Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

HİÇ AĞLAMAYIN, BU KAMU MALİYESİNİ BİTİREN HEPİMİZİZ…

Pandemi hastanesine diyerek alınanlardan sadece üçte birinin hastanede görev yaptığı diğerlerinin başka yerlere istihdam edildiği haberi aslında tek başına ülkeyi yerinden oynatması gereken bir haberdi…

Her şeyden şikayet ederiz. Olmayandan, yanlış yapılandan, ülkenin içine düşürüldüğü durumdan ve bu gidişle başımıza neler geleceğinden.

Ama sadece bu habere bakarak, tüm sorunların anasının partizanlık, kamu kaynaklarının üleştirilmesi olduğu ortadadır.

Eğer ses çıkartacaksak, eğer mücadele edeceksek, birinci sırada bununla mücadele etmemiz gerekir.

Ama acaba neden yapmayız?

Önce 203 kişinin bu amaçla istihdam edildiği, sadece 70’inin pandemide görev yaptığı çıktı, sonra sayı 258’e çıktı. Yani kayıptakiler 188 kişi… Şimdi hastane bunları bulmaya çalışıyor. Bulsalar ne olacak? Aranan nitelikte olmadıkları belli ki başka yerlere yerleştirilmişler.

Biliyor musunuz, bu istihdamlar açıklandığında tamamının sağlıkçı olmayacağını zaten tahmin etmiştik, bu yönde bir çok yorum vardı. Yani ne yaptıklarını biliyorduk. Nitekim tam da beklendiği gibi, sadece 70’inin sağlıkçı olduğunu öğrendik. Öğrendik ama hiç de tepki vermedik.

Sen, bugün evinde işsiz oturan, 1500 liralık lütuf bekleyen kardeşim, senin sorunun burada yatıyor.

İşletmesini kapatmak zorunda kalan, kepenk indiren kardeşlerim, devletten beklediğiniz desteği alamıyor olmanızın nedeni bu…

Siz, elinizdeki diplomayla devlette kadro açılmasını beklerken, kasiyerlik, garsonluk yapan gençler, mesele bu…

Hatta ve hatta, kızını/oğlunu geçici olarak devlete sokturup, şimdi de kendisi işsiz kalıp 1500 lirayı almaya çabalayan kardeşim, sorunun bu…

On yıllardır, yirmi yıllardır yapılan bu. Bugün bu uçurumun kenarına gelmişsek, bundandır. Devletin tüm halka ait olan kaynaklarının, oy karşılığı yandaşa paylaştırılması. Sadece istihdam olarak değil, eşdeğer tahsislerinden tutun da sanayi arsalarına, vergi adaletsizliğine, kamu bankalarından krediye, devletin elindeki tüm enstrümanların dağıtılma yöntemine…

Bu ülkede hakim zihniyet için kamunun çıkarı değildir öncelik. Yandaşın çıkarı, partinin çıkarıdır…

Türkiye’den yıllar içinde akan milyar dolarlar, bu ülke insanının ürettiğinden doğan gelir, kamunun kaynaklarına ellerini daldıranlar tarafından buharlaşmıştır.

Onca parayla neden hala yollarımız berbattır? Neden yeni bir gölet, yeni adam gibi bir hastane, yeni bir okul yapamaz durumdadır bu devlet? Ya da mesela neden Genel Sağlık Sigortası’na geçemez?

Gerekçe hazır, “para yok”. Haydi oradan, bu memlekette para hep vardı, hele de son 20 yılda turizmin, üniversitelerin gelişmesiyle korkunç bir para döner oldu. O gelir arttığı oranda, gider de arttı. Nasıl? İşte böyle…

Ali Pilli çıkmış kendini savunuyor, daha doğrusu savunamıyor. Nerede bu insanlar? Söyleyemiyor. Çıksa dese ki, “Bu benim fikrim değildi, bana yaptırdılar” çok daha inandırıcı olacak.Olay geçen Ağustos’ta gerçekleşiyor, tam da cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi. “Pandemiye” diyerek aldıklarının dışındakiler de ha keza.

İşin rezillik tarafını geçtik artık. Ama en kötüsü alıştık be arkadaşlar. Kanıksadık. “İstihdam rezaleti” dilimizde çürüdü gitti, kuru bir slogandan ibaret. Hatta “ben de nasıl yararlanırım” düşüncesi çoğunluğa hakim oldu. Reddetmedik, mücadele etmedik, “yapamazsınız” demedik, onlar da yapmaya devam ettiler ve edecekler de. Toplumun talebi hala daha “beni gör” olmaya devam ettiği sürece, arz da ona uygun olacak.

En azından şu dibe vurduğumuz günlerde ağlayıp, sızladığımız kadar, yaşadıklarımızın sebeplerine de kafa yorsak keşke. Bu zihniyetin nelere mal olduğunu idrak etsek. Bunu yaptığımız gün, zararın neresinden dönersek kar olacak. Olay basit, bu zihniyetten önce kendimiz kurtulacağız, sonra da bu kafadakileri siyasetin dışına atacağız, olacak bitecek.


YERİN KULAĞI VAR

HAMASETLE PEYNİR GEMİSİ YÜRÜSEYDİ:

5’li konferansa şunun şurasında sadece 1 ay kaldı. Hala resmi pozisyon üzerinde toplumsal bir uzlaşı yok. Bırak uzlaşıyı, Meclis’in Cenevre’ye ne götürüleceğinden haberi yok. Nihayet bu hafta parti başkanları ile görüşülecekmiş. Tatar’a bakıyorsun, tek yaptığı hamasetin dibine vurmak. Tartışmasız destek kuvvetleriyle online görüşmeler servis ediyor, “halkımın desteği var” hissine kapılıp, mutlu oluyor. Sonra ne alaka gemiye binip Erenköy’e ağaç dikmeye gidiyor. Oysa yayınlanan anketlere baksa bu kadar rahat olmayacak, seçimde kendine oy verenlerin yüzde 50,5’i “federasyon” diyor…

ANASTASİADİS, PAPADOPULOS ÇİZGİSİNDE:

“Bazı sözde vatanseverler bölünmüşlüğün kalıcı hale gelmesine neden oluyorlar”… Bu sözler, Anastasiadis’in partisi DİSİ’nin şimdiki Başkanı Averof Neofitu’ya ait. Sebep, Papadopulos’un Müsteşarı, referandumda “Hayır”ın bayrakçısı, doğrudan ticaretin yapılmaması için büyük uğraşlar veren, uzlaşma karşıtı Tasos Conis’in müzakere heyetine alınması. Neofitu bir süredir anlaşma yanlısı demeçler veriyor. Görelim bakalım, eski başkanla yenisinin kavgası bir işe yarayacak mı…

BÖLÜCÜLÜK İSTEYİP DE İLAN ETMEYE UTANAN…:

Güney’de As Dame’ isimli örgüt, Rum Yönetiminin ara bölgeye çektiği dikenli tellerden bir kısmını Lefkoşa’ya getirip sergiledi. Diyorlar ki; “Müzakereler öncesinde 11 km telin yerleştirilmesi, bölücülük isteyip de ilan etmeye utanan iktidarın siyasi çıkar elde etme girişimidir. Devlet otoriterliği ırkçılık ve bölücülük ile kol kola gidiyor”. Ne kadar tanıdık.  Bizde toplumsal tepkiler, bu kadar ileri gidilmesini şimdilik engelliyor. Rum toplumuyla farkımız bu…

NASIL İNANALIM:

CTP ve AKEL ortak açıklamalarında, adada nihai hedefin, “BM’nin ilgili tüm kararları ve parametreleriyle tamamen uyumlu, siyasi eşitliğe sahip iki bölgeli ve iki toplumlu bir federal çözüm için stratejik bir siyasi anlaşmaya varmak olmalıdır” diyerek, iki tarafın samimi bir diyaloğa yeniden başlamaları gereğine dikkat çektiler. Anketlere göre bizde sorun yok. Ancak 2014’de AKEL’in bize attığı referandum kazığını hala unutmadık. Rum Ulusal Konsey’inde yapılan hazırlıklarda da AKEL’in ciddi bir itirazı yok gibi.

ÖDEDİK DEDİĞİNİZ PARA, İŞÇİNİN YATIRIMI:

Hükümet özel sektör çalışanı binlerce emekçiye ödediği paraların reklamını yapıyor. Yahu, bu ödediğiniz paralar işçinin kendi parası, emekli olduğunda tek güvencesi olan yatırımları. Çıkıp da bunu lütuf gibi insanların yüzüne vurmaktan, iş yapmış gibi göstermekten insan utanır biraz. O ödedik diye övündüğünüz paralar işçinin kendi parası… Ve zaten istediğinde bir miktar avans çekebiliyordu.

TOPLUMU DEĞİL, GÜNÜ KURTARMAK:

Son günlerde vaka sayısında yaşanan artış korkutuyor. Durum böyle iken, okulların açılması, oteller için “3 günlük kapalı” açılımlar, İstanbul’dan sonra Adana’nın da uçuşlara açılması gündemde. Yoğun bakım çalışanlarında yaşanan vaka sayısı artıyor. Hiçbir önlem ve kuralın uygulanmadığı PCR testlerinde izdiham yaşanıyor. Neyle nasıl denetleyeceksiniz? Bir kere de inandırıcı olun.

dünya mutluluk raporu 2021

FOTO GÜNDEM: BM her yıl olduğu gibi 205 ülke ve topluluk için mutluluk raporunu yayınladı. KKTC 74. sırada. Güney Kıbrıs 39.; Türkiye 104. sırada. Bu arada, bir not var, KKTC için kişi başına düşen milli gelir, sağlık ve gelecekle ilgili beklentilere ilişkin veriler eksik olduğundan, Güney Kıbrıs’ın verileri kullanılmış. Bu durumda sıranın çok daha fazla düşeceğini tahmin etmek zor değil. Başka ilginç bir veri, “yolsuzluk algısı” başlığında KKTC 115. sıraya geriliyor. Mutluluk endeksi için başka yoruma gerek var mı?