasındaki 13 maddeyi değiştirme dayatmasından başladı. Aslında bu değişiklik bahaneydi çünkü asıl hedef Türk halkını bir askeri saldırı ile kısa sürede etkisiz hale getirip adayı resmen Yunanistana ilhak edecek “enosisi” gerçekleştirmekti. Bunun için de Akritas planı hazırlandı!
Türk halkının, mücahidinin ve Gönyeli’deki Türk Alayının direnişi karşısında Lefkoşa Türk kesimi düşmeyince ve Türkiye anında devreye girince “saldırı başarısız” oldu.
YA OLSAYDI: Bakın Kıbrıs Türk tarihinin yakın geçmişinde bu iki kelime çok önemlidir. “Ya olsaydı!” Veya “başarılsaydı!” 21 Aralık Kanlı Noel saldırıları ile öncesi ve sonrası olayları bu soruya verilecek cevapları ile çok iyi değerlendirmek gerekir. Çünkü geçen zaman içinde hemen her olaya takılan “ya olsaydı, ya gerçekleşseydi” sorusunda “tesadüf” yoktu! Altını bir daha çiziyorum. “Ne Rumların saldırıları ne Türk halkının bu saldırılar karşısındaki direnişi “tesadüf” değildi! Planlanmış, stratejisi belirlenmiş, davası ortaya konmuş, “ulusal mücadeleydi!” Bir adım öne çıkıyorum hatta bu ulusal mücadele Rum halkı için “büyük idealdi!” “Akritas planı” ispatıdır! “Eoka” ispatıdır! “Enosis” ispatıdır! “Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır” sloganı ispatıdır!..
Öte yandan “Rumdan kaynaklı her tehlikeli saldırı ve siyasi olayı bertaraf eden Türkiye’nin müdahaleleri de tesadüf değildi.
NEDEN AHATIRLATTIM. “Tesadüfe” dayanmayan var olma mücadeleleri “ulusal davadır!” ulusal dava ise ulusal bilinç ve mücadele azmi devam ettiği sürece kazanılır.
Şu anda Kuzey’de böylesi bir azim veya kararlılık yoktur! (Veya ben körüm görmüyorum!) Fakat Güney’de vardır! (Çok açık seçik görüyorum!) Müzakere masasına bunun için çok önem verilmedir. Çünkü bir defa kaybeder ve bu adada Türkiyesiz kalırsak Rum’un bir alt kümesi, azınlıktaki bir cemaatı olarak kalırız…
**********
SADECE KALYONCU HÜKÜMETİ Mİ? (BAŞARISIZLIK ARANIYORSA ESKİ HÜKÜMETLERE DE BAKILMALIDIR!)
Bütçe görüşmeleri sırasında Meclis’te ciddi eleştiriler de yapıldı, “okullarımızda öğrencilerimiz Türkleştirme eğitimine tabi tutuluyorlar” gibi abuk laflar da edildi! Bunlar da olacak diyoruz! Çünkü siyasi arenada “Türkiyesizleştirme” gibi yoğun çabalar sürerken, okullarımızdaki müfredattan “Türklük” kavramlarının sökülüp atılmasını yadırgamamak gerekir! Çünkü ne tencere kapaksız kalabilir ne kapak tenceresiz!
Gelelim Meclis’teki tartışmalara: Tabi hedef Kalyoncu hükümetiydi de eleştirilerin muhatabı Kalyoncu hükümeti olamazdı! Çünkü bir icraatı görülmedi ki kendinin olsundu! Ta yıllar öncesine 1974’lere kadar uzanan sorunlardı bunlar!
Mesela UBP Milletvekili Genel Sekreteri Dursun Oğuz geçen Hafta Meclis Kürsüsünden Hükümeti ve TÜK politikasını eleştirirken şunları söylüyordu: “Toprak Ürünleri Kurumu (TÜK) gereklidir… Müdahale edilmez, kendi başına bırakılırsa görevini yapacaktır… TÜK’ün kaynakları yanlış yerlere kullanıldı… Kurumu bu hale getirenlerden hesap sorulmalıdır…
DOĞRU: Evet hesap sorulmalıdır. Devletin “Kurumlarını” zarara sokup batıranlar sorgulanmalıdır. “Devlet malı deniz yemeyen domuz” darbımeseli lugatlardan çıkarılmalıdır… Falan…
Fakat sorun sadece Kalyoncu yahut öncesi Yorgancıoğlu hükümetinin midir? Veya sürekli iktidarları yalamış CTP’nin UP’nin DP’nin sorunları mıdır?
Yıllardır ayni minval üzere sızlanıyoruz. Oluşturduğumuz tüm devlet organlarını kurumlarını ya çalışamaz durumlara soktuk yahut batırdık! Tek neden olmasa da büyük ölçüde şu nedenden. Dursun Oğuz satır aralarında vurguladı: “Dıştan müdahale edilmezse kendi başına bırakılırsa (TÜK için) görevini yapacak!”
Hastalık haline getirdiğimiz dolayısıyle toplumun Kurumlarını da hasta ettiğimiz sorun budur! Ve hepsi de “oy uğruna, seçim uğruna, iktidara gelme uğruna olagelmektedir!” Her devrede davul Kurumların tokmak hükümet edenlerin ellerinde olmuştur!
Reformlar bunun için gereklidir! Yoksa “öyle geldi böyle gider derken bir gün Güney’den bizi kurtarmasını da isteyeceğiz. Zaten başladılar bile!”
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (KAREN FOGG FİLMİ DEVAM EDİYOR!)
“KEBE ile KTTO’sı AB destekli bir programı devreye soktular” diyordu geçen hafta haberlerde. Bu nedenle “ilk stajyerler ile işletmeleri” kamuoyuna tanıtıldı. Staj 3 ay olacak. Staja katılacaklar üniversite mezunu ve yaşları 20-35 arası olacak. 34 kişiden oluşan bu gençler “diğer unsurla yani Türk ve Rum toplumlarınca çalışma deneyimi ile çalışma kültürü kazanacaklar. Gençlere aylık olarak 500 euro verilecek. Ticaret Odalarının işbirliği de katkı sağlayacak.” Bu arada AB Komisyonu Kıbrıs Masası lideri Foresti projenin Kıbrıs çözümüne yönelik sivil topluma 8 milyon euro destek verildiğini açıkladı…
HATIRLADINIZ DEĞİL Mİ? Annan Planı dönemlerinin şu Doğu Perinçek tarafından e- mailleri ayazlatılan AB’li diplomat! Hani paraların havalarda nasıl uçuştuğunun kitabı!
Film ayni film! Zaten ne diyordu Volkan Vural? “Bu Kıbrıs sorunu yüzünden ve AB’nin ensesinden 5 bin kişi nemalanıyor!” Şu anda da her köşede bir “barışçı çözüm lobisi” oluşması yadırganmamalı. 8 milyon eurodur bu! Dibi gözükene kadar dağıtılıp harcanacak ki çözüme de sıra gelsin!
































